Her pazartesi saat 21.30`da TRT 6`da Mehmet Baki` tarafından yayımlanan Teke Tek Siyaset`in bu haftaki konuğu AK Parti Muş Milletvekili Faruk Işık oldu. Canlı yayımlanan programda ülke gündemi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Işık, 17 Aralık operasyonu, kürt sorunu, yerel seçimler ve demokratikleşme adımları ile ilgili konuştu. Kürtçe yayımlanan programda ilk olarak 17 Aralık operasyonu ile ilgili konuşan Işık, yapılanın bir darbe girişimi olduğunu savundu.
Işık, programda şunları kaydetti: ""Bizim kadim geleneğimiz Şeyh Edibali’nin en güzel şekilde ifade ettiği ‘İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın’ ilkesi üzerine inşa edilmiştir. Devlet insan için vardır, insana hizmet için vardır. İnsanına değer vermeyen, insanını öteleyen, dışlayan, vatandaşları arasında ayrım yapan, kendini vatandaşına karşı koruma altına alan bir devlet, hizmet üretemez, hakları güvence altına alamaz, ülkeyi büyütemez ve refahı tesis edemez. Devlet, kendini halkının karşısında konumlandıran bir varlık değil, halkıyla varolmak zorunda olan, halkına hizmetle mükellef olan bir yapıdır.
Demokratikleşme adımları, Türkiye özelinde 21. Yüzyılın ilk on yılına damgasını vururken gelecek yılların temel tartışma gündemini de belirlemiştir. Özellikle 2009 sonrası ‘Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ sürecinde yoğunlaşan bu tartışmalar, esasen devletin demokratikleştirilmesini ve sivilleşmesini hızlandırdığı gibi siyaset kurumunu da güçlendirmiştir. Bu süreçte hayata geçirilen ve millet ile devlet arasındaki engelleri kaldırmayı amaçlayan düzenlemeler, son tahlilde devletin etkisini azaltıp, sivil toplum alanını genişletmeyi ve bireyi öne çıkarmayı hedeflemektedir. Kürtler, Aleviler, Romanlar, gayrimüslim vatandaşlar gibi çeşitli toplum kesimlerini ilgilendiren Demokratikleşme adımları, Türkiye özelinde 21. Yüzyılın ilk on yılına damgasını vururken gelecek yılların temel tartışma gündemini de belirlemiştir. Özellikle 2009 sonrası ‘Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ sürecinde yoğunlaşan bu tartışmalar, esasen devletin demokratikleştirilmesini ve sivilleşmesini hızlandırdığı gibi siyaset kurumunu da güçlendirmiştir. Bu süreçte hayata geçirilen ve millet ile devlet arasındaki engelleri kaldırmayı amaçlayan düzenlemeler, son tahlilde devletin etkisini azaltıp, sivil toplum alanını genişletmeyi ve bireyi öne çıkarmayı hedeflemektedir. Kürtler, Aleviler, Romanlar, gayrimüslim vatandaşlar gibi çeşitli toplum kesimlerini ilgilendiren düzenlemeler, toplumun bu sorunlarla yüzleşmesini sağlarken, aynı zamanda sorunların serbestçe tartışılmasına ve çözüm arayışlarının hızlanmasına zemin hazırlamıştır.
ÇÖZÜM SÜRECİ NEDİR NE DEĞİLDİR?
Çözüm sürecine girmeden evvel bu ülkede AK PARTİ öncesinde neler oldu - neler olmadı – terör nedir? Neler yapıldı? AK PARTİ geldikten sonra neler yapıldı? Bunları bilelim ki çözüm sürecinin anlamını kavrayabilelim. Eğer biz bu ülkede geçmişte olup bitenleri bilmezsek, farkında değilsek AK PARTİ sonrasında gerçekleştirilen hukuk devrimlerinin anlamını bilemeyiz, anlayamayız. Milli Birlik ve Kardeşlik projesini daha sonraki çözüm süreci için atılan adımların nasıl bir devrim niteliğinde adımlar olduğunu kavrayamayız.
