Namazın Önemi; İslamın beş şartından biri olan namaz (Riyazu’s-salihin, c.2,s.394), ibadetler arasında önemli bir yere sahiptir. Allah’u Teala, Hz. Adem’den itibaren bütün insanları namaz ile sorumlu tutmuş ve peygamberlerin tamamı da kendi ümmetlerine namaz kılmalarını emretmişlerdir (Bakara, 83; Hud, 87). İnsanın, Allah’ın kulu olarak yapması gereken en önemli ve birinci görevi, Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmesidir. İmandan sonra ikinci önemli vecibe de namaz kılmasıdır. Namaz, imanın amele dönüşmesidir. Günde 5 vakit kılınan namaz, imanın tazelenmesidir ve parlatılmasıdır. İnsanın yaratılış amacı, Allah’a kulluk yapmaktır. Kulluğun en güzel ifade biçimidir namaz, Allah’a ulaşmanın vasıtasıdır. Bütün ibadetlerin adeta özüdür. Namaz; Allah’ın bizlere verdiği nimetler için, Allah’a şükranlarımızı sunmadır. Namaz, ahlaki bir eğitimdir. İnananları kötülüklere karşı korur. (Ankebut, 45).
Akıllı ve ergenlik çağına girmiş her Müslüman erkek ve kadına farz olan namaz, “dinin direği” (Acluni, II, 39,40), “imanın alameti” (Acluni, II,40), “Amelin Allah’a en sevimli olanıdır” (Buhari). Namaz, Allah’ın rızasını kazanmaya, Hz. Peygamber’in (a.s) Şefaatine nail olmaya, cennete girmeye vesiledir. Rabbim cümlemizi kendisine hakkıyla kul olmayı başaranlardan eylesin. Namazın hakkını vererek, ihlas ve huşu içinde kılmayı ve böylece O’nun rızasına ulaşmayı, cennetine girmeyi, Cemalullah’la müşerref olmayı bütün inananlara nasip eylesin.
Fıkra; Adamın biri camide yavaş yavaş namaz kılıyor, iki kişi de arkada oturmuş bu adamı izliyor. Adam hakkında konuşmaya başlıyorlar. Biri diğerine; “ baksana şuna! Ne güzel namaz kılıyor, ne kadar takva sahibi biri !” Diğeri de; “ kim bilir belki hiç teheccüd (gece) namazını da kaçırmıyordur” der. Bu konuşmaları duyan namazdaki adam da arkasına döner ve “hemi de bugün oruçluyum” der.
Kıssadan Hisse; Adamın biri ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa;
-Buraların yabancısıyım demiş. Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum çok yakın olduğunu söylediler.
Çocuk arabanın penceresini iyice açtıktan sonra;
-Ben de buraya ilk defa geliyorum demiş ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde. Adam çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez. Çocuk;
-Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz ? diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.
-İyi ama demiş adam bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malum?
-Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez diye atılmış çocuk. Üstelik manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız fırından yeni çıkmış ekmelerin kokusunu duyacaksınız.
Adam gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken fark etmiş onun kör olduğunu.
Çocuk ise konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış adamın kendisini fark ettiğini.
Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken; - üç yıl önce bir kaza geçirmiştim demiş, görmeyi o kadar çok özledim ki… sizinkiler sağlam öyle değil mi?
Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:
-Artık emin değilim. Emin olduğum tek şey benden iyi gördüğüdür.
AİLE VE ÖNEMİ
Allah’u Teala gökleri ve yeri, madenleri, bitkileri, hayvanları, melekleri, cinleri, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem (a.s) ve eşi Hz. Havva’yı yaratmış, diğer insanları da Hz. Adem ve Hz. Havva’nın sulbünden çoğaltmıştır. Kur’an Kerimde bu husus şöyle anlatılır; “ Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ikisinden bir çok erkek ve kadın meydana getirip yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının” (Nisa, 1). “Ey insanlar! Şüphesiz biz, sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve bir birinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık” (Hucurat, 13). Ayetlerden anlaşıldığı kadarıyla evlilik, ilk insan ile başlamaktadır. İnsan, sosyal bir varlıktır ve toplum halinde yaşar. İnsanın içinde bulunduğu toplumun en küçük yapısı, temel öğesi ailedir. Ailelerin bir araya gelmesi ile toplumlar oluşur. Sağlıklı nesiller bu yuvada yetişir. Çocuk; örf-adetini, dinini, ahlak ve terbiyesini önce buradan alır. Aile; sevgiye, huzura ve dayanışmaya kaynaklık eder. Neslin devamı bu kurumla sağlanır.
Aile; anne, baba ve varsa çocuklardan oluşur. Bu da evlilik akdi yani nikah ile olur. Evlilik olmadan “aile” denen kurum kurulamaz. Bunun için dinimiz evlenmeyi teşvik etmiştir. Hz Peygamber evlenmeyi, sünnetleri arasında zikretmiştir. (Tirmizi). Pek çok kötülüklere karşı en önleyici vasıtanın evlilik olduğunu bu hadislerden öğreniyoruz. (Buhari).
