15 Temmuz darbe kalkışması ve Muş paneline konuşmacı olarak katılan Muş Alparslan Üniversitesi Öğretim Görevlisi Erdal Eker, herkesin bu tür ihanetlere karşı uyanık olması gerektiğini söyledi. Hain kalkışmada milletin kahramanca bir direniş gösterdiğini belirten Eker, “Bizi sonu gelmez badirelere ve derin bir kaosa sürükleyecek darbeden kurtardığı için Allaha hamd ediyor, Allah yolunda canını seve seve veren fedakârlığın zirvesi şehitlerimizi de rahmetle anıyorum. 15 Temmuz darbesine karşı şanlı direnişimizin 1. yıldönümünde özgür bir gelecek ve ümmetin kurtuluşuna bizi taşıması için de bu günlerin bir vesile olmasını diliyorum. 15 Temmuz darbe girişimi ülkemizde uzun bir darbe silsilesinin son halkasıdır ki inşallah son halkası olur. Uzun yıllar süren tek parti iktidarından sonra 1950 de çok partili sisteme geçilmesiyle şapka devrimi, takriri sükun ve istiklal mahkemelerinin zulmüyle sindirilmeye çalışılan halk Menderesi kendi sesi olarak iktidara taşıdı ve bu sayede Müslüman halk jakoben elitist batıcı kadroların dayatmalarına karşı en azından ezanına ve Kur’an’ına kavuşmak istedi. 1960 darbesiyle halkın iradesi kırılmış daha sonra ilk serbest seçimlerde menderesin varisi olarak gördükleri Süleyman Demirel’i halk tekrar iktidara seçmiş ancak 1971 muhtırasıyla hükümet devrilmiş ve ‘topum tankım yok ki askere karşı geleyim’ diyen Demirel, askeri vesayetin emriyle kurulan yeni hükümete iktidarı devretmiştir. Sonrasında 1980’e kadar sivil hükümetlerin yönettiği devlet 1978’lerde anarşinin kaosun zirveye çıkmasıyla 1980’de şartların olgunlaşması beklenerek tekrar darbeyle askeriyenin eline geçmiş ve bir günde sükûnet sağlanmıştır!” dedi.
“1000 YIL SÜRECEĞİNİ İDDİA ETTİĞİ POSTMODERN BİR DARBE BAŞLATMIŞTIR”
Eker, sözlerini şöyle sürdürdü: “28 Şubata gelinceye kadar 8 hükümet daha kurulmuş ve 28 Şubat 1997 de daha önce olduğu gibi asker demokrasiye balans ayarı vererek 1000 yıl süreceğini iddia ettiği postmodern bir darbe başlatmıştır. Müslüman halkın ensesinde irtica tehdidiyle boza pişirmeye devam etmiştir. Tüm anti demokratik söylem ve eylemlerini Müslüman halkın hadımlaşması için kullanan bu egemenler devletin merkezini arındırmak saf Kemalist ve Laik bir kurum profili yaratmak için özellikle askeriye ve yargıda katı bir tutum belirlemişlerdir. Şuan Cumhurbaşkanımızın danışmanı olan emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi 1996 da kadrosuzluktan emekliye sevk edilmiş ancak temel neden dindar kimliği ve bu kimliğe sadakati olmuştur. Ordudan irtica vesilesiyle atılan subaylar o yaşam tarzına itiraz edenlerdi. FETÖ o dönemde takiyye yaparak ‘amaca götüren her yol mubahtır’ mantığı ve bin bir türlü fetvayla mensuplarını içeride tutmuştur. 2002 seçimlerinde halk Erbakan’ın varisi olarak gördüğü Erdoğan’ı iktidara taşımış ve kendisi siyasi yasaklı olduğu için A.Gül başbakan olmuştur. Yeni Türkiye’nin halkın İslami kimliğini benimseyen ve ‘ümmetten ulus yarattık’ denen ulusçu paradigmayı yıkan ‘Türkiye dışındaki ümmet coğrafyasını’ gönül coğrafyamız olarak tanımlayan Kudüs’ü, Şam’ı Bağdat’ı, Saray Bosna’yı İstanbul’a kardeş kılan, Anadolu halkının ekonomik refahını sağlayan aynı zamanda başörtüsü yasağı gibi kimliğimizin kamusal alana yansımasını yasaklayan pozisyondan başörtüsüyle subay ve polis olunabilir pozisyona getiren yeni bir sivil iktidar oluşmuştur. Recep Tayyip Erdoğan one mınute ve dünya beşten büyüktür sözleri ve tutarlı davranışlarıyla sömürülen ve batı vesayeti altında ezilen tüm halkların da sembol ismi olmuş ve ümmetin manevi lideri olmuştur. Türkiye ‘de dindar kadrolara ihtiyaç duyulmuş ve ihya ve inşayı gerçekleştirirken bürokrasinin muhafazakârlara teslim edilmesi gerekmiş ve FETÖ en hazır cemaat olarak Erdoğan’ın da yanında yer almıştır. 27 Nisan e-muhtırası eldiven, ay ışığı, balyoz v.s romantik isimleriyle kurulan tezgâhları ile Türkiye’nin derin darbeci geleneği hareket etmiş ve Ergenekon örgütü olarak sivil iktidarı devirmek istemişlerdir. Hükümet bu darbe girişimlerine de iradesini koymuş ve ciddi bir müdahaleyle Türkiye’nin bağırsakları temizlenmek istenmiştir. Ancak FETÖ bunu da istismar etmiş ve her şeyi bir torbaya atarak önüne geleni cezaevine doldurarak bu vesileyle askeriyede mensuplarının önünü açmıştır.”