Tüm kamuoyunun bilmesini isterim ki, bu ülkenin her bir çakıltaşı benim için değerlidir. Bu ülkenin vatandaşı olmak benim için şereftir. Bu ülkede dünyaya gelmek, bu ülkede büyümek ve bu ülkeye hizmet etmek benim için Allah’ın bir lütfüdür. Ama maalesef bu ülkede AK PARTİ öncesinde bir inkar politikası vardı, bir red politikası vardı, bir asimilasyon politikası vardı, yasaklar vardı, sürgünler vardı, OHAL`ler, sıkıyönetimler vardı, DGM’ler, İstiklal Mahkemeleri vardı. Köy boşaltmalar, köy yakmalar, batıya göçler vardı. Bunları bilmek zorundayız. Daha önceleri yani AK PARTİ hükümetleri öncesinde bu yasaklara karşı durmaya ve inkar politikalarını ortadan kaldırmaya çalışan Sn. Özal ve Sn. Erbakan’ın akıbetlerini bütün Türkiye toplumu biliyor.
Ama maalesef bu ülkede demokratik bir hukuk devleti adına, özgürlükler adına, birey hakları adına, kardeşlik hukuku adına, adalet adına ciddi sorunlar vardı. Bu sorunları çözmek için de kimse elini taşın altına sokmuyordu. Taki AK PARTİ hükümeti ve Sn. Recep Tayyip Erdoğan Başbakanımız gelinceye kadar. Yani çözümsüzlüğün bir siyaset tarzına dönüştüğü, siyasetin çözüm değil çözümsüzlük arayışı içinde üretildiği bir ortamda reform yapmak son derece zordur. İşte Sn. Başbakanımız bu zoru başardı ve başarmaya devam ediyor.
23 yıl kendi ülkemde Mülki İdare Amirliği – Kaymakamlık, Vali Yardımcılığı yaptım. O yüzden ülkenin yasalarını ve yönetimlerini iyi bilen birisiyim. Onun için rahatım; diyebilirsiniz ki çözüm sürecinin şu andaki durumu nedir ve çözümün neresindeyiz. El cevap çözüm süreci çok iyi gidiyor, şu anki konumumuz fevkalede iyidir. Çözümün neresindeyiz diye düşünebilirsiniz. Bugün gelinen noktada hayata geçirilen öneriler son 11 yılda Kürt sorununun çözümü için Din ve Vicdan özgürlüğü, başörtüsü sorununa dair ayrı ayrı devrim sayılabilecek adımlar atılmıştır.
On yıllık demokratikleşme sürecinde, farklı dil ve lehçelerin kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması ve bu dilleri geliştirilmesi başta olmak üzere kültürel hakların genişletilmesi ve eğitim sisteminin daha demokratik ve çoğulcu bir yapıya kavuşturulması noktasında oldukça önemli adımlar atılmıştır. Şöyle ki; Kürtçe ile ilgili yasakların ortadan kaldırılmasıyla, Enstitülerin ve Kürt Dili Edebiyatı bölümlerinin açılması – Kendal Nezan Paris Kürdoloji Enstitüsü örneği, Bugünkü Üniversitelerdeki durum; 2003 yılında yapılan değişikliklerle farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi amacıyla özel kurs açma imkanı. Üniversitelerde farklı dil ve lehçelerle ilgili birimlerin açılması, Akademik araştırma yapabilmesi vs. Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin yakınlarıyla anadillerinde görüşebilmesi mümkün hale geldi.
Ana dilde savunma hakkı
Vatandaşlarımızın kamu hizmetlerinden daha etkin yararlanabilmesi için farklı dil ve lehçelerde tercüman istihdamı sağlandı. Vatandaşlarımızın çocuklarına arzu ettikleri isimleri verebilmelerinin önündeki engellerin kaldırılması. Yerleşim birimlerine eski isimlerinin iadesi imkanının sağlanması. Türkiye’de geçmişte pek çok bölgenin ismi siyasi ve ideolojik nedenlerle değiştirilmişti. Bu durum vatandaşlarımızın aidiyet duygularının zedelenmesine ve coğrafi irtibatlarının kopmasına yol açıyordu. Sinema, Video ve Müzik eserlerine yönelik yasakların kaldırılması. Farklı dillerde yayın yapan sayısız TV ve radyoların açılmasının ve farklı dillerde ki kültürel faaliyetlerin önünün açılması.
TRT 6 ve benzeri Özel TV ve Radyolar. Örneğin; Kürtçe kasetlerden dolayı insanların uğradığı hukuk dışı muameleler. Melle’lerin (Yerel Din Adamları – Medrese mezunları) Devlet tarafından istihdamı Kürtçe mevlüt ve vaazlerin camilerde verilmesinin sağlanması. "Ben kürdüm ve bu memlekette Kürtler vardır" dediği için hapse atılan eski bakan Şerafettin ELÇİ’nin Cizre Havaalanına isminin verilmesi Ülkenin Sosyal Barışı için atılan önemli bir adım olarak görüyoruz. Kullanımı yasak olan harflerin kullanımı serbest bırakıldı. Köye Dönüş Projesi; AK PARTİ öncesinde değişik rakamlar olmasıyla beraber 3 bin köy ve mezranın boşaltıldığı, 3 Milyona yakın insanın yerlerinden göç ettiğinden bahsedilmektedir.
ÇÖZÜM SÜRECİNE YÖNELİK MUHTEMEL SENARYOLAR;
Çözüm süreci ile beraber Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi sayesinde çok şükür şehit haberleri gelmiyor, başka bir ifade ile son bir yıldır dağlardan hiçbir kente cenazeler gitmiyor, anaların gözyaşı akmıyor. Bütün bunlar birilerini rahatsız etmekte Türkiye kendi iç sorununu kendi başına nasıl çözer diye. Cenazeler üzerinden siyaset yapma şansı ortadan kalkınca bazılarının siyaset musluğu bozuldu. Buda birilerini rahatsız ediyor. Diyarbakır da Sn. Barzani ile tarihi buluşma ve bu buluşmada kardeşlik mesajlarının verilmesi, Şiwan Perwer’ in 38 yıl aradan sonra ülkesine geri dönmüş olması, ziyaret etmiş olması. Beklenen muhtemel senaryolar; Yerel seçimlere kadar birçok kirli planı devreye koyup AK PARTİ’nin oylarını düşürmek, İstanbul ve Ankara gibi büyükşehir belediye başkanlıklarını AK PARTİ’den almak. Eğer bu plan başarılı olursa İkinci aşama da Barış, Demokratikleşme hamlelerini ve çözüm sürecini baltalamak. Demokratikleşme standardı en yüksek olan ve sürekli bu standardı geliştiren bir ülke olan Türkiye ekonomisi, gelişen ve büyüyen GSMH’da kişi başına düşen gelir 10 dolarların üzerine çıkan Türkiye, Batı’da yaşanan ekonomik krizlerden en az etkilenen ülke yine Türkiye. Ülkemiz hiç şüphesiz birileri için operasyon havzasındaki en kilit ülke konumundadır. Bu coğrafyanın yangına dönmüş halleri göz önünde iken kadim korkulardan arınarak iç sorunlarını çözmeye başlayan, eşitlik temelinde bir demokrasi inşa etmeye çalışan, diğer ülkelerdeki Kürtlerle ilişkilerini geliştiren ve ekonomik istikrarı yakalayan bir ülkenin bütün başarıları elde eden yöneticilerinin halkın içinden gelip seküler dünyadan gelmemiş olmaları Türkiye’yi sevmeyenler için büyük bir sorun teşkil ediyor. Gezi ve benzeri olaylar karşısında dik duran ve halkın iradesine sahip çıkan Sn, Başbakanın varlığı, yeni coğrafyada dominonun devrilmeyen tek taşı olan Başbakan Erdoğan’ın üzerinde oyunlar oynanmaktadır. Bu güne kadar yapılan bütün denemeler, gerek Türkiye halkının sağduyusu, gerekse Sayın Başbakanımızın kararlı ve dik duruşuyla boşa çıkmıştır. Daha da önemlisi bu planları yapanların unuttuğu bir gerçekliktir. O gerçekliği Sezai Karakoç şu dizelerde dile getiriyor. “Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır. Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır, Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır”
Okullarda okutulan öğrenci andı uygulamasına son verildi. 1933 yılında MEB tarafından yayınlanan bir genelge ile okullarda andın okutulmasına başlanılmıştı. Soğuk savaş döneminde kapalı toplumlarda bir dönem öğrencilerde milli bilinç uyandırılması amacıyla toplu ve sözlü tekrarlara dayanan törensel uygulamalar söz konusu olmuştur. Günümüzde bu tür uygulamalar güncelliğini yitirirken, ileri demokrasilerde benzer uygulamaların terk edildiği gözlenmektedir. Ülkemizin insanları bütün bu özgürlük ortamını yakalamışken, demokrasinin nimetlerinden faydalanırken bu huzur ve güven ortamından rahatsız olanlar vardır, atını oynatamayanlar da rahat durmamaktadırlar.
