PKK hareketinin 1990’lı yıllardan sonra bayrağından orak-çekici çıkarmasından sonra ideolojisinde de ciddi kırılmalar görüldü. Özellikle sosyalizm düşüncesinin yerini alan komünist militanlık, Kürt hareketinin zaten kendi özüne ait olmayan bir süreci de beraberinde getirmiştir. Bunun başlangıcının Cumhuriyetin ilanı ile birlikte, bölgedeki medrese geleneğinin sona erdirilmeye çalışılmasının olduğunu ileri sürebiliriz lakin PKK’nın bu sürece karşı çıkmak yerine katkı sağladığını da görmezden gelmemek gerekir.
Genellikle Kürt hareketi ya da Kürt Sorunu dediğimiz olguyu sosyolojik olarak Cumhuriyet tarihiyle veya Türk Modernleşmesiyle başlatmaktadırlar. (Bu dönemde özellikle dünya konjonktüründen de kaynaklı olarak ulus devlet sürecini en son tamamlayan bir ülke olması ve bunun getirdiği değerleri kendi devlet sisteminde uygulamaya koyan bir Türk ulus yapısına tepki olarak doğmasıdır. Tabiî bu aşamanın—Kürtçülük bilincinin—daha da derinleşmesinin en önemli nedeni de Doğu ve G. Doğu’da hakim olan medrese sisteminin bitirilmeye çalışılmasıdır.) Cumhuriyetin kuruluşuna kadar bölgemizde mevcut olan medrese sistemi, Kürt halkı açısından oldukça önemlidir. Sosyolojik açıdan halkın eğitilmesinin ve belki de halka yön verilmesinin en önemli etkeni sayılabilir. O dönem mevcut şeyhler, aşiret reislerinin çözemediği sorunlara çözüm bulabilmekte ve toplumsal konsensüsü sağlayabilmektedir.
Bediüzzaman Said Nursî’nin bir dönem bu pratiği takip etmiştir. Onun aşiret reisleri ile olan münasebeti, o dönem bir din âliminin ne kadar önemli bir konumda olabileceğinin en önemli kanıtıdır. İşte Cumhuriyetin ilânından sonra alınan radikal kararlar ve sonrasında gelen değişiklikler bu sosyolojik yapıyı tahrife uğratmıştır. İstiklâl Mahkemelerinde idam edilen din âlimlerinin oluşturduğu boşluklar, sonraki yıllarda doldurulamamıştır. Düşünün, o dönemki medreselerde eğitim dili yerine göre Kürtçe’dir.
Siz, medreseleri kapatıp, din dilini değiştirirseniz ve Türkçeye geçişi radikal anlamda kabul ettirmeye çalışırsanız, o yöredeki halk da size bir süre sonra düşmanlık besleyebilir. 1923’te Cumhuriyet’in ilanı ile başlayan sancılı sürecin arkasında işte bu sosyolojik etkenler mevcuttur. Cumhuriyet böylesine bir boşluğun üzerine inşa edilmiştir ve kabul edilen Laiklik ilkesiyle de halk iyice din ve devlet arasında bırakılmıştır. Bu açıdan Kürt sorunu ile ya da Kürt hareketi ile ayrılıkçı Kürt hareketini ayırmak gerekir. Ayrılıkçı Kürt hareketi farklı bir sosyolojik yapı izler. PKK’nın başında olduğu Kürt hareketi, halkın sahip olduğu Kürt sorunlarından tamamen farklıdır. PKK, ETA ve IRA gibi ırkçı ve ayrılıkçı söylemler dile getirmiştir. 1970’li yıllarda idam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ardından Devrimci-Sol’da ortaya çıkan boşluk PKK tarafından doldurulmuştur.
PKK, bir din âlimi olan Şeyh Said’i hiçbir zaman kullanmamıştır. Buna karşın Engels, Lenin, Stalin ve Marx gibi sosyalist düşünürlerden referans sağlamıştır. Örneğin Öcalan’ın fotoğraflarının arkasında Marx, Engels gibi sosyalist düşünürlerin fotoğrafları mevcuttur. Fakat kendilerinden önceki Kürt ayaklanmasını temsil eden Şeyh Said’in fotoğrafları yoktur. Bu da PKK’nın din ile arasındaki ilişkiyi ve çelişkiyi ortaya koymakta en güzel örnektir. O yıllarda kırsal kesimlerden gençleri koparabilmek için izlenen yol budur. Devlet 1980 darbesini yapmış, sol kesim büyük bir darbe yemiş ve devlete karşı bir nefret oluşmuştur.
PKK’nın ilk kullandığı bu nefrettir. Devletten intikam almak isteyen sol bile bir dönem PKK’ya sempatiyle bakmıştır. Hatta o ideoloji doğrultusunda hareket eden kişilerin sol partilerde yer almasının temel sebebi de budur. Sonraki yıllarda ise (1990’dan sonra) PKK’nın ideolojisinde farklılaşma yaşanmıştır ve bugün hala aynı süreç devam etmektedir.