Menü Muş Şark Haber
Tarih: 22.04.2014 18:40
DEMİR ÇELİK´TEN 5 AYRI SORU ÖNERGESİ

DEMİR ÇELİK´TEN 5 AYRI SORU ÖNERGESİ

Facebook Twitter Linked-in

Yazılı basın açıklamasında bulunan Vekil Çelik, sorduğu soru önergelerin detaylarını paylaştı. Çelik; “Türkiye Büyük Millet Başkanlığı’na sorulan birinci soru; Ders kitapları başta olmak üzere toplumsal alanın tümünde engellilere yönelik dışlayıcı, ötekileştirici ve ayrımcı pratik ve uygulamaların neler olduğunun ve engellilerin toplumsal yaşama eşit bir şekilde katılımı için neler yapılması gerektiğinin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. Gerekçe; Dünya Sağlık Örgütünün verileri, toplumdaki engelli sayısının gelişmişlikle ters orantılı olarak ülkeden ülkeye değiştiğini göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde ki engelli sayısının, toplam nüfusa oranı ortalama %8 civarındadır.

Engellilerin toplumsal yaşama katılmalarının önündeki en büyük engellerin başında; ulaşım, fiziksel çevre ve konut sorunu gelmektedir. Engellilerin içinde yaşadıkları fiziksel çevre, sahip oldukları fiziksel işlev bozuklukları/yetersizlikleri ve bunun yol açtığı sınırlamalar yüzünden büyük önem taşımaktadır. Maalesef, içinde yaşanılan konuttan tüm kamusal alanlara ve ulaşım araçlarına kadar tüm çevresel unsurların engellerinin özellikleri ve gereksinimleri dikkate alınarak tasarlanmadığı bir gerçektir. Yollar, kaldırımlar, kamu binaları, parklar ve bahçeler, içinde yaşanılan konutlar, okullar, ulaşım araçları ve bunun gibi birçok fiziksel çevre unsuru, engelliler düşünülmeden oluşturulmuştur. Böylece sahip olduğu engeli sebebiyle hareket yeteneği sınırlanmış insanların bu ve benzeri sebeplerle yaşadıkları sınırlama daha da pekişmektedir. Bu da hareket yeteneği sınırlanan bireyin toplumsal yaşamdan dışlanması anlamına gelmektedir. Engellilerin sorun alanlarından biri de eğitimdir. Eğitim sistemi okul binalarından ders kitaplarına kadar tasarlanıp hazırlanırken engellilerin göz ardı edildiği ya da yeterli düzeyde hassasiyet gösterilmediği ortadadır. Bunu en açık biçimde ortaya koyan çalışmalardan biri de İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Uygulama Araştırma Merkezi (SEÇBİR) ve Toplumsal Haklar ve Araştırma Derneği( TOHAD)’nin birlikte yürüttükleri, “Ders Kitaplarında Engellilik” projesidir. Bu çalışma kapsamında 68 ders kitabı tarandı. Bu kitaplar arasında 1-8 sınıf Türkçe, 1-3. Sınıf Hayat Bilgisi, 4-8. Sınıf Sosyal Bilgiler ders ve öğrenci çalışma kitaplarının yanı sıra 4-12. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, 9. Sınıf Sağlık Bilgisi, 8. Sınıf Vatandaşlık ve İnsan Hakları ders kitapları bulunmaktadır. İncelenen kitaplarda 80 kez engelli, sakat ve özürlü kavramları geçiyor. Kitaplarda görsel olarak ise 20 tekerlekli sandalye, 6 baston-değnek, 5 görme engelli görseli görülmüştür. Rapora göre engellilik kitaplarda genellikle “Farklılıklarımız” başlığı altında ele alınıyor. Kusurlarına, eksikliklerine rağmen engellilerin farklılıklarını kabul etmek gerektiği gibi acıma duygusu uyandıran ifadelere yer veriliyor. Çalışmada bu tür ifadelerin engelliliğe dair olumsuz yargı kalıplarını pekiştirici nitelikte olduğu vurgulanıyor. Engellilik; eksiklik, hastalık ve kusurluk olarak ele alınmaktadır. Ders kitaplarında “Normal” birey olarak görülmeyen engelliler için sık sık yardıma muhtaç oldukları vurgusu yapılmaktadır. Çalışma sonuçları, kitapların toplumsal önyargıları besleyici, ayrımcı örneklerle dolu olduğunu ortaya koydu. Ders kitaplarındaki metinlerin ve görsellerin hemen hemen tamamında engelliler kendi başlarına sokağa çıkamayan, karşıdan karşıya geçemeyen, çalışamayan insanlar olarak resmediliyor. Bu durumun sebebi olarak da insanların engelli olmaları gösteriliyor.  Türkçe ders kitaplarında, özellikle okuma metinlerinde kör, sağır, dilsiz olarak nitelenen karakterlere yer veriliyor. Bu karakterler de kör, sağır, dilsiz olmalarına rağmen “İyi insanlar” olarak resmedilmektedir. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarında ise engelli bireyler yardıma muhtaç bir toplumsal grup olarak görülüyor ve hasta, güçsüz, yaşlı, yoksul, düşkün ya da yetim gibi kavramlarla bir arada kullanılmaktadır. Ders kitaplarındaki bu yaklaşım kabul edilebilir değildir. Ders kitapları başta olmak üzere toplumsal alanın tümünde engellilere yönelik dışlayıcı, ötekileştirici ve ayrımcı pratik ve uygulamaların neler olduğunun ve engellilerin toplumsal yaşama eşit bir şekilde katılımı için neler yapılması gerektiğinin araştırılması elzemdir.  

