Menü Muş Şark Haber
Tarih: 20.10.2017 10:22
KUZEY IRAK VE KÜRTLER (3)

KUZEY IRAK VE KÜRTLER (3)

Facebook Twitter Linked-in

15 Temmuz sürecini, Referandum ve çeşitli konuları detaylı bir şekilde analiz eden Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) Sosyoloji Bölüm Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Adem Palabıyık, ‘Kuzey Irak ve Kürtler (3)’ konusunu ele alarak “bölge sorunlarının çözümünde AK Parti, akademisyenlere destek olmalıdır” dedi

Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) Sosyoloji Bölüm Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Adem Palabıyık, Kuzey Irak ve Kürtler (3)’ konusunu ele alarak Kuzey Irak meselesinin hızlı bir biçimde geçiştirilemeyeceği artık aşikar olduğunu söyledi. Dün ki yazısını hatırlatan Palabıyık, “son olarak bölgedeki akademisyenlere AK Parti’nin destek olması gerektiğinden ve özellikle bölgesel konularda oluşturulacak organizasyonlarda bölge akademisyenlerinin görev alması gerektiğinden bahsetmiştim. Yazdığımız hususları tabi ki parti yetkilileri ile paylaştığımızın da bilinmesini istiyorum. Lakin önemli olan husus, pratikte karşılığı olan problemlerin çözümünde etkin rol oynamak olacaktır. Çalışmaların bazı olaylara feda edilmesi ve gözden çıkarılması, bölgeye yapılacak kötülüklerin ontolojik yansıması olacaktır.

Kuzey Irak meselesinin hızlı bir biçimde geçiştirilemeyeceği artık aşikardır, özellikle Kürt kavramı işin içine dahil olunca konunun 2019’lara gittiği de söylenebilir. 2019’dan günümüze geldiğimizde ise şimdi atılacak adımların, bölge halkını bire bir ilgilendireceği ve belirli politikaların değişmesi gerektiğini yeniden vurgulamakta fayda görüyoruz. Elbette ki Barzani bugüne kadar yapabileceği en büyük hatayı yaptı ve bunun bedelini de hala ağır bir biçimde ödüyor, belki de ödemeye devam edecek” dedi.

“BARZANİ AİLESİ GİDER TALABANİ AİLESİ GELİR”

“Yalnız şunu unutmamak gerekmektedir ki, Irak içinde yaşanan olaylar yeni gelişmelere gebe olacaktır” diye ifade eden Palabıyık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Küresel güçlerin yeni oyunları eski oyunlarından farklı olmayacak ama şekil değiştirecektir. Barzani’nin misyon olarak güçlü olduğunu bilen küreseller, aynı gücün Talabani tarafından da elde edilebileceğini hesap etmişlerdir. Barzani ailesi gider Talabani ailesi gelir. Esas mesele oyunun devam edip etmeyeceği ile alakalıdır. Oyun devam ettiği müddetçe Kerkük’ün Irak merkezi hükümetinde, Barzani’de yahut Talabani kalması küreseller için önemli değildir. İşte bu sebepten dolayıdır ki, Türkiye’nin yapması gereken gelen yahut gidenin ardından bakmak değil alana müdahale eden konumuna gelmektir. Irak için tarafların saflarını belirlemesine bakıldığında en zor rol Türkiye’de olacaktır. İran’ın mezhep politikasına karşı çıkan, ABD’nin Kürt otoritesini desteklemesinden rahatsız olan, Rusya’nın çıkarı gereği kolayca saf değiştirebilen ülkeler olması, ülkemizi karar almada farklı tercihleri değerlendirmek zorunda bırakacaktır. ABD ile yaşanan krizlerin sonuçlarının bir türlü netleşemediği zaman diliminde ABD ile yeni bir süreci başlatmak mümkün değildir. İran’ın mezhepçi politikasına karşın Türkiye’nin Sünni tavrı, İran’ı ister istemez rahatsız edecektir.

“TÜRKİYE’NİN YAPMASI GEREKEN EN ASGARİ ZARAR VE EN YÜKSEK KAZANÇ”

Rusya ile düzelen yeni ilişkiler yeniden bozulmak istenmeyecektir. Bu kadar karmaşıklığın içinde Türkiye’nin yapması gereken en asgari zarar ve en yüksek kazanç ile bu süreçten çıkmasıdır. Peki nasıl?

Ülkemizin sahip olduğu alevi nüfusu göz önüne alırsak ülkemizdeki Alevi çalıştaylarının yeniden başlaması ve İran ile etkin süreçler yürütülmesi, alınacak kararları kolaylaştıracak ve samimiyet ortamının ilerlemesinde etkili olacaktır. Ayrıca ABD ile yaşanan gerilimlerin bir tarafı olan İran ile atılacak adımların, Batı ve ABD tarafından olumsuz karşılansa dahi bölgesel çıkar anlamında olumlu etkileri ileri dönemde görülecektir. Yavuz Sultan Selim’in, Avrupa’dan önce güneye yönelmesinin altında bu etken yatmıştır. Sultan Selim Han, Müslümanlar arasındaki fitneyi önlemek için önce güneye ve doğuya seferler düzenlemiş, Avrupa oğlu Fatih Sultan’a kalmıştır. Bizlerin tarihten çıkaracağı en büyük ders budur, çünkü bugün tarih tekerrür etmektedir. Bir yandan bu süreç devam ederken, modern bir ülke ontolojisine sahip olan Türkiye için atılacak ikinci adım batı için Ortadoğu adına vazgeçilemez konuma gelmek olacaktır.

Batı, eğer Türkiye’siz Ortadoğu’da bir şeylerin değişmeyeceğine ikna olursa, Türkiye artık hem küresel bir güç hem de etkin bir aktör olarak algılanacaktır. Lakin öncelikli sorunumuz olan Suriye meselesinde Türkiye’nin gücünü ispatlaması artık daha elzemdir ve süre şu an oldukça hızlı işletilmelidir. Kısa zaman içerisinde Suriye üzerinde elde edilecek bir başarı yahut çözüm ortaklığı, Türkiye’yi diğer komşu ülkelere de bir çıkış kapısı olarak sunacaktır. Bu açıdan Suriye meselesinin sonu görünmeden Barzani üzerinden bölge Kürtlerini endişeye davet edecek bir adım atılmamalıdır. PYD meselesinde ikna edilen kamuoyu Barzani meselesinde henüz ikna edilmiş görünmemektedir. İkna durumunun sağlanması ise Irak’ın kendi bütünlüğünü sağladıktan sonra tartışmalı bölgelerin kimlerin kontrolüne gireceği ile beli olacaktır. Küresel güçler için Barzani, Talabani ya da İbadi önemli değil, aksine toprağın altındaki hazine önemlidir. Bizim için önemli olan ise toprağın altındakilerini kontrol etmek için mutlaka sınırımıza dahil olması değil kontrolümüzde olması geçerli ve etkin bir çözüm olacaktır. Postmodern süreçteki sınırların şeffaflık etkisini göstermesini beklemek yerine şeffaf sınırları kabul edip ona göre politika belirlemek en akıllıca yöntem olacaktır. Yarın devam edeceğiz…”




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —