15 Temmuz sürecini, Referandum ve çeşitli konuları detaylı bir şekilde analiz eden Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) Sosyoloji Bölüm Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Adem Palabıyık, ‘Kuzey Irak ve Kürtler (4)’ konusunu ele alarak “bölge sorunlarının çözümünde AK Parti, akademisyenlere destek olmalıdır” dedi
Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) Sosyoloji Bölüm Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Adem Palabıyık, Kuzey Irak ve Kürtler (4)’ konusunu ele almaya devam ederek detaylı analizlerde bulunuyor. Bir önceki yazısını hatırlatan Palabıyık, “Postmodern süreçte sınırların belirlenmesinin şeffaf bir süreç olduğunu ifade ettiğimiz dün ki yazımızda, temel vurgumuz aslında artık sınırlar belirli olsa dahi devletlerin kendi aralarındaki mesafelerin oldukça geçişken olduğunu ifade etmekti. Bu geçişkenlik muhakkak bir askeri sınırı ve bunun beraberinde getirdiği bir devlet sınırını elbette ortaya koyacaktır lakin vekalet dediğimiz süreçlerin, sınır meselelerini bitirdiği günümüzde görüldüğü için, sınırların aşılması anlamı artık içerik olarak değişime uğramıştır. Bugün Suriye’de olanlara bakıldığı takdirde, Suriye sınırları içinde savaşan yapıların, daha doğrusu güç haline gelmeye çalışan yapılanmaların bir devletin gücüyle o bölgede bulunduğu bilinmektedir” dedi.
“SÖZ SÖYLEME HAKKIMIZ TABİ Kİ OLACAKTIR”
“PYD’nin kimden güç alarak alan açmaya çalıştığı yada diğer yapılanmaların kime güvenerek hareket ettiği ortadadır” diye ifade eden Palabıyık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Böylece uzakta olan devletler, Suriye’nin sınırını geçmese dahi vekalet olarak seçtikleri yapılanmalarla işlevselliklerini sürdürmektedir. Bizim kastımız da bu türden sosyo-politik işlevselliğin Türkiye içinde geçerli olması gerektiği ve sürdürülmesinin imkânsız olmadığıdır. Elbette sınırlarımızı korumak birinci önceliğimiz olmalı, hatta Sn Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi “bu devletlerle sınırları olan bizlerin, söz söyleme hakkımız tabi ki olacaktır” gereğince belirli durumlarda müdahale de edilmelidir. Benim esas kastım bu ifade ile birlikte ülkemizin de küresel güç haline gelmesi için küresellerin sahip olduklarına sahip olmak ile alakalıdır. Şu an anlaşıldığı kadarıyla, ÖSO ile ülkemizin ittifakı kararlı bir şekilde devam etmektedir. Bu ittifak ülkemizi aynı zamanda bir küresel güç haline getirmiştir. Küresel olmak sadece askeri güç ile değil aynı zamanda kültürel yahut sosyal meseleler ile de alakalı olduğu için, Türkiye’nin özellikle bölgede etkin bir devlet olduğu kendiliğinden su yüzüne çıkmaktadır.”
“ÜLKEMİZ, KÜRESEL SİSTEMİN ÇARKINA ÇOMAK SOKMAKTADIR”
“Ülkemizin küresel devletlere karşı vermiş olduğu mücadelenin en ayırt edici tarafı ise adaletli tutumudur” diye ifade eden Palabıyık, “Bu tutum, emperyal devletlerin anlayışı ile taban tabana zıttır. Emperyal devletlerin esas geleneği konumlandıkları topraklardaki varolan her şeyi tüketmekten geçmektedir. Ülkemiz ise bulunduğu topraklarda, toprak sahibinin malını ancak toprak sahibine teslim ederek, küresel sistemin çarkına çomak sokmaktadır. Tabi ki bu durum, ülkemizin çeşitli alanlarda attığı adımların engellenmesi ile sonuçlanmış ve batılı devletler, ülkemize silah satışı gibi konularda kesintilere gitmişlerdir. Büyüyen bir Türkiye’nin, adalet dağıtacağını bilen sömürge düzeni ve sahipleri, Türkiye’nin üzerine gitmekten de geri durmayacaklardır. Bunun temel pratiklerinin Irka ve Suriye olaylarında görülmesi, ülkemizi kendi silahlarını ve diğer gereksinimlerini üretme yolunu seçtirmiştir. Bu süreç bizi elbette yoracak ve zorlayacaktır ama sonuç alınabilirlik başladığı takdirde, ülkemizin küresel bir güç olma yolundaki süreci de epey ilerlemiş olacaktır. İşte bu yüzden Irak ve Suriye bizler için oldukça mühim ve bizzat bizlerin eliyle çözülmesi gereken temel problemlerdir” ifadelerini kullandı.
“BU ÜRETİME YÖNELİK POLİTİKALAR GELİŞTİRİLMELİDİR”
Problemlerin çözümü için bir yandan üretmeli bir yandan ise bu üretime yönelik politikalar geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Palabıyık, “Geliştirilecek politikaların söylem olarak ifade edilmesi ve söylemlerin içeriklerinin ise kendi ülkemizi etkileyecek ölçüye sahip olduğu gerçeğinin de farkında olmamız gerekecektir. Özellikle 2019 seçimlerinin hazırlığının yapıldığı zaman aralığında, bazı keskin ifadelerin bölge halkında farklı yansımalar yaratacağı bilinmelidir. Önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi Barzani’nin yaptığı yanlış hata Kürtlere mal edilmemelidir. Sn Başbakanımızın bu bağlamdaki söylemleri bizler için rahatlatıcı ve sevindirici bir düzlemde ilerlemektedir. Sn Cumhurbaşkanımızın ifadeleri de yine aynı bağlamda ilerlemektedir. Erdoğan ismin karizmasını etkin olduğu bu coğrafyada, yıllar üstünden geçse dahi böyle bir karizmanın yakalanması mümkün görünmediği için, Erdoğan ismi üzerinden siyaset yapanlara da fırsat verilemelidir. AK Parti’nin kendini yenileme sürecindeki önemli adımların sonuç vermesi için, Erdoğan taraftarı olarak görünen ama aslında içten farklı emeller güden kesimlere de yine nefes aldırılmamalıdır. En önemli husus ise devletin zaman zaman bu bölgelerdeki varlığını sosyo-politik olarak hissettirmesi olacaktır.
İllere yapılan yatırımlar, refahı arttırmaya yönelik politikalarla birlikte devlet simalarının taşra coğrafyalarından görülmesi de mühimdir. Bu açıdan bakıldığında Irak meselesinde bölge Kürtlerinin yaşayabileceği tedirginlik, ancak yukarıda ifade ettiğim çözüm önerisi ile aşılabilir” şeklinde konuştu.