Sanayiyi etkileyen bütün hükümet kararlarının sanayi politikası olarak kabul edilmesi sanayinin gelişiminde hükümet politikalarının belirleyici rol oynadığını göstermektedir (Donges, 1980). Hükümetler ekonomik pazar tercihlerine göre sanayileşme yapısını ve aktörlerini belirleyerek bir sanayileşme politikası oluşturmaktadır. Bu politikalar ülkenin tümüne hitap eden yatay politikalar ile bölge veya illere özel uyarlanmış dikey politikalardan oluşur. Bu politikaların başarısı, iyi tasarlanmış olmalarının yanı sıra yatay ve dikey politikaların birbiriyle iyi entegre edilmesine bağlıdır. Yatay politikalar altyapı, kurumsal örgütlenme, gerekli finansal teşvik ve destek mekanizmalarını oluşturarak ülkede yatırım yapma ve gelişmeye elverişli bir ekosistem oluşturma amacı güden politikaları içermektedir. Türkiye´nin 2000´li yıllardan sonra etkin yatay politikalar üretme konusunda büyük aşama kat ettiği görülmektedir. Ancak etkin dikey politikalar geliştirme konusunda aynı başarıyı sergilediğini söylemek zordur. Bu sorunun giderilmesi adına her il için ekonomik ve sanayileşme fizibilite çalışmaları yapılarak illerin güçlü ve zayıf yönleri göz önünde bulundurularak kendileri için katma değer oluşturabilecek sektörlerin tespiti yapılmalıdır. Oluşturulacak politikaların devlet teşvik ve desteklerinin ancak bu sektörlere yöneltilmesiyle etkin dikey politikalar geliştirilmiş olacaktır. Bütün kamu kurum ve kuruluşlarının yatırımları belirlenen hedef sektörlerin sorunlarını gidermeye ve bu sektörleri destelemeye yönelik olarak bütünsel biçimde icra edilmelidir. Bu şekilde illerin sürdürülebilir ekonomik gelişimi sağlanabilir. Her il veya bölge için bu etkin politikaların hayata geçirilmesiyle illerin ve bölgelerin bütününde sanayinin yaygınlaşması sağlanabileceğinden ülkenin daha hızlı kalkınması gerçekleştirilmiş olacaktır. Fakat Türkiye´nin yukarıda ifade edilen araçları kullanarak etkin dikey politikalar geliştirip bunları yatay politikalarla entegresi konusunda şu ana kadar yeterince başarılı olamadığı görülmektedir (İyidoğan, 2012). Dikey politikalar bağlamında oluşturulan bölgesel ajanslardan beklenen verimin alınmadığı görülmektedir. Ekonomik gelişimde kümelenme eğilimi gösteremeyecek illerin DAKA örneğinde olduğu gibi gruplandırılması yanlışı, kaynakların ağırlıklı olarak siyasi ve ekonomik olarak güçlü ilin lehine kullandırılması ve kalkınma projelerinin illerin yapısal sorunlarını çözmedeki katkısının düşük olması gibi hususlar bu yapının temel eksikleri olarak göze çarpmaktadır (Aslan ve Çabuk, 2018).
Türkiye´nin, 1980´lerden itibaren serbest pazar ekonomisini benimsemesiyle beraber özel sektörün inisiyatif alabileceği, rekabete açık bir iş ortamı geliştirmek için yapısal reformlar yapılmıştır. Bu reformlar özel sektörün iş yapabileceği ekosistemi iyileştirmeyi, geliştirmeyi, teşvik etmeyi ve desteklemeyi hedeflemiş olup bu çabalar bugün de devam etmektedir. Ayrıca özel sektöre yapılacak destek miktarının büyüklüğü ülkenin makroekonomik parametrelerinin istikrarıyla doğrudan ilişkilidir (Stevenson, 2010). Türkiye´de 2002 yılından itibaren makroekonomik göstergelerdeki pozitif iyileşme hükümetlerin bu tarihten itibaren özel sektörün yatırım yapabileceği ekosistemi daha da güçlendirecek destek ve teşviki teminini sağlamıştır. Öte yandan hükümetler geliştirdikleri sanayi politikalarının uygulanabilmesi için gerekli mevzuatları oluşturur ve yasal altyapıyı inşa ederler. Bu mevzuatları ve yasal prosedürleri hayata geçirebilmek için de ya ülkedeki mevcut kurumları görevlendirirler ya da gerekli durumlarda bunları hayata geçirebilecek yeni idari mekanizmaların kurulmasını sağlarlar. Ayrıca merkezi otoritenin yereldeki müdürlük veya temsilcilikleri, bulundukları bölge ve illerde otoritenin kararlarını uygulama ve denetleme işlevini icra ettikleri için bu kurumların elemanlarının nitelik ve niceliği sanayi politikalarının çıktılarına önemli ölçüde etki edecektir (Arslan, 2017a:61).
Türkiye´de özellikle son yıllarda girişimciliği özendirmeye ilişkin hükümet politikaları çerçevesinde görevlendirilen KOSGEB´in, yereldeki ajansların ve değişik bakanlıkların teşvik ve destekleri girişimciliğe büyük katkılarda bulunmaktadır. Bu katkılara rağmen ülkede özellikle teknoloji ve bilişim odaklı işletmeler yeterince ortaya çıkamamaktadır. Bunun çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Bu nedenler arasında şirket kurmanın önündeki bürokratik engeller, maliyetin yüksek olması, diğer finansal yüklerin yanı sıra eğitim sisteminde girişimciliğin yeterince özendirilmemesi sayılabilir. Ancak hükümet bu sorunu giderme adına, şirket kuruluşu işlemlerindeki maliyet ve sürenin azaltılmasını, ticari faaliyet işlemlerinin kolaylaştırılmasını, tapu kaydı işlemlerinin hızlandırılmasını ve KOBİ´lerin finansmana erişiminin kolaylaştırılmasını sağlayan çeşitli kanun değişikliklerini yaparak 10 Mart 2018 tarihli resmi gazetede yayınlayarak yürürlüğe koymuştur. Bu değişikliklerle anonim ve limitet şirketler ile kooperatiflerin kuruluş işlemlerinin, imza tasdikinin, imza beyanının ve defter açılış onaylarının ticaret sicil müdürlüklerince yapılması sağlanmıştır. Şirket kuruluşlarının ticaret sicil memurluklarına bildirilmesi, SGK´ya da bildirilmesi kabul edilerek iş yerinin tescil edilmesi sağlanmıştır (Resmi Gazete, 2018;Vatan Gazetesi, 2018). Böylece, kurucuların yalnızca tek bir noktaya başvuruda bulunarak şirket işlemlerini kolayca gerçekleştirebilmeleri sağlanmıştır. Bu düzenlemeye rağmen Maliye Bakanlığı´nın yeni bir şirketten ilk günden itibaren gelir elde etmeye yönelik yanlış yaklaşımı, şirket ve ticari kurumların bir odaya üye olma zorunluluğunun gereği olarak aylık üyelik aidatı ödeme mecburiyeti gibi finansal yükler sorun olmaya devam etmektedir. Bu da ülkemizde yeterli sayıda girişimcinin ortaya çıkmasını engellemekte ve mevcut eğitimli genç girişimci potansiyelinin gerektiği gibi değerlendirilememesine neden olmaktadır. Muş ilinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinin birçoğunda olduğu gibi kamu kurumlarında çalışanların sosyo-ekonomik açıdan gelişmiş illere tayin istemelerinden dolayı tecrübeli elemanların yerine yeterli sayıda eleman bulunamaması ve/veya işe yeni başlayan ve yeterince deneyimli olmayan elemanların atanması, kamu kurumlarında hizmet kalitesini düşürmekte ve işlerin zamanında yapılmamasına neden olmaktadır (Çaha ve Tutar, 2013:18). Öte yandan il sivil toplum kuruluşlarının yeterince örgütlü olmayışı ve yöneticilerinin yetkinlik sorunu, kamudaki usulsüzlükler, keyfi uygulamalar ve verimliliği gayrı resmi denetlemede aktif rol oynaması gereken bu kurumları pasif bir gözlemci konumuna ittiğinden kamuda hizmet verimi batıdaki illere göre düşük seviyededir.
Merkezi hükümet Doğu Anadolu Bölgesinin geri kalmışlığını telafi etme ve bu bölgedeki 14 ilin (2017 yılında Sivas ili de eklenmiştir) ekonomilerini geliştirmek adına Doğu Anadolu Projesi´ni (DAP) 2012 yılında devreye sokmuştur. Muş bu bölgede bulunan bir il olarak DAP´tan faydalanabilmektedir. Ayrıca her ilin bir ajansa bağlı olarak desteklenmesi bağlamında oluşturulan ve Van, Hakkâri, Bitlis ve Muş´u içine alan Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı (DAKA) vasıtasıyla Muş ili kamu destek ve teşviklerinden faydalanmaktadır. Fakat şu ana kadarki çıktılara bakıldığında bu iki yapının faaliyetlerinin Muş ili ve diğer illerin ihtiyaçlarına göre gerekli desteği etkin bir şekilde sağlayabileceği konusunun sorgulanması gerektiği görülmektedir. Bu yapılar içinde güçlü ekonomik ve siyasi lobiye sahip illerin diğer illerin ihtiyaçlarının karşılanmasında adaletli bir kaynak paylaşımı yapılabilmesinin önünde engel teşkil edebilecekleri ön görülebilir. O yüzden DAKA gibi bölgenin birkaç iline hitap eden ajanslar veya bölgenin tümüne hitap eden DAP gibi yapılar yerine her ile özgü ajansların dikey politikalar bağlamında tasarlanmasının kamu kaynaklarının her ilin gelişimi için daha etkin bir şekilde kullanılmasına katkı sağlayacağı aşikârdır. Bu çalışmanın yazarı tarafından ilk defa dile getirilen Muş´a özgü ´´Muş Sürdürülebilir Kalkınma Platformu´´ bu işlevi görebilecek bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Muş ili ekonomik ve sanayileşme modelinin ortaya konulduğu iki makalemde ´´Muş Sürdürülebilir Kalkınma Platformu´´ ilin sürdürülebilir ekonomik gelişim ve sanayileşmesi için gerekli bir yapı olarak ortaya çıkmıştır. Bu yapının ilin ekonomik gelişimi için gerekli alt yapı inşası, ilin makro proje ve stratejilerinin bütünsel bir bakış açısı ve etkin bir şekilde gerçekleştirilebilmesi ve marka şehir bağlamında ilde üretilen ürün ve hizmetlerin inovatif ve hesaplı bir şekilde tanıtım ve pazarlamayı ihtiyaçlarını yerine getirmesi gerektiği görülmüştür. Daha sonra bu yapının yapması gereken işlev ve fonksiyonları il ölçeğinde bir ajansın üstelenebileceği görüldüğünden bu yapının birim ve üsteleneceği fonksiyonlar bu yıl içinde yapılan uluslararası bir sempozyumda bildiri olarak sunulmuştur.