Aile kurulurken eşlerin birbirini seçmesi önem kazanır. Çünkü yapılacak seçim, hayat boyu devam edecek bir süreçtir. Hz. Muhammed (a.s) eşlerde bulunması gereken özelliklere dikkat çekerek şöyle buyurmuştur; “Kadın genelde dört özelliği için nikah edilir; mal varlığı, soyu, güzelliği ve dini için, Sen dindar olanı seç ki varlığın artsın.” (Buhari, Müslim).
Ailenin kurucuları olan anne-baba’nın ayrı ayrı hakları ve görevleri vardır. Kur ‘an-ı Kerimde : “Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde bir takım iyi davranışa dayalı hakları vardır.” (Bakara , 228) buyrulur.
Erkeğin Görev ve Sorumlulukları :
a) Aile kurumunun yönetimini adaletli yapmak
b) Ailenin ihtiyaçlarını karşılamak (yeme, içme, barınma, giyinme, sağlık, eğitim, ısınma vs) bunları karşıladığı taktirde gücü nispetinde hepsi sadaka olur. (Buhari). Bu vazifesinde ihmalkar davranırsa, günahkar olur. (Ebu Davud).
c) Ailesini dünyevi ve uhrevi zararlardan korumak (Tahrim,6).
d) Onları (ailesini) ibadete teşvik etmek (Taha,132).
e) Eşi ile iyi geçinmek ve ona yumuşak davranmak (Nisa,19).
f) Eve girerken ev halkını selamlamak, onlara güzel söz söylemek (Nur, 61).
g) Sorunları büyütmemek, dargın durmamak.
h) İşlerinde ailesine de danışmak.
i) Ailesinin kusurlarını affetmek.
j) Eşini kötülememek, dövmemek ve ona sövmemek.
Kadının Görev ve Sorumlulukları :
a) Eşine iyi davranması, saygılı ve itaatkar olması. Bu konudaki ölçü ile ilgili olarak Hz. Peygamber şöyle buyurur; “ Kadın, eşinin Allah’a isyan olan isteklerine uymaz” (Buhari). “ itaat ancak dine ve akla uygun olan şeylerde olur” (Buhari).
b) Güler yüzle davranması, iyilik ve hizmetlerine teşekkür etmesi.
c) Çocuğu emzirmek, bakıp yetiştirmek.
d) Dargın durmamak, eşini kötülememek.
e) İsraf etmemek.
f) Evlenme esnasında erkeğin kadına ödeyeceği/ödediği para veya mal kadına aittir.
Erkek ve Kadının ortak görev ve sorumlulukları: “birbirlerini sevip saymaları, birbirlerini affetmeleri, birbirlerinin sırlarını başkalarına anlatmamaları” (Müslim).
Çocuklara Karşı Görevleri:
a) Çocuklarına güzel bir isim vermeleri.
b) Çocuklarını sağlıklı yetiştirmeleri, bir hadis-i Şerifte “Çocuklarınıza ikram ediniz, edep ve terbiyesini iyi veriniz” buyurulur. (İbni Mace).
c) Onlara helal rızık yedirip, içirmeleri.
d)Çocuklarını ahlaklı, edepli yetiştirmeleri ve dinlerini öğrenmelerini sağlamaları.
e) Çocuklar arasında adil davranmaları.
f) Çocukları evlendirmeleri.
Anne – Babaya Karşı Görevler : a) onlara iyilik etmeleri, iyi davranmaları (İsra, 23).
b) Onlara teşekkür etmeleri (Lokman, 14).
c) Onlara güzel söz söylemeleri, onları azarlamamaları (İsra, 23).
d) Onlara karşı mütevazı olmaları, merhametli davranmaları, hayır dua etmeleri (İsra, 24).