“TÜRKİYE’NİN ELİ ZAYIFLATILMAYA ÇALIŞILMIŞTIR”
“Mit tırları hadisesi ile Suriye direnişine ciddi bir ket vurulmuş ve uluslararası arenada Türkiye’nin eli zayıflatılmıştır” diye kaydeden Eker, “Ancak Erdoğan’ın Arap Baharı olarak anılan ve bizim için İslam coğrafyasının sykes-pickot anlaşmasında cetvelle çizilen suni sınırlardan tekrar İslami ruh ve özgürlük söylemiyle halkın başkaldırısının yanında yer alması ihvanı Müslüman, Nahda v.s cemaatleri batılılar gibi terörist görmeyerek halkın tercihlerine saygı duyması bunun yanı sıra mavi Marmara hadisesi gibi Amerika ve İsrail den bağımsız politikalar üretmesi, FETÖ’nun aslında daha önceden var olan ancak dışa vuramadığı ayrılığını tetiklemiş ve 1725 Aralık(2013) hadisesiyle beraber seküler batının lejyoneri olarak ümmete kılıcı çekmiştir. Mit tırları hadisesi(19 Ocak 2014) ile Suriye direnişine ciddi bir ket vurulmuş ve uluslararası arenada Türkiye’nin eli zayıflatılmıştır. En nihayetinde 15 Temmuz darbe girişimine geldiğinde yurtta sulh konseyi adıyla daha önceki darbelerle aynı argümanları kullanarak; Atatürk`ün önderliğinde cumhuriyetimizin koruyucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri, "yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesinden hareketle; vatanın bölünmez bütünlüğünü, milletin ve devletin bekasını devam ettirmek, Cumhuriyetimizin kazanımlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri bertaraf etmek, hukuk devleti önündeki fiili engelleri ortadan kaldırmak, milli güvenlik tehdidi haline gelmiş olan yolsuzluğu engellemek, terörizm ve terörün her türlüsü ile etkin mücadele yolunu açmak, temel evrensel insan haklarını, mezhep ve etnisite ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarımız için geçerli kılmak, laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti ilkesi üzerine oturan anayasal düzeni yeniden tesis etmek, devletimizin ve milletimizin kaybedilen uluslararası itibarını yeniden kazanmak, v.s aynı nakarat tekrar edilmiştir.”
“YENİ DÖNEMİN EN AYRIT EDİCİ VASFI ADALET OLMALIDIR”
İslam dünyası arasında inanca dayalı bir vadi oluştuğunu vurgulayan Eker, “Her darbe laik cumhuriyeti korumak, barışı sağlama ve evrensel insan hakları hukukunu yeniden egemen kılmak için yapılmış ve birkaç yıl sonra yeni bir darbe için sivil iktidara egemenlik devredilmiştir. Darbecilerin dini bir forma sahip olmalarının burada pek bir anlamı yoktur. Tüm darbeler Amerika icazetli NATO bürolarından hazırlanarak emir komuta zinciriyle gerçekleştirilir. Ancak bu kez ilk tepki binlerle ifade edilen ve İslami kazanımlarını gavura terk etmek istemeyen şahadet bilinciyle hareket eden İslami kesimden gelmiş ve sonrasında “lider taşın arkasına gizlenirse halk dağın arkasına gizlenir.” Diyen Erdoğan’ın halkı meydanlara davet etmesiyle milyonlar sokağa dökülmüş ve darbe engellenmiştir. Kutlu olsun. Başı ihanet ortası ticaret sonu da ibadet olan bu yapıya karşı hepimiz uyanık olmalıyız ancak daha önce Ergenekon davasının sulandırılması gibi herkesin FETÖ torbasına konulmamasına dikkat edilmelidir. Yeni dönemin en ayrıt edici vasfı adalet olmalıdır. Bugüne gelindiğinde; batının ülkemiz üzerinde derin hesapları vardır çünkü seküler batı ile İslam dünyası arasında inanca dayalı bir vadi oluşmuştur. Kavmi ve ırki kimlik tercihlerinin dışında akideye dayalı bir kimlik oluşmuştur. Bizler bu topraklarda kimliğimizin gerektirdiği adalet zemininde tüm insanların yaşayabileceği ve sivil iktidarların ancak seçimle gelip gidebileceği bir gelecek tasavvur etmeliyiz. Kodlarımızı da başta asrı sadet olmak üzere İslam Medeniyetinin engin ufkundan almalıyız. İslami fikriyata sahip ümmet bilincini kuşanmış bir gençliğin yetişmesi için emek harcamalıyız” şeklinde konuştu.