Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) Sosyoloji Bölüm Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Adem Palabıyık, ‘Kudüs’ü anlamak’ konusunu ele aldı. “Müslümanların kalbinin attığı yerlerden biri olan Kudüs hala ciddi sıkıntıları yaşamaya devam etmektedir” diye belirten Palabıyık, “Maalesef bu sıkıntılara karşı özellikle Müslüman kimlikli ülkelerin çoğu, ülkemizin gösterdiği tepkinin benzerini göstermemektedir. Cumhurbaşkanımızın her konuşmasına yer alan Filistin meselesi ve Kudüs üzerine oynanan oyunlar artık her bir Müslümanın ana gündemi haline gelmiştir. Özellikle boykot çağrısı üzerinde odaklanan protesto adımları maalesef yeterli değildir. Müslümanlık şuurunun artık harekete geçme vakti gelmiştir. Çünkü İsrail’in anlayacağı dil farklı ve sert bir üslup içermelidir. Cumhurbaşkanımızın çıkışının bu bağlamdaki önemi büyüktür. İsrail dışişlerinin son yaptığı açıklamalara bakılırsa, Sayın Cumhurbaşkanımızın çıkışları tam yerinde ve zamanındadır. Bu çıkışların ardından ümmetin oturmaması ve nasıl ki 15 Temmuz için meydanlarda direniş gösterdiyse aynı şekilde Kudüs içinde meydanlarda protestolara devam etmelidir. Gelişi güzel protestolar, cılız sesler ve düşünsel yöndeki eksiklikler bir an evvel tamamlanmalıdır.
Peki nasıl?
Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi Sinagog yada elçilik önlerindeki protestoların bir faydasını bugüne kadar göremedik. Elbette nisbi oranda elçilik önündeki protestolar faydalı olacaktır lakin unutulmamalıdır ki, İsrail elçiliği bizim topraklarımızdadır. Elçilik önünde yapılacaklar onları elbette huzursuz edecektir ama İsrail’in her ülkedeki elçilikleri bu türden durumlarla karşılaştığı için artık alışmışlardır. Ayrıca bunlarda utanma diye bir kavramda yoktur, seçilmiş ırk oldukları yalanı sebebiyle her türlü pisliğe razı geleceklerdir.”
“FİLİSTİN MESELESİ TÜRKİYE İÇİN BİR DEVLET MESELESİDİR, BİR ÜMMET MESELESİDİR”
Yine de İsrail elçiliklerindeki protestolar “sizi istemiyoruz” mantığı güttüğü için Sinagog önlerindeki protestolardan daha etkili olacağının altını çizen Palabıyık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu bağlamda halkın üzerine düşen düzenli ve dikkatli olarak yapacakları sokak direnişleridir. Lakin bununla kasıt, İsrail’e karşı şiddet içeren bir gösteri değil bu çığlığın uluslararası kamuoyuna duyurulması çabası olacaktır. Elbette bir süre sonra haber arayanlar için bu gösteriler önemli bir haber kaynağı haline gelecektir. Bunun için CNN, BCC gibi kanalların tabi ki harekete geçmesi beklenemez lakin bütün dünyadaki haber kanalları da İsrail sempatizanı değildir.
Sokaklar meydan okunacak yerlerdir ve bu meydan okuma adaletsizliğe karşı bir duruş biçimidir. İslam için yapılacak her eylemde yada atılacak her adımda Allah’ın da desteğinin olacağını da unutmamak gerekir. Her ilin STK’ları yahut farklı örgütlenme biçimleri mevcuttur, asıl kasıt bunları aktif hale gelmesidir. İslami düşünce platformlarının kendilerini bu süreçte geriye çekmemesi, ellerinden gelen ne varsa yapmaları elzemdir. Kim ne derse desin Filistin meselesi Türkiye için bir devlet meselesidir, bir ümmet meselesidir. Eğer dünya Müslümanlarına mihmandarlık yapacaksak, Filistin ve Kudüs bizim önceliğimiz olmalıdır. Bu tür durumlarda bireyler kalplerinden gelen sesleri dinlemelidir. Allah elbette zaferi nasip edecektir.”
“HALA AYNI KANAATİMİ KORUMAKTAYIM”
Palabıyık, analizinin devamında ise “Geçen yazımda Muş ilinden Filistin meselesi için hala güçlü bir sesin yükselmediğini ifade etmiştim ve hala aynı kanaatimi korumaktayım. Özellikle STK’ların etkin rol alabileceği bu tür direnişlerde neden STK’ların geride kaldığını hala anlayabilmiş değilim. Dalga dalga yayılacak bir direnişin Muş ilinden başlamaması da ayrıca üzüntü vericidir. Halkı, İslam ümmeti adına direnişe davet etmek ve bu direnişi bir süre devam ettirmek her STK için ayrı önem arz etmelidir. Lakin Muş ilinde STK’ların ne iş yaptığını anlamak oldukça zordur. Kısa ve getirisi olamayan açıklamaların, eylemler ve gösterilerin bürokratik arena da bir karşılığı mevcut değildir. Kudüs’ü anlamak, onun yaşadıklarını yaşamış kabul etmek ve bunlara karşı İslami bir duruş sergilemektir. Maalesef bu pratik düzeni sayın Cumhurbaşkanımızdan başka hiç kimse gösterememektedir. Bizim yardımcımız Allah’tır. Allah’ın izni olmadan da hiç kimsenin zararının dokunamayacağının da bilincindeyiz. O halde neden bu kadar pasif ve yılgın bir metodoloji takip ediyoruz?
Buradan son defa Filistin ve Kudüs için Muş ilinde toplu bir direniş ve sokak çağrısı yapıyoruz. STK’ların bir araya toplanıp, belirleyeceği bir tarihte önemli bir gösterinin karşılığının olacağı inancındayız. Bu direniş biçimine siyasi partiler, devlet erkânı ve bürokrasi de katkı sunmak zorundadır. Bu zorunluluğun ontolojik sebebi ise ümmet bilincidir. Aslında bu türden faaliyetler için bizlerin çağrı yapmaması, bizzat faaliyetlere katılması gerekmektedir lakin Muş ilindeki faaliyetlerin çıtasının düşük olduğunu da üzülerek söylüyorum ki unutmamak gerekir. Makam sahiplerinin gözü önünde olmak için harcanan çabaların yarısı dahi harcanırsa en azından ümmet bilincine bir katkı sağlayacak düzeye yaklaşabiliriz. Samimiyetin eksik olduğu, çıkarların ön planda kaldığı ve insanların birbirinin kurdu olduğu zaman diliminde, ümmet bilincini hatırlamak inşallah bize bu türden olumsuzlukları unutturmaya katkı sağlayacaktır. Vesselam..” ifadelerini kullandı.