Yazılı basın açıklamasında bulunan BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, şu ifadelere yer verdi; Dünya’da yaklaşık 2.500 dil kaybolma tehlikesi altındadır. Ve bunların 18 tanesi Türkiye’de bulunmaktadır. Yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan bu dillerin tespiti ve kayıt altına alınarak korunmasının sağlanması amacı ile Anayasanın 98. İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. Gerekçe; Yok, olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan diller, kuşaklar arasında yeterince veya hiç aktarılmayan, dolayısıyla konuşur sayısı giderek azalan ve öngörülebilir süreçte konuşuru kalmayacak derecede risk altında bulunan dillerdir. Dillerin yok olma sürecinde kültürler de ciddi derecede zarar görmekte, önce bulanıklaşmakta, birkaç kuşak sonra da tamamen baskın kültürün bir parçası hâline gelmektedir. UNESCO tehlike altındaki dilleri; kırılgan, açıkça tehlikede, ciddi anlamda tehlikede, son derece tehlikede ve kaybolmuş kategorileri altında ele almaktadır. Dilin ‘Kırılgan’ Olması, birçok çocuk tarafından konuşulmasına rağmen bu kullanımın ev gibi belirli alanlarla sınırlandırıldığı anlamına geliyor. Türkiye’de Abhazca, Adigece, Kabartayca-Çerkesçe ve Zazaca ‘Kırılgan’ diller arasında sıralanıyor. ‘Açıkça tehlikede’ olan diller, çocuklar tarafından anadil olarak öğrenilme oranı oldukça düşük. Abazaca, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Romanca, Süryanice ve Batı Ermenicesi açıkça tehlikede olan diller arasında sıralanıyor. ‘Ciddi anlamda tehlikede’ olan diller toplumun yaşlı kesimi tarafından konuşulan, orta-yaşlı kesim tarafından anlaşılan ama çocuklara öğretilmeyen dilleri kapsamaktadır. Bu sınıflandırmaya göre Gagauzca, Ladino ve Turoyo ciddi anlamda tehlikede. ‘Son derece tehlikede’ olan diller, toplumun yaşlı kesimi tarafından nadiren konuşuluyor. Türkiye’de bu dil grubuna giren tek dil Hertevin dilidir. Kapadokya Yunancası, Ubıhça ve Mlahso da Türkiye’nin kaybolmuş dilleri arasında yer alıyor. Türkiye`de resmî yazım ve eğitim dili Türkçe` dir. Anayasa`nın 42. maddesi uyarınca: ‘Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tâbi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası antlaşma hükümleri saklıdır.’
1980 Darbe Anayasası’nın ilgili maddesi gereği; Türkiye`de Kürtçe, Arapça, Gürcüce, Lazca, Adigece ve Boşnakça gibi dillerde eğitim ve öğretim yapılamamaktadır. Uluslararası insan hakları savunucuları Türkiye nüfusunun %20 ile %25`inin Türkçe dışındaki anadilleri konuştuğunu ve bu dillerin yazılı hale getirilmezse Ubıhça gibi yok olacağını öngörmektedirler. “Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 2000 yılı nüfus sayımına göre toplam nüfusu 6.608.619 ‘dur. Bunların anadil gruplarına göre dağılımını yaptığımızda 3. 835. 945 ’inin anadili Kürtçe, 2.148.529’unun anadili Türkçe, 587.431’inin anadili Arapça, 36.714’ünün anadili Süryanice’ dir.
Anadilini öğrenme ve bunu toplumsal yaşamın her alanında kullanabilmesi her toplumun en temel insan hakkıdır. Ana dilinde eğitim kavramı ülkemizde Kürtçe eğitim ile özdeşleşmiştir. Ülkemizde Arapçadan Süryaniceye, Lazcadan Çerkezceye kadar hiçbir dilin özgürlüğü yoktur. Türkiye’de en büyük baskıyı yaşayan ise Türkiye`nin sömürgeleştirdiği Kürt illerinde yaşayan, anadili Kürtçe olan milyonlarca Kürt halkıdır. Cumhuriyetin başından beri Kürtçe` nin kullanılması hayatın her alanında yasaklandı, "Vatandaş Türkçe konuş" kampanyaları bizzat devlet eliyle örgütlendi. Kürtlerin var olmadığı, "Dağ Türkleri" olduğu "bilimsel" çalışmalarla kanıtlanmaya çalışılırken, bırakın Kürtçe konuşmayı, Kürtçe`nin adını ağzına alanlar dahi yıllarca cezaevlerinde kaldılar. Bu gerekçelerle, Türkiye’de konuşulan her bir dilin bu coğrafyanın zenginliği olduğu ve bunların her birinin korunup geliştirilmesi adına Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir araştırma komisyonu kurulması gerekmektedir.