İlim Yayma Cemiyeti Muş Şubesi’nin Muş Öğretmenevi konferans salonunda düzenlediği “Modern Dünyada Çocuklarımız ve Müslüman Aile Kalabilmek” adlı konferansın konuğu eğitimci yazar Sait Çamlıca idi. Eğitimci yazar Sait Çamlıca`dan modern Dünyada çocuklarımız ve Müslüman aile kalabilmek konferansı 25 kasım 2015 tarihinde saat 19:30`da Bilgeder Necatibey caddesi Över apt. 18/4 Kızılay Ankara`da sevenleri ile buluşuyor.
Sait Hocamızdan güzel bir yazı buyrun; Coğrafya kaderdir. İbn-i Haldun’un bu muhteşem tespiti, ülkemizde yaşanan kargaşaların neden bitmediğini anlamama yardımcı oluyor. Yaşadığı coğrafya, sadece birey olarak insanın değil, o coğrafyada yaşayan toplumun da kaderidir.
Nasıl bir coğrafyada yaşıyoruz?
Üzerinde yaşadığımız toprakların sadece jeo-politik konumu değil, tarihi birikimi ve geleceği yönlendirme ihtimali de kaderimizi şekillendiriyor. Bin yıl boyunca bu coğrafyada hüküm sürmüş, altıyüz yıl boyunca güçlü bir hakimiyet sağlamış bir tarihi geçmişimiz var. Gücümüzü kırmak için, önce hasta ederek ‘hasta adam’ diye adlandırdılar, sonra parça parça ederek onlarca ülkeye bölünmemizi sağladılar, uzun yıllar iç kavgalarla uyuttular. Uyanmamamız için çalışmaya devam ediyorlar. Bu kadar uzun yıllar uğraşarak parçaladıkları coğrafya insanının, yeniden ayağa kalkmaması için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Biliyorlar ki, biz ayağa kalkarsak onlar oturmak zorunda kalacaklar.
Osmanlı liderliği
Coğrafyamızın geçmişi denilince, akla hemen Osmanlı gelir. Sadece doğulu tarihçiler değil, batılı – tarafsız – tarihçiler bile, Osmanlı’nın mükemmele en yakın yönetim tarzına sahip olduğunu itiraf etmek zorunda kalıyorlar. Mezhep, meşrep, ırk ayrımı yapmadan, din kardeşliği bayrağı altında coğrafya insanını, uzun yıllar bir arada tutmayı başaran Osmanoğulları, işini bilen yöneticilerin liderliğinde, elele verilince neler yapabileceğimizi bütün dünyaya gösterdi.
Ellerimizi birbirimizden ayırıp, bizi birbirimize düşürmeyi başardılar. Bu, sadece onların başarısı değil, aynı zamanda bizim de başarısızlığımızdır. ‘Ellerimizi kesseniz, bizi yine ayıramazsınız’ diyebilseydik, ‘Mezhebimiz, meşrebimiz, ırkımız, rengimiz farklı olsa da, kıblemiz bir, kitabımız ve önderimiz aynı’ diye kucaklaşabilseydik, tuzaklara ve oyunlara rağmen başarılı olamayacaklardı. Ama oyuna geldi, bölgesel liderlerimiz. İçeride hatalar yaptık. Hatalarımız gücümüzü zayıflattı.
Kucaklaşmayalım diye
Birçok İslam ülkesinin başına kuklalar getirtip, istedikleri gibi yönettiler. İşler istedikleri gibi gitmeyince, o milleti birbirine düşürdüler. Tüm İslam ülkelerini tek tek araştırsanız, aşağıda anlatacağım, kendi hikayemizin benzerine şahit olursunuz. Ben doğduğumda (1974), sağ sol kavgası vardı. Sağcılar solcu öldürmeyi sevap, solcular sağcı öldürmeyi devrim sanıyordu. 1980 darbesiyle sokak kavgaları bitti. 1984 yılında PKK terör örgütü eylemlere başladı. Otuz seneden fazla bir zaman geçtiği halde akan kan bitmedi. 1990’lı yıllarda başka bir yaramızı daha kaşıdılar. Alevi-Sünni tartışması başladı. Laik – Dindar tartışması hep yedekte tutuldu, sık sık gündeme getirildi.
Kendi yaşıtlarımın gördüğü, 41 yıllık kavgaları yazdım kısaca. Bu kavgada, kazanan taraf yok. Kavgayı körükleyenler, kavga devam ettikçe ayağa kalkamayacağımızı biliyorlar. Aklımızı başımızdan alıp, silahları ellerimize verdiler.
Kavgalar biter mi?
‘Abi bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerek?’ sözü, Şener Şen’in başrol oynadığı, Gönül yarası filminin en güzel sahnesidir. Bu kavgaya üzülmek, ölenlerin arkasından ağlamak için sağcı, solcu, Türk, Kürt, Alevi, Sünni olmaya gerek yok. İnsan olan, Müslüman olan üzülür buna. Memleketin gençlerine, ülkenin enerjisine yazık oluyor. Gençlik, gelecek demektir.
Ancak ‘coğrafyamız kaderimizdir’ gerçeğini de unutmamak gerekir. Bizi bizden daha iyi bilenler, bizim kucaklaşmamamız için ellerinden gelen her şeyi yapmaya devam edecekler. Onlar fitne tohumlarını ekecek, biz kardeşlik türküsü söylemeye devam edeceğiz. Onlar, Türk – Kürt kavgasını tetikleyecek, biz ‘ümmet’ tohumları ekmeye devam edeceğiz. Onlar farklılıklarımızı öne çıkartacak, biz ayniliklerimizi öne çıkartacağız. ‘Kim kazanır?’ sorusunun cevabı hiç değişmez. Kim daha çok çalışırsa o kazanır.