İçişleri Bakanı Efkan Ala’ya sorulan soru; “Son yıllarda tüm Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de ortaya çıkan ve kullanımı hızla yayılan bonzai (sentetik esrar) isimli uyuşturucu madde gençlerimiz açısından oldukça ciddi bir tehlike arz etmektedir. Almanya, Belçika ve Çin’deki bonzai laboratuvarlarından yayıldığı belirtilmektedir. Bonzai’nin ana kimyasalları olan, “JWH, AM, HU” serisinin tümü tarım ilacı üretiminde kullanıldığı bilinmektedir. Bu madde bağımlılığını tanımlamak gerekirse duygu, davranış ve düşünce üzerinde direk etkili olan bir süreç oluşturmaktadır. Uzman açıklamalarına göre; önce denge kaybı, sonra yavaşça bilinç kaybı ve geçici körlük olur. Panik atak, kusma,  aşırı heyecan, göz bebeklerinin şişmesi ve varsanım(halüsinasyon) semptomları içindedir. Bu bağlamda; 1-Bağımlılık oranı çok yüksek olan ve her yerde rahatlıkla bulunan bonzai’nin yaygınlaşmasını önlemek için Bakanlığınızca yürütülen bir çalışma var mıdır? 2-Bonzai’nin 2011 yılında Türkiye’ye girmesi sonrasında yıllara göre kaç kilogram ele geçirilmiştir? 3-Bonzai kullanımından hayatını kaybeden kaç kişi vardır. Bu yönde Bakanlığın bir çalışması var mıdır?

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’e sorulan soru; “Basında yer alan bilgiler dâhilinde Agios Theodoros Kilisesi olarak anılan ve Fatih Sultan Mehmet’in hocası tarafından camiye çevrilerek “Molla Gürani” adını alan yaklaşık 800 yıllık yapı, UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan Süleymaniye Koruma Alanı içerisinde olmasına rağmen gerekli önem görmediği söylenmektedir. Vefa’da “Kilise Camii” olarak da bilinen yapıda Bizans döneminde “Papaz odası” olarak kullanılan bölüm fayans döşenerek tuvalet haline getirilmiş, aynı döneme ait kapılar beton dökülerek kapatılmış, sütunların büyük bölümü, detaylar ve bezemelerin üzerinde sıva, boya, kaplama ve halıyla örtüldüğü belirtilmektedir. Yapının içinde giriş bölümünde prefabrik bir “Ev” inşa edildiği, tuvaletin hemen yanından çıkan merdivenlere ulaşılan üst katta da bir başka “Daire” oluşturulduğu ve Molla Gürani Camii’nin kapalı tutulan bahçesine de “Gecekondu” inşa edildiği söylenmektedir. 2010 yılında basında yer alan haberlerin ardından Vakıflar Genel Müdürlüğü restorasyon kararı aldığını açıklayıp 2011 projelerine dahil ettiğini duyursa da aradan geçen üç yılda hiçbir değişiklik yapılmadı belirtilmektedir. Bu bağlamda; 1-Yukarıda bahsi geçen konu hakkında Bakanlığınızca bir çalışma başlatılmış mıdır? Başlatılmış ise ne durumdadır? 2-Vakıflar Genel Müdürlüğü restorasyon kararı almasına rağmen aradan geçen 3 yılda her hangi bir çalışma yapılmamasının nedeni nedir?

