Menü Muş Şark Haber
Tarih: 04.04.2013 14:04
ÇELİK´TEN BİR GÜNDE 4 AYRI SORU ÖNERGESİ

ÇELİK´TEN BİR GÜNDE 4 AYRI SORU ÖNERGESİ

Facebook Twitter Linked-in

BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, Ankara Emniyet Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğinde işkence yapıldığı iddiasına, Ankara Keçiören`de A Takımı olarak bilinen grupların saldırı iddialarına, Yeni doğan bebek tarama formu ile fişleme yapıldığı iddiaları hakkında soru önergelerinde bulundu
Yazılı basın açıklamasında bulunan Demir Çelik, şu ifadelere yer verdi; “Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında bulunan üç kişinin işkence ve kötü muamele gördüğü iddia edilmektedir. Cinayet Büro Amirliği’nde gözaltında bulunan şüphelilerin avukatları ile görüştürülmediğini ve avukatlarından birinin zorla dışarı çıkartılarak darp edildiği öne sürülmektedir. Gözaltındaki şahısların insanlık dışı muamelelere maruz bırakılarak işkenceye uğradıkları kamuoyuna yansıyan bilgiler dâhilindedir. Ayrıca avukatlarının savcılığa işkence iddiaları doğrultusunda yazılı olarak başvurduğu fakat savcının bu başvuruyu kabul etmediği de iddialar arasındadır. Özetlediğim bu gelişmeler nazara alındığında aşağıdaki sorularımın cevaplanması hâsıl olmuştur. 1- Ankara Emniyet Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğinde yaşandığı iddia edilen bu olaylardan haberdar mısınız? 2- Ankara Emniyet Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğinde yaşandığı iddia edilen bu olaylar sonucunda herhangi bir soruşturma başlatılmış mıdır? 3- 2002–2013 Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde işkence ve kötü muamele ile ilgili kaç olay yaşanmıştır? Bu tarihlerde yaşanan olaylar doğrultusunda kaç kolluk kuvveti personeli hakkında soruşturma başlatılmıştır? Konu ile alakalı açılan soruşturmalar var ise bu soruşturmaların sonuçları nelerdir? 4- Kolluk kuvvetleri personeli tarafından uygulanan işkence ve kötü muamelelerin tespiti ve gereken önlemlerin alınması için Bakanlık olarak yürütülen çalışmalar nelerdir? Bu çalışmalar hangi kurumlarla ortaklaşa yürütülmektedir?
ANKARA KEÇİÖREN’DEKİ OLAYLAR
Daha önce Ankara Keçiören ilçesi belediye başkanı Sayın Turgut Altınok döneminde kurulduğu iddia edilen ve ilçe halkına baskı ve şiddet uygulayan, kendilerine A Takımı diyen bir grubun, ilçe halkını yeniden rahatsız etmeye başladığı iddia edilmektedir. Özellikle Keçiören ve Pursaklar bölgelerinde halka açık alanlarda veya evlerinin önünde içki içen, kız arkadaşıyla dolaşan kişileri tespit edip 15-20 kişilik gruplar halinde saldırdıkları ve bu kişileri darp ettikleri iddia edilen kişilerin, herhangi bir kolluk kuvveti tarafından engellenmediği de dile getirilmektedir. Bu grubun saldırısına uğrayan son kişiler ise Yılmaz Kayoz ve kardeşi Özkan Kayoz’dur. Ellerinde “sallama” diye tabir edilen kesici aletler ve çeşitli silahlar bulunan grubun saldırısına uğrayan bu kişiler, kendilerine A Takımı adını veren grup tarafından öldüresiye dövüldüklerini öne sürmüşlerdir. Olaya şahit olan yurttaşların kamuoyuna yansıyan ifadelerinde, saldırıyı gerçekleştiren şahısların Keçiören belediye başkanı Sayın Mustafa Ak’ın korumaları olduğu yönündedir. Özetlediğim bu gelişmeler nazara alındığında aşağıdaki sorularımın cevaplanması hâsıl olmuştur. 1. Geçmiş yıllardan buyana Ankara Keçiören ilçesinde, ilçe halkını baskı ve şiddetle sindirmeye çalışan ve kendilerine A Takımı adını veren bu gruplardan haberdar mısınız? 2. Bu grupların Keçiören belediyesi bünyesinde örgütlendiği, direkt olarak belediye başkanına bağlı olarak çalıştıkları ve bazı belediye araçlarının bu kişilere tahsis edildiği iddiaları doğru mudur? Doğru ise bunun gerekçeleri nelerdir? 3. Bahsi geçen A Takımı tarafından darp edildiğini iddia eden şahıslar ilçede görevli polis memurlarının duruma seyirci kaldığını öne sürmektedir. Yaşanan bu olaylar karşısında görevini yerine getirmediği iddia edilen polis memurları hakkında soruşturma başlatmayı düşünüyor musunuz? 4. 2002–2013 yılları arasında Keçiören belediyesi sınırları içerisinde kaç darp, yaralama, cinayet vakası yaşanmıştır?
ÜLKEMİZDEKİ TARIM İŞÇİLERİ
Ülkemizde mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarının araştırılarak, ihtiyaçlarının tespit edilmesi ile gereken önlemlerin alınması ve çalışma ve sosyal hayatlarının iyileştirilmesi yönünde çalışmaların yürütülmesi için Anayasanın 98. İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. Gerekçe ise; Ülkemizdeki tarımsal faaliyetlerin yapısının bir sonucu olarak çalışma sürelerine göre "sürekli" ve "geçici" olarak ayrılan tarım işçilerinin büyük bir çoğunluğunu mevsimlik yani geçici tarım işçileri oluşturmaktadır. Her yıl binlerce mevsimlik tarım işçisi içinde bulundukları yetersiz ekonomik koşullar sebebi ile yaşadıkları bölgelerden göç etmek zorunda kalmaktadır. Yaşadıkları yerde iş imkânı bulamayan tarım işçileri, mevsimlik işçi olarak yoğunlukla Çukurova, Ege ve Karadeniz bölgelerine göç etmektedir. Günlük ortalama 10-20 Türk Lirası gibi rakamlara çalışan bu işçiler eğitim, sağlık, ulaşım, güvenlik, barınma, sosyal ilişkiler, iş ve sosyal güvenlik gibi birçok sorun ile karşı karşıya kalmaktadır. Esasında bu işçilerimizin en büyük sorunu, onları göç etmeye zorlayan devletin eşitsizlik üzerine kurduğu sosyo-ekonomik politikalarıdır. Mevsimlik tarım işçilerimizin topyekûn bütün sorunlarının altında bu ana sebepler yatmaktadır. Başta bölgeler arası görülen ekonomik ve sosyal dengesizlikler, ülkemizde iç göçün en önemli sebeplerinden biridir. Göçün artmasındaki diğer nedenlerden biride, kırsal alandaki aile yapısında görülen geleneksel geniş ailelerin bölünerek, çekirdek aileleri oluşturmasıyla tarımsal üretim davranışlarının değişmesidir. Bu sebeplere, hızlı nüfus artışı ile kırsalın nüfusu besleyemez hale gelmesi, tarımda makineleşme, tarım kesiminin gelir dağılımından az pay alması ve siyasi nedenler de eklendiğinde mevsimlik işçilerin içinde bulunduğu durum daha da içinden çıkılmaz bir hal almaktadır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde yaşayan yurttaşlarımızın, yıllardır süre gelen silahlı çatışmalara maruz kalmaları, köylerinin yakılması, tarım alanlarının yok edilmesi ve üretim yapabilseler dahi ürettiklerini satabilecekleri mekanizmalardan yoksun bırakılmaları, onları bu göçlere zorunlu kılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tüm bu ekonomik ve siyasi nedenler sonucunda, mevsimlik işçilerin çoğunluğunu Kürt yurttaşlar oluşturmaktadır. İş sözleşmelerine sahip olmayan mevsimlik geçici tarım işçileri, iş güvencesizliğinin en çok yaşandığı kesimi oluşturmaktadır. Kamu kesiminde çalışan tarım işçilerinin dışında kalan tarım işçilerinin de birçok haktan yoksun olduğu ve iş kanunu ile Sosyal Sigortalar Kanunu`nda kapsam dışı bırakıldıkları düşünülürse geçici tarım işçileri için durumun daha da kötü olması kaçınılmazdır. Sosyal güvenceden yoksun bırakılmanın yanında, mevsimlik işçilerin kaldıkları yerlerin evsel atıkların toplandığı yerlere ve hayvan barınaklarına yakın olması, içme ve kullanma suyu temininin kontrolsüz olması nedeniyle ciddi sağlık problemleri oluşmaktadır. Aileleri ile birlikte göç etmek zorunda kalan çocuklar ise eğitim