"ÖDÜL VE CEZA BİR DİSİPLİN ARACI OLMAMALI"
Muş Bahçeşehir Koleji Psikolojik Danışmanı Aslınur Ayçiçek, çocuk yetiştirmede davranışların önemine dikkat çekerek ödül ve cezanın disiplin aracı olmaması gerektiğini söyledi
Muş Bahçeşehir Koleji Psikolojik Danışmanı Aslınur Ayçiçek, çocuk yetiştirmede dikkat edilecek noktalara değindi.
Yazılı bir açıklama yapan Aslınur Ayçiçek, çocukların sosyal ve duygusal yönden sağlıklı bireyler olarak yetişmelerinde en büyük görevin ebeveynlere düştüğünü söyledi. Ebeveynlerin doğumdan itibaren çocuklarının duygusal ihtiyaçlarını karşılamasının çok önemli olduğunu söyleyen Aslınur Ayçiçek, "Çocukların duygusal ihtiyaçları karşılanmadığında, yani çocuk ebeveynlerden yeteri kadar ilgi ve şefkat görmediğinde veya ihtiyacı olan sevgi koşullara bağlı olarak karşılandığında, çocuk kendini değerli hissedemez. Bu durum kişilik gelişimini olumsuz etkiler. Ancak duygusal ihtiyaçların karşılanması da tek başına yeterli değildir. Çocuğun hayatı öğrenmesi, güvenli bir şekilde dünyayı keşfetmesi ve sağlıklı bir kişilik geliştirebilmesi için duygusal ihtiyaçların karşılanması kadar önemli olan bir diğer unsur disiplindir. Doğduğu andan itibaren çevresinin farkında olan ve onu keşfetmek isteyen bebeğin, bu keşfi güvenli bir şekilde gerçekleştirebilmesi için kendisini güvende hissedebileceği sınırlara ihtiyacı vardır. Ebeveynlerin görevi bebeği için güvenli alanı oluşturacak sınırları belirlemektir. Bebekler güvenli sınırlar içinde keşif davranışlarında bulunurken zamanla öz disiplin kazanırlar" dedi.
Ödül ve ceza bir disiplin aracı olmamalı
Disiplin kavramının bazı anne babalar ve öğretmenler tarafından katı ve sert olmayı gerektiren bir tutum olarak algılandığını dile getiren Ayçiçek, ödül ve cezanın bir disiplin aracı olarak görülebildiğinin altını çizerek şöyle konuştu, "Oysa disiplinde bağırmak, azarlamak, yargılamak, küçümsemek, suçlamak gibi çocuklara kendini kötü hissettirecek tutum ve davranışların yeri yoktur. Disiplinin amacı, çocukları korumak, hayatta mantıklı seçimler yapabilmeleri için bilgilendirmek ve onların davranışlarının uzun vadeli sonuçları üzerinde düşünmelerini sağlamaktır. Bazı ebeveynler ödülün olumlu etkilerinin olduğunu, ödüllendirmenin cezalandırmaktan daha insanca olduğunu, çocuklara temiz ve tertipli olmanın, onlarla işbirliği yapmanın ödüllerle öğretilebileceğini düşünmektedirler. Ancak ödüller cezalardan pek farklı değildir. Ödül, bir koşula bağlı olarak verilen ve kişi tarafından cazip görülen bir obje ya da etkinliktir. Bir objeyi ödül yapan, onun 'koşul' olarak verilmesidir. Koşul olarak verilmeyen bir obje ödül olmaz. Emek karşılığında verilen obje ya da para ödül değildir. Ceza ise davranışı değiştirmek amacıyla çocuğa karşı takınılan acı verici ya da saldırgan tutumlardır. Ödül ve ceza, davranışsal psikolojide hem tanım hem de uygulama olarak farklı kabul edilse de, her ikisi de özünde aynıdır. Hem ödül hem de ceza, aynı psikolojik modelden doğmuş ve her ikisi de hemen hemen aynı mekanizma ile çalışmaktadır. Sadece biri olumlu, diğeri olumsuz olarak ifade edilmektedir. 'Bunu yaparsan şunu alırsın' diyen kişi ile 'Bunu yapmazsan başına şu gelir' diyen kişinin uyguladığı öğrenme kuramı birbirinden pek farklı değildir."