Türkiye Büyük Millet Başkanlığı’na sorulan ikinci soru; Türkiye’nin sosyo ekonomik veriler açısından en az gelişmiş ili olan Muş’un, sosyo ekonomik sorunlarının araştırılması ve bunlara kalıcı çözüm önerileri geliştirilmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz. Gerekçe Muş ilimiz 8.200 kilometrekarelik yüz ölçümü, 420 bin civarındaki nüfusuyla bir tarım ve hayvancılık kentidir. Muş, Türkiye’nin 3’üncü büyük ovasına sahiptir. Malazgirt ve Bulanık ovalarıyla birlikte Muş, onlarca ilin tarım ihtiyacını karşılayabilme potansiyeline sahihtir. Gayrisafi milli hâsılada kişi başına düşen payın Türkiye ortalaması 15.137 dolar iken Muş kişi başı 2.743 dolar pay ile,  81 il içinde en son sırada yer almaktadır. Resmin bu kadar kötü olmasında yıllardır, özellikle 2000’li yıllardan bu yana uygulanan yanlış politikalar rol oynamıştır. Bu yanlış politikalar sonucu Muş’ta tarım ve hayvancılık bitme noktasına gelmiştir. Tarımsal ürünler arasında en önemli paya sahip olan şeker pancarına kota uygulanması başlı başına üreticiyi sıkıntıya sokmaktadır.  2011-2012 kış şartlarının çetin ve zor geçmiş olmasından kaynaklı, zamanında organize toplama faaliyetinde bulunamayan kurum sayesinde 100 bin ton civarında şeker pancarı toprak altında kalmıştır. Muş, ihtiva ettiği tarıma dayalı ekonomisiyle onlarca ili besleyebilecek potansiyele sahipken, Ekonomi Bakanlığının uyguladığı Teşvik Yasası’nda azami ölçüde yararlanabilme fırsatı verilmemiştir. Muş Ovasında sanayi mamulü tütün, şekerpancarı, yem bitkileri, yonca, tahıl ve tarıma dayalı her türlü ürünün yetişebilmesine olanak veren bir iklime sahipken bundan mahrum kalması Muş ilinde ve ilçelerinde yaşayanların mahrum bırakılması anlaşılmazdır. 2011 üretim faaliyeti içerisinde bulunan yaklaşık 12 bin çiftçimizin tarım desteğinden faydalanması gerekirken,  yaklaşık 4 bin çiftçimiz sudan sebeplerle bu destekten mahrum bırakılmış, onlar da kendi kaderleriyle baş başa bırakılmış. Ekonomik olarak büyük bir çıkmaza giren birçok çiftçi ile tefecilerin eline düşmüştür. Bütün bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması ise Muş’a pozitif yaklaşımla mümkün olacaktır. Bu önlemlerin başında il bazlı teşvik paketleri gelmektedir. Bu paketlerle ilin sosyo-ekonomik gerçekliğine uygun olarak, hayvancılığın ve tarımın canlı ve dinamik sektör haline gelmesi için gerekli yatırımlar yapılmalıdır. Et ve süt entegre tesisleri kurularak, devlet tarafından belirlenecek bir tarife ile halkın hammadde üreticisi konuma kavuşması sağlanmalıdır. Muş İli 12 yıl önce de yoksullukta 81’inci sıradaydı. 12 yıllık AKP iktidarında da Muş yine 81’inci sırada. Muş ilinin altyapısı kış koşullarına uygun değildir. Elektrik ve su kesintileri süreklilik arz etmektedir. Yılın 6-7 ayı kış iklimi yaşanmaktadır. Kış aylarında hayat tam anlamıyla felç olmakta,  köy yolları kapanmakta, öğrenciler okullara gidemiyor, hastalar ise kendi kaderlerine terk edilmektedir. Muş’un giderek boyutlanan sorunlarının gündeme alınması için bir meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’e sorulan soru; “Tarihsel süreçte birçok önemli uygarlık için önemli bir geçiş sahası olan ve birçok uygarlığa da ev sahipliği yapmış Muş ilimizin tarihsel ve kültürel değer ve zenginliklerini açığa çıkarmak üzere bugüne kadar bakanlığınızca birkaç kazı dışında hiçbir önemli araştırma/çalışma yapılmamıştır. Bu bağlamda; 1-Muş ili ve ilçelerinde tarihi ve kültürel dokuyu bütün boyutları ile ortaya çıkartmak, yaşatmak ve yeniden canlandırmak için Bakanlığınızca bir çalışma başlatacak mısınız? 2-Muş ilinde tarihi ve kültürel dokuyu yaşatmak adına son 12 yılda yapılan çalışmalar nelerdir?

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’a sorulan soru; “Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen gelişim bozukluğudur. Beynin gelişimini engelleyen bir hastalıktır. Anne karnındayken tespit edilemeyen bu hastalığı bilinçli aileler bile 27-28 aydan sonra fark edebilmektedir.  Türkiye’de sayılabilir otistik çocuk sayısı yaklaşık 600 bin, zihinsel sayısı ise 2,5 milyondur.  Otistik çocukların hayata tutunması için erken yaşlarda eğitilmesi gerekmekte, ancak bu çocukların eğitimi için Devlet’in desteği bulunmamaktadır.  Bu eğitimin çok pahalı olması nedeniyle birçok aile çocuklarına bu eğitimi sağlayamamaktadır. Bu bağlamda; 1-Bakanlığınızca Otizm hastalığının sebepleri konusunda Aileleri bilgilendirmek amacıyla ne tür çalışmalar yapılmaktadır? 2-Eğitimin çok pahalı olması nedeniyle çocuklarını tedavi ettiremeyen aileler için Bakanlığınızca ne tür yardımlarda bulunulmaktadır? 3-Otizmli çocuğa sahip olan ailelerin bazıları bakım parası alabilmektedirler. Türkiye’de kaç aile bu yardımı almaktadır?

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —