DÖLEK, “KURAKLIKLA YAŞAMAYI ÖĞRENMELİYİZ”
Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) Öğretim Üyesi ve Afet Yönetim, Uygulama Araştırma Merkezi Müdürü Dr. İskender Dölek, yaşanabilecek kuraklıkla mücadele etmek için alınması gereken önlemlere değinerek su kaynaklarının etkili kullanılmasına dikkat çekti.
Muş’ta bu yıl beklenen yağışların yeterli seviyede olmaması ve son günlerde artan sıcaklıklar ile insanlarda kuraklık yaşama endişesi görülmeye başladı. Yaşanabilecek olası kuraklık ile ilgili bir açıklama yapan Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) Öğretim Üyesi ve Afet Yönetim, Uygulama Araştırma Merkezi Müdürü Dr. İskender Dölek, eski uygarlıkların su kaynaklarını doğru yönetemedikleri için yıkıldığına dikkat çekerek Muş’un da son 60 yıllık süreçte yapılan çalışmalarda hava sıcaklığının 0,5 santigrat derece yükseldiğini belirterek gerekli önlemlerin alınması gerektiğinin altını çizdi.
Dölek, yapmış olduğu açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Yaşadığımız yüzyıl insan etkinliklerinin ekosistemimizi –yaşadığımız dünyayı, çevremizi çok ciddi bir şekilde tehdit ettiği bir yüzyıl olması ile de hatırlanacak. Sanayi devrimi ile birlikte artan insan etkisi o kadar büyük bir noktaya erişti ki yerbilimciler yeni bir jeolojik dönem yaşadığımızı ifade etmekteler. Bu döneme de Antroposen adını vermekteler. Sanayi devrimi ile birlikte artan karbon salınımı bugün öyle bir noktaya geldi ki yeryüzü kendi dinamikleri ile atmosfere salınan karbondioksiti tolere etmekte zorlanıyor.
Doğal olarak da zaten değişen iklim küresel ısınma olarak ifade ettiğimiz, insan etkisinden kaynaklanan hızlandırılmış bir iklim değişimine dönüşmüş durumda. Küresel ısınma halen var mı yok mu diye tartışılsa da etkilerini ciddi anlamda hissetmeye başladık. Artan nüfus ve göçler, çarpık kentleşme de sürece eklenince gelecek için beklentilerimiz hava olaylarındaki düzensizlik, artan seller yaşanan can ve mal kayıpları kaçınılmaz bir son gibi görünüyor.
Atmosfere salınan karbondioksitin ve su buharının dünyanın ısı dengesini değiştirdiği bir gerçek ve farklı yerlerde farklı etkilerle karşımıza çıkmakta. Küresel ısınmanın teorik olarak yağışları artırması beklenebilir. Ancak asıl sorun kar yağışlarının azalmasıdır. Kar yağışları karasal iklimlerde özellikle Türkiye gibi yaz kuraklıklarının yaşandığı ülkelerde su temini için oldukça önemli. Bunun etkileri ciddi biçimde hissedilecek. Bunun bize ve tarıma dönüşü kuraklık olarak, takip eden süreçte ürün miktarının azalması, bazı tarımsal hastalıkların artması olarak yansıyacak.”
“TÜRKİYE SU ZENGİNİ BİR ÜLKE DEĞİL”
Dölek, açıklamasının devamında çeşitli önlemlere değinerek: “Türkiye yıllık ortalama yağış miktarı ile zaten su zengini bir ülke değildi. Su kaynaklarını doğru kullanmak zorunda olan bir ülkedir. Artan nüfus ve kontrolsüz su kullanımı ile de su stresi yaşayan bir ülkedir. Bu nedenle su kaynaklarını doğru kullanmak ve yönetmek zorundadır.
Kısa vadede çözüm olarak yeraltı sularını devreye sokmaya çalışsak ta bu çok gerçekçi bir çözüm değildir. Yeraltından çekilen su yerine konulamıyorsa o zaman Konya ovasında yaşanan durum kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır.
Aztek, Maya ve Hitit uygarlıklarının kuraklıktan yıkıldığı, Sümerlerin su kaynaklarını doğru yönetemedikleri için yıkıldığı düşünüldüğünde sorun büyüktür. Şunu diye bilirsiniz teknoloji su azlığını tolere edebilir. Bir bakıma doğru ancak şu an için bu teknoloji pahalı ve dünyanın birçok ülkesi bu teknolojiye sahip değil. Afrika’da çok basit bir sondaj makinesi yokluğundan dolayı suya ulaşamamaktadır. Binlerce çocuk sağlıklı su tüketemediği için yaşamını kaybetmekte.
Muş belki az nüfuslu bir şehir olarak su stresini fazla hissetmese de yapılan çalışmalar ilin sıcaklıklarının artma eğiliminde olduğunu göstermektedir. 60 yıllık bir süreçte şehir santigrat derece daha fazla ısınmakta, Bu durum matematiksel istatistiklerle ortaya konulabildiği gibi, uzaktan algılama yöntemleri ile de uydu görüntülerindeki termal bantların incelenmesi ile de gayet net belirlenebilmektedir.
Ne yapabiliriz sorusuna Şehirlerimizi bu duruma adapte ederek ve daha eskiden de var olan insanların kullandığı deneyimlediği süreçleri hayata geçirebiliriz.
Gaziantep’te Kastelleri, Dara’da ki su yapıları ile Anadolu’da su kemerleri neden inşa edildi dönem insanlarının hangi kaygılarla bunları inşa ettiğine biraz kafa yormalıyız. Depremle birlikte öne çıkan kentsel dönüşümü kuraklığada adapte olabilecek bir şehir tasarımına dönüştürebiliriz.
Yağmur hasatları yapabilecek binalar inşa etmeliyiz. AVM’leri Statları, Otogarlar gibi büyük binaları buna göre inşa etmeliyiz. Tuvaletlerde kullandığımız su ile içme suyunu ayırmalıyız. Tuvaletlerde Gri su kullanımına geçebiliriz. Binaların çatıları yeniden dizayn edilerek depolarda yağmur sularının toplanabileceği şekle dönüştürmeli. Apartman temizliği bu suyla yapılmalı, bahçeler bu sularla sulanmalı şekilde sulamalı.
Şehirler yağmur ve sel sularının depo edildiği büyük sarnıç benzeri yapılara sahip olmalı. Japonya’daki örnekleri gibi. Şehir içindeki karlar güneş almayan yerlerde toplanmalı nehirlere atılmamalı.” İfadelerini kullandı.