olanaklarından yoksun bırakılarak eğitim hayatının dışına itilmektedir. Buna ek olarak mevsimlik işçilerin etnik ayrımcılığa maruz kaldıkları ve ötekileştirildikleri de bir başka gerçekliktir. Giresun, Samsun ve Ordu`da Kürt işçiler yerine fındık toplamak için Gürcistan`dan işçi getirilmesi yönünde karar alınması bu etnik ayrımcılığa örnek teşkil edecek bir uygulamadır. Ülkemizde mevsimlik tarım işçiliğine mahkûm edilmiş insanlarımızın yaşamak zorunda bırakıldığı koşulların giderilmesi için acil önlemler alınmalı, yeni bir tarım politikası ile toprak reformu gerçekleştirilerek, bu insanlarımızın kendi topraklarında yeniden tarımsal üretime katılmaları sağlanmalıdır. Mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarının çözümü ancak bölgeler arası ekonomik ve sosyal dengesizliklerin giderilmesi ve toprak reformu ile mümkün olacaktır. Ülkemizde mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarının araştırılarak, ihtiyaçlarının tespit edilmesi ile gereken önlemlerin alınarak, çalışma ve sosyal hayatlarının iyileştirilmesi yönünde çalışmaların yürütülmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir Araştırma Komisyonu kurulması gerekmektedir.
YENİ DOĞAN TARAMA FORMLARI
Yeni doğan bebeklerin hasta olup olmadığının anlaşılması için hazırlanan “yeni doğan tarama formları” hasta mahremiyetini ihlal edici bölümler içerdiği kamuoyuna yansıyan bilgiler dâhilindedir. Yeni doğan bebeğin evlilik içi mi yoksa evlilik dışı mı olduğuna dair soruların bulunduğu form, ayrıca çocuğun dini ile ilgili bölümler içermektedir. Bununla beraber bebeğin dininin sorulduğu alana, ancak 6 harfin yazılabileceği ve örneğin dini “Hıristiyan” olan birinin istese de bu bölümü dolduramayacağı iddia edilmektedir. Yeni doğan taraması, doğumsal metabolizma hastalıklarının bir kısmında erken tedavi ile geriye dönüşümü olmayan kalıcı hastalıkların ya da ölümün önlenmesi için gerçekleştirilen bir taramadır. Bu açıdan hiçbir veri çocuğun doğmuş olması dışında zorunlu tutulmamalıdır. Yeni formlar, önceli formlara göre bu duruma aykırı bölümler içermektedir. Yeni formlarda bebeğin babasının T.C. kimlik numarası, evlilik içi olup olmadığı, dini gibi, bebek için tıbben gerekli olmayan bilgiler istenmektedir. Özetlediğim bu gelişmeler nazara alındığında aşağıdaki sorularımın cevaplanması hâsıl olmuştur. 1. Amacı yalnızca yeni doğan bebeğin sağlık durumunu kontrol etmek olan bir formda, bebeği tıbbi olarak ilgilendirmeyen soruların sorulmasının gerekçeleri nelerdir? Bu bilgiler 3. Şahıslarla veya herhangi bir kurumla paylaşılmakta mıdır? Paylaşılıyor ise bunun gerekçeleri nelerdir? 2. Yaşandığı iddia edilen bu durum sizce de hastaların mahremiyet hakkını ihlal etmiyor mu? 3. Bahsi geçen formda bebeğin babasının T.C. kimlik numarasının yazılması gereken alanın zorunlu olarak doldurulması gereken bir alan olduğu iddia edilmektedir. Bu iddia doğru ise gerekçesi nedir? 4. Yeni doğan bebeği ve doğum yapan kadını sağlık hizmetleri alabilmeleri için baba T.C.’sine zorlamak sizce de cinsiyetçi bir uygulama değil midir? 



Orjinal Habere Git
— HABER SONU —