17 ARALIK OPERASYONU;
Son derece planlı hazırlanmış bir hareket. Bunun arkasında stratejik ve çok kuvvetli bir beyin var. Atacakları adımları çok güzel hazırlanmış, bunun Hükümeti yıkma amacı güttüğü apaçık belli. Çünkü bu şekilde olayların kamuoyunun gözünde Türkiye’nin boğazına kadar yolsuzluğa battığı imajını uyandırmaya çalışıyor. Asıl amaç Hükümete yönelik bir darbe yolsuzluk ise bunun kılıfı. Bu operasyonlarla etki amaçlanıyor, iddialar bir arada olunca muhakkak sonucu olacak diyorlar. *Dosyalar- bilgiler- fotoğraflar basına servis ediliyor, bütün bunlar çıksın insanların zihninde derin izler bıraksın. *Bu hususun seçimlerin arefesinde yapılmış olması siyasi amaç güdülüyor, bununla güdülen amaç ise AK PARTİ iktidarını yıkmaktır. *Sn. Başbakanımıza yönelik olan bu tertip kabul edilemez. Bu ülkenin Başbakanının iktidara gelişiyle gidişinin nasıl olacağı bellidir. Ortada sandık var, ortada AK PARTİ kongreleri var. *Bu operasyonla Türkiye’ye açıkça süikast yapıldı. Yolsuzluk kılıfına sokulmuş küresel ölçekte bir operasyondur. Yolsuzluk operasyonları kamu yararı için yapılır. Ülkeyi kaosa sürüklemek veya ekonomiyi tarumar etmek için değil. Hedefin siyasi olduğu ve seçime hedeflendiği, kilitlendiği apaçık belli. *Bazı odaklar AK PARTİ’yi tamamen yok edecek bir projeyi hayata geçirmeye çalıştıkları ortada. Türkiye’nin söz sahibi olmasını istemiyorlar, Türkiye Ortadoğuda ben de varım dedi operasyon geldi. AK PARTİ’den içeride ve dışarıda rahatsız olanlar var. Türkiye’nin İran ve Irak politikasından rahatsız olanlar, Mısır söyleminden, Suriye politikasından, dev projelerden rahatsız olanlar, çözüm sürecinden rahatsız olanlar var Türkiye’nin büyümesinden rahatsız olanlar var. Sn. Başbakanımızın Barzani ile Diyarbakırda kardeşlik mesajı vermeleri, Kuzey Irak yakınlaşması, Irak Petrollerinin Türkiye’ye akmaya başlamasıyla bundan rahatsız oldular. Hemen ardından Halkbank uluslar arası anlamda itibarsızlaştırıldı. *Hedefleri arasında çözüm sürecini baltalamak, ülkede tekrar kan akmasını sağlamak, *İyi giden, gelişen ve büyüyen Türkiye ekonomisine darbe vurmak ve Türkiye’nin uluslar arası imajının sarsılmasını ve içine kapanmasını sağlamak" (Tır olayında olduğu gibi) Işık program sonunda Mamoste Cigerxun’un şu dörtlüğünü okudu. Ezi bıjem Le hûn, dıle xqe megrın, Dünya ne hejaye emı tev bımrın, Em tev Bırane, Jı de-u yek bav Je mıriyanra çı maye jı bılenav."