e) Onlara itaat etmeleri ( günah ve isyan hariç)
AHDE VEFA
Vefa sözlükte, sözünde durmak demektir. Ahde vefa, verilen sözün gereklerini yerine getirmektir. Ahde vefa, Kur’an ahlakıyla ahlaklanmış Hz. Muhammed (a.s)’in en önemli Kur’ani ilkelerindendir. Vefa, Kur’an-ı Kerimde imandan sayılmıştır. “Sana biat edenler, ancak Allaha biat etmiş olurlar. Allah’ın eli (kudreti) onların ellerinin (kudretinin) üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allaha verdiği sözü yerine getirene Allah büyük bir mükafat verecektir” (fetih,10). Allaha karşı ahiretlerini hiçe sayanların ahirette nasiplerinin olmadığını ve azaba çarptırılacaklarını yine Kur’an söylüyor. (Al-i İmran, 77)
Ahde vefa, insanlar arası ilişkilerde güven duygusunun hakim olmasında büyük bir etkiye sahiptir. Ahde vefa, Müslümanların karakteristik özelliklerindendir. Kur- anı kerim bu konuyu, insanın bireysel ve toplumsal hayatının önemli ve uyulması zorunlu unsurlarından biri sayar. Dolayısıyla ahde vefa, hem kul – Allah ilişkisinin hem de insanlar arası ilişkilerin temel unsurlarındandır. Kur ‘an Kerim bu konuda çok titizdir. “ … verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz veren sözünden sorumludur.” (isra,34)
Hz Muhammed (s.a.v) bu konuda çok hassas davranmıştır. Sözünde durmayı imanın gereği ve dini bir görev saymıştır.Verilen sözün yerine getirilmesi, Kur’an-ı Kerim’in emridir. Aleyhine de olsa verdiği sözü yerine getirir. İnanan, sözünden caymaz. İnanan kişinin sözü, senettir. Sözden caymak, nifak alametidir. İnkarcılar arasında bile “el emin” (sözünde duran, güvenilir) sıfatıyla anılan peygamber efendimizin vefa ve sadakatle dolu hayatı da bize bu konuda en güzel örnektir. Tam bir vefa örneği olan Hz Nebi (s.a.v) sadece insanlara karşı değil, taşa, toprağa karşı da vefa doluydu. Mekke’yi arzular, uhud dağına uğrar ve her cumartesi, hicrette ilk konağı olan kuba’yı ziyaret ederdi. O “biz onu severiz, o da bizi sever.” Dediği (buhari) uhud dağını da ziyaret ederdi. Yine Medine’nin mezarlığı cennetü’l baki’ye gider, oradakilere selam verir ve dua ederdi. Hz. Ali’nin dediği gibi O; “insanların en doğru sözülüsü ve ahdine en vefalısı” idi. Sevgili peygamberimiz, ilk eşi Hz. Hatice’yi, kendisine bir hafta süt emziren dadısı Ümmü Eymen’i, ücret karşılığı da olsa yıllarca kendisine bakan süt annesi Halime’yi, süt kardeşi Şeyma’yı, çocukluğunu yanında geçirdiği amcası Ebu Talip’in hanımı Fatıma’yı ömrü boyunca unutmamış, her fırsatta onlarla ilgilenmiş, onlara yardım etmiştir. Habeş kıralı Necaşi’yi daima hayırla yad etmiş, öldüğünde ona dua etmiştir. Hudeybiye antlaşması sonrası kendisine sığınan Ebu Cendel’i antlaşma gereği müşriklere teslim etmesi, O’nun verdiği söze bağlılığının en önemli örneğidir. (buhari)
Bizler de hem diğer insanlarla ilişkilerimizin sağlık bir şekilde devam etmesi, hem de etrafımıza güven verebilme adına yalandan, sözünde durmamaktan ve emanete riayetsizlikten şiddetle sakınmalıyız. Verdiğimiz sözü tutmalı, tutabileceğimiz sözü vermeliyiz. Eğer bir söz verdikten sonra gerçekten onu yapamayacağımıza dair bir gelişme olursa söz verdiğimiz kişiyi bilgilendirmeliyiz. Böylece hem onun bize duyduğu güveni sürdürmüş, hem de söz verdiğimiz kimsenin başka bir tedbir almasını sağlayarak mağdur olmasını engellemiş oluruz.
Bir Hikaye; Bir Cuma günüydü, müthiş bir kar yağışı başlamış, ulaşım durmuştu. O gün Akif, Mithat Bey’e gelecekti. Ama bu imkansızdı. Ekmekçi, sütçü bile gelememişti. Öğleden sonra kapı çalındı. Gelen Akif’ti! Şaşırdım, nasıl geldiğini merak ettim, Beylerbeyinden Beşiktaş’a nasıl bir vapur işlemişti ? “ bu kadar” dedi. “bu kadar mı ? dedim”. “evet” dedi. Beşiktaş’a geçmiş, Beylerbeyinden ve tabi oradan Çapaya kadar yaya yürümüş. “ nasıl yaparsın bunu” ? dediğimde, “ nasıl yapmam ; söz vermiştim, geleceğim demiştim, gelmeme , sözümü çiğnememe ancak ecelim mani olabilirdi diyordu.”
Bir Hadis Bir Yorum; Hz. Peygamber buyurdular ki; Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu O’nun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa uğrarsa sabreder ve bu da O’nun için bir hayır olur. (Müslim, Zühd, 64; Darim “,Rikak, 61”) Dinimizde, belirli vakitlerde ve bazı kurallarla gerçekleştirilen ibadetler olduğu gibi (namaz, oruç, zekat, hac v.s) belirli bir zamanı olmayan her an sevap kazanacağımız durumlar da vardır. Mümin, bazen hiçbir beden hareketi yapmadan, sadece kalbinden nimete şükretmesi ile de sevap kazanır. Her iki durumda da netice O’nun hayrına olur. Çünkü nimet anında O’nun asıl sahibini bilmekte bir irade gerektirir ; musibet anında, O’nu gönderen Allah’ın imtihan amacıyla gönderdiğini bilmek de irade ile olur. Görüldüğü gibi müminin iradesi ve teslimiyeti O’na her daim sevap kazandırabiliyor. Bu anlamda şükür de, sabır da, nafile bir ibadet gibi netice veriyor. Ancak namaz, oruç, (dinen zengin olanların yapması gereken hac ve zekat) gibi ibadetler, farz olan ibadetler olduğundan onlar her zaman geçerliliğini korur.