Ödül ve ceza kullanmadan çocukları disipline etmek mümkün müdür?
"Her çocuk birbirinden farklıdır ve hiçbir ebeveynlik yaklaşımı ya da stratejisi her zaman, her durumda işe yaramayacaktır" diyen Ayçiçek açıklamasını şöyle sürdürdü, "Çocukların büyüme sürecinde sürekli değişim gösterdikleri de göz önünde bulundurulduğunda, özdenetim becerileri yüksek, sorumluluk sahibi, başarılı ve mutlu çocuklar yetiştirmenin tek bir yolu veya yöntemi olmadığı açıkça görülmektedir. Ancak şu bilinen bir gerçektir ki, her çocuğun sevgiye, ihtiyaçlarının karşılanmasına ve disipline ihtiyacı vardır. Disiplin eğitiminin etkili olabilmesi için öncelikle çocukların kendilerinin sevildiğini ve güvende olduklarını hissetmesi gerekir. Çünkü sevgi ya da çocuk açısından kabul edilme ve parçası hissetme duygusu, çocuğa sunulabilecek en etkili stratejidir. Çocuk, sevgi ve güven temelli ilişkiler kurarak kendini değerli hisseder. Çocuğa değerli olduğunu hissettirmek de onun disiplin eğitimini ve karar alma süreçlerini olumlu yönde etkiler. Özetle, ebeveynlerinin sevgisine güvenen çocuklar, ebeveynlerinin isteklerine daha istekli olurlar. Ancak ebeveynin istekleri mantıklı, çocukların anlayabileceği gibiyse ve onları gerçek ihtiyaçlarından mahrum bırakmıyorsa, çocuklar işbirlikçi bir tavır sergilerler. Ayrıca çocuklar, sevildiklerini, aileye ait olduklarını ve önemsendiklerini hissettiklerinde, toplumun mutlu bir üyesi olarak potansiyellerini gerçekleştirme fırsatını yakalarlar."
Çocuğun duyguları ile bağlantı kurma
Çocuğun duygularıyla bağlantı kurulması gerektiğini vurgulayan Ayçiçek şunları kaydetti, "Her çocuk, her ebeveynlik durumu gibi farklıdır. Fakat neredeyse her durumda geçerli ve doğru olan, etkili disiplinin ilk adımı olan, ebeveynlerin çocuklarıyla duygusal olarak bağlantı kurmalarıdır. Bağlantı, ebeveynlerin tüm dikkatlerini çocuklarına vererek onları dinlemeleri, onların sorun çözmeye yönelik girişimlerine değer vermeleri ve kabul edilmeyen davranışlarda bulunduklarında onların yanında olmaları anlamına gelmektedir. Çocukla bağlantı kurmada fiziksel temas, empati gösteren yüz ifadeleri, şefkatli bir ses tonu ve yargılayıcı olmayan dinleme ve çocukların duygularını kabul etme önemlidir. Disiplin sırasında çocuklarla bağlantı kurmak, çocukların her istediğini yapmalarına izin vermek anlamına gelmez. Aslında bunun tam tersidir. Çocukları gerçekten sevmenin ve onlara ihtiyacı olanı vermenin bir yolu da açık ve tutarlı sınırlar sunmak, hayatlarında tahmin edilebilir bir yapı kurmaktır.
