Belediye meydanında bir araya gelen KESK üyeleri, ‘sürgün bir insanlık suçudur’ pankartı açarak tepki gösterdi. Burada ‘Susmayacağız, yılmayacağız, diz çökmeyeceğiz…’ sloganı atan KESK üyeleri basın açıklaması yaptı. KESK dönem sözcüsü İdris Gürkan’ın yaptığı açıklamada: “Nefes almanın gittikçe zorlaştığı bu coğrafyada demokratik haklarımız için durmadan, yorulmadan mücadele ettik. Her gün ama her gün canların toprağa düştüğü bu günlerin yaşanmaması adına sokaklarda barış çağrısında bulunduk. Buna karşılık Muş Valisi geldiği günden beri biz emekçileri açıkça hedef göstermiştir. Kurum kurum gezip, “burada kaç hain olduğunu biliyorum” deyip üyelerimizi tehdit etmiş, ben sizinle değil sizin ağababalarınızla uğraşacağım” demiştir. Bilinmesini isteriz bu tür kul, köle, ağa ilişkileri bizim sendikamızda bulunmaz. Biz bir birimizin yoldaşıyız, arkadaşıyız.
Muş valisi, hemen hemen gezdiği tüm okul ve kurumlarda, o kurumun ihtiyaçları veya vizyonuna yönelik, Muş’un eğitim veya sağlık sorunlarının çözümüne yönelik tek bir çözüm önerisi sunmamıştır. Memurlar siyaset yapıyor söylemi gerçek anlamda yerini bulmazsa bu açıklama ucuzluktan öte bir anlam taşımaz. Evet, kurumlarda siyaset yapılıyor. Hem de siyasetin emri dışında tek bir yaprak bile kımıldamıyor. Ama bu siyaset AKP lehine siyasettir. Eğer AKP lehine bir şey varsa herkes itaat ediyor. AKP’li siyasilerin istemleri dışına çıkabilecek cesarete sahip Muş’ta tek bir tane bürokrat yoktur. Şimdi durum böyleyken kurnazca hareket edenler, sadece BARIŞ istiyoruz diye bize yapmadıklarını bırakmıyorlar. Bizleri AKP’nin memuru yapmaya çalışıyorlar, kabul etmediğimiz zaman da bizleri siyaset yapmakla suçluyorlar. Evet, biz insanlığın, insan olmanın gereklerini yerine getiriyoruz. Ne mi yapıyoruz: Örneğin yalakalık yapmıyoruz ve onursuzca tavırlar almıyoruz. Örneğin yolsuzluklara, haksızlıklara, hukuksuz uygulamalara, yandaş kayırmaya, liyakatsiz atamalara karşı çıkıyoruz. Her şeyden önemlisi bizler savaşa karşı çıkıyoruz. Çünkü insan olmanın gereği budur. Çünkü biliyoruz ki, tarih hepimizi sorgulayacak. Dün 12 Eylül faşist generalleri karşısında hazırolda bekleyen anlayış nasıl lanetleniyorsa bugünkü haksızlıklar karşısında aynı tavrı sergileyenler ve kraldan daha kralcı olanlar da gelecekte utanç kavramının temsilcisi olacaklardır” dedi.
“Arkadaşlarımız hakkında sürgün kararını alanlar resmen bir senaryoyu hayata geçiriyorlar” diye ifade eden Gürkan, şunları söyledi: “Yani kılıfına uydurma maksatlı soruşturmalar yapılıyor özetle. Hukukun üstünlüğü değil üstünlerin hukuku mantığıyla hareket ediliyor. Kabul etmiyoruz. Kabul etmeyeceğiz. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar bizler iktidarın kölesi olmayacağız. Yandaş sendika Memur-Sen ahlaki sınırları zorlayacak derecede siyasete batmasına karşılık haklarında tek bir soruşturma açılmamıştır. Memur-Sen bu ilde AKP’ nin önseçimine katılıp imza karşılığında oy kullanmıştır. Yine bu yandaş sendika, engellileri ve yetimleri “AKP’ ye oy vermezseniz maaşlarınız kesilir.” diye tehdit etmiştir. Burada sayamayacağımız pek çok kirli politik uygulamaya imza atan Memur-Sen’ in üye ve yöneticileri koltuklarla ödüllendirilirken, Tahir Elçi’nin öldürülmesi, Ankara katliamı gibi dünyada yankılanan olaylarla ilgili tutumundan dolayı, KESK, siyaset yapmakla suçlanmaktadır. Bütün bunların bir sonucu olarak Eğitim-Sen Şube Eşbaşkanımız Derya Yolcu Çankırı ilinin ıssız bir köyüne, Eğitim-Sen’de uzun yıllar yöneticilik yapmış Kasım Sığınç arkadaşımız Kastamonu ili Azdavay ilçesine ve Büro Emekçileri Sendikası Muş İl temsilcisi Zahir Aktaş arkadaşımız ise Kütahya ilinin Çavdarhisar ilçesine sürgün edilmiştir. Gururla ve onurla haykırmak isteriz ki bu sürgünlerin nedeni yolsuzluk ve hırsızlık değildir. Sürgünlerin nedeni onurlu bir duruş, taviz vermeyen bir yürüyüştür. Bu sürgünler hafife alınabilecek uygulamalar değildir. Çok iyi biliyoruz ki, arkadaşlarımız gittikleri yerlerde faşizan kesimlere hedef gösterilecekler. Halkımızın huzurunda ifade etmek isteriz ki arkadaşlarımızın gidecekleri yerde karşılaşacakları her türlü baskı ve saldırının sorumlusu, bu kirli uygulamalara imza atanlardır. Baskıların bunlarla sınırlı kalmayacağını, çok daha derinleşeceğini de biliyoruz. Hatırlatmak isteriz; bu onurlu yürüyüşümüzü ne Roboski Katliamı, ne Suruç Katliamı ne de 103 canımızı yitirdiğimiz Ankara Katliamı durdurabilmiştir. Bedeni bombalarla parçalandığı halde mücadelesinden taviz vermeyen halkın emekçilerini sürgünlerle tehdit etmek size hiçbir şey kazandırmaz. Bütün bu uygulamalar, yapanların yanına kar kalmaz. Onun için bir an önce sürgün kararından vazgeçin. Çünkü sürgün en hafif tabiri ile bir insanlık suçudur. Yüzyıllardır bu topraklarda uyguladığınız sürgün cezası ile bugüne kadar bir sonuç elde edemediniz, bundan sonra da edemeyeceksiniz.
Bu kararların bir an önce geri alınması hususunu ifade ediyoruz. Sorumlular hakkında görev ve yetkilerini kötüye kullandıklarıyla ilgili dava açacağız. Bu davalar aynı zamanda tarihe bir vesika olarak düşecek. Sürgün kararlarının iptaliyle ilgili yargı süreci de başlıyor. Bu karara imza atanlarla hukuk çerçevesinde hesaplaşacağımızı ilan ediyoruz. Son olarak diyoruz ki; Bizi sürgünlere gönderebilirsiniz, işten atıp açlıkla sınayabilirsiniz, zindanlara atabilirsiniz, hatta katledebilirsiniz. Ama halklara, barışseverlere sözümüzdür, hiç kimse ve hiçbir güç bize diz çöktüremeyecek.” Yapılan basın açıklamasından sonra KESK üyeleri olaysız bir şekilde dağıldı.