Çocukla gerçek ilişki kurma
Çocukla gerçek bir ilişki kurabilmek, çocuğa kendini değerli hissettirir. Gerçek bir ilişkinin temelinde güven, saygı ve anlayış vardır. Çocuğuyla gerçek bir ilişki kurmak isteyen ebeveynler, 'Çocuğumu nasıl anlayabilirim, ona nasıl yardımcı olabilirim?'e odaklanır. Anlaşılan, fikirlerine saygı duyulan çocuklar ve gençler, kendilerini değerli ve önemli hissederler. Anlaşılmış ve kabul görmüş olmanın verdiği doyum, çocukların ebeveynlerine karşı olumlu duygular beslemelerini sağlar. Ebeveynler, iletişim becerilerini kullanarak çocuklar üzerindeki etkileri arttıkça, onlara istenilen bir davranışı kazandırmak veya çocukların istenmeyen davranışlarını değiştirmek için güce dayalı yöntemlere ihtiyaç duymazlar. Anne, çocuğuna "dişlerini fırçala" dediğinde çocuğuyla ilişki kurmuş olmaz; sadece talimat vermiş olur. Bunun yerine "haydi dişlerimizi fırçalayalım" derse ve o işi birlikte yaparsa onunla ilişki kurmuş olur.
Çocukların ağlamasını kabul etme
Çocuklar koşulsuz sevildiklerini ve kabul edildiklerini bilmeye ihtiyaç duyarlar. Çocukların sadece keyifli olduklarında ve gülümsediklerinde onaylanmaları ve sevilmeleri, büyükleri memnun etmek için acı veren duygularını bastırmalarına yol açar. Çocukların acı veren duygularını kabul etmek, onlarla sağlıklı bir bağ kurulmasını sağlar. Ebeveynlerinin kucaklarında ağlamalarına izin verilen çocuklar, anlaşıldıklarını ve kabul edildiklerini hissederler. Ebeveynlerin açık bir şekilde çocuğun ağlamasına karşı çıkmamaları ve onun dikkatini dağıtmaya yönelik girişimde bulunmamaları, çocuklar tarafından duygusal bir terk ediliş olarak algılanabilir. Çünkü çocuklar öfke, acı ve korkularını dinleyebilen ve kendileriyle empati kuran ebeveynlere ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle ağlayan çocuğu cezalandırmak ya da reddetmek yerine duygularını kabul edip ona uygun yanıt vermek çok önemlidir. Çocukların ihtiyaç duyduğunda ağlaması için duygusal güvenlik sağlanmadığında, parmak emme veya aşırı yemek yeme gibi kontrol kalıpları edinebilirler. Ağlayarak streslerini boşaltan çocuklar genellikle keyifli, dingin, rahat, işbirliğine açık, şiddetten uzak ve kendi kendine yeten bir ruh hali içinde olurlar.
Sınırlı seçenekler sunma
"Kendilerine emir ve komut verilen küçük çocuklar, ne yapacaklarına ilişkin kendi seçme haklarının ellerinden alındığını düşündükleri için genellikle işbirliğine karşı şiddetli bir direnç gösterirler. Üstelik çocuğun istekleriyle çelişen bir komutun yerine getirilmesini sağlamanın tek yolu ödül ya da ceza kullanmaktır. Emir vermenin bir alternatifi de çocuklara seçenekler sunmaktır. Seçme hakkı verilen çocukların, ebeveynleriyle işbirliği yapma olasılığı daha yüksektir. Bu nedenle çocuklara mümkün olduğunca en az iki makul seçenek arasından seçim yapma fırsatı sunulmalıdır. Seçeneklerin de uygun ve kabul edilebilir olmasına özen gösterilmelidir. Küçük çocuklar genellikle sınırlı seçeneklere olumlu karşılık verirler. "Karşıdan karşıya geçerken sağ elimi mi sol elimi mi tutmak istersin? Sen karar ver!" denildiğinde çocuk, kendinde bir otorite ve güç hissederken ebeveynleri hâlâ ona bir şey öğretiyor ve onu koruyor olacaktır. Özellikle çocuklara "sen karar ver" diye eklemek onlara kendilerini güçlü hissettirecektir. Çocuklar büyüdükçe sunulan seçimlerin daha geniş olması gerekir, yoksa ebeveyn ve çocuk arasında güç mücadelesi yaşanabilir."