Muş E Tipi Kapalı Cezaevi’nde siyasi kadın mahkumların kaldığı koğuşta çıkan olaylara tepki gösteren Barış ve Demokrasi Parti (BDP) ile Tutuklu Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) tarafından düzenlenen basın açıklamasıyla kınandı
Muş E Tipi Kapalı Cezaevi’nde siyasi kadın mahkumların kaldığı koğuşta çıkan olaylara tepki gösteren Barış ve Demokrasi Parti (BDP) ile Tutuklu Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) tepki gösterdi. Belediye meydanında toplanan BDP ve TUHAD-FED’lilere KESK üyeleri de destek verdi. Burada bir açıklama yapan TUHAD-FED Genel Başkanı Zübeyde Teker, yüzlerce arkadaşlarının cezaevindeki saldırılardan hayatını kaybettiklerini iddia etti. Muş E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki olayda can kaybının yaşanmamasının kendileri açısından sevindirici olduğunu ifade eden Zübeyde Teker; “Ama üzücü olduğumuz tek şey, devlet faşizminin cezaevlerinde ısrarla sürdürüldüğünün bir kanıtı olarak Muş Cezaevi’nde yaşananlardır. Bizler defalarca açıklama yaptık, Adalet Bakanlığı’nı duyarlılığa çağırdık ama bu çağrılar bugüne kadar istediğimiz sonuçlarla sonuçlanabilecek bir duruşa sebep olmadı. Tekrar Adalet Bakanlığı’na sesleniyoruz, herkes sürecin hassasiyetine değiniyor. Ama şunu unutmamak gerekiyor ki, bu süreç ilerleyecekse cezaevindeki siyasi tutuklulara yönelik politikalar değişmek zorunda. Başta Abdullah Öcalan’ın içinde bulunduğu tecrit koşulları ve onun dışında bulunan 84 cezaevinde PKK’lı ve KCK’lı siyasi tutsaklara yaklaşımlardır. Ama şu ana kadar gördüğümüz ne Öcalan’ın üzerindeki tecrit kalktı, ne de bugüne kadar cezaevlerimizde arkadaşlarımızın sosyal haklarından tutalım, her türlü kötü muamelenin önüne geçen bir politika gözlendi. Bu bizleri bu süreç ile ilgili olarak kaygılandırıyor. Bundan sonra devleti samimi olarak yaklaşmaya davet ediyoruz. Eğer bu süreçte herhangi bir cezaevinde bu tür olaylar gerçekleşirse devlet bizi daha sert bir şekilde karşısında bulunur” dedi.
“OLAYLARIN TEKRARI HALİNDE BDP OLARAK GEREKEN CEVAP VERİLECEKTİR”
BDP Parti Meclisi Üyesi Nizamettin Öztürk ise, bu yaşananların tekrarı halinde BDP olarak gereken cevabı vereceklerini dile getirerek şöyle konuştu; “Bu cezaevinde yaşananlar sanıyorum başka cezaevlerinde de uygulanmaya konulmak isteniyor. Bunun arkasında AK Parti hükümeti vardır. Bunun arkasında İçişleri Bakanlığı’nın gizli genelgesi vardır. Bu genelgede deniliyor ki, bölgede tekrar Kürt özgürlük mücadelesinin canlanmasının önüne geçilmesi isteniyor. Oysa biz bu ülkede, bu topraklarda kardeşliğin, barışın tesis edilmesi için elimizden geleni sergiliyoruz. Biz hiç kimsenin burnunun kanamasını istemiyoruz. Abdullah Öcalan’ın uzatmış olduğu barış eli hükümet tarafından çok eksik bir şekilde karşılanmaktadır. Biz diyoruz ki başlatılmış olan bu sürecin tekrar yürütülmesi, hayata geçirilmesi. Eğer bu bölgede insanlar ölmüyorsa bu çabalarımızın sonucudur. Sürecin sürdürülmesi için hükümete buradan tekrar sesleniyoruz. Basın mensuplarına çok iş düşüyor. Burada bu ilde özellikle demokratik hayatın kısıtlı olduğunu ve burada yapılmak istenen bir basın açıklamasının dahi engellenmek istendiğini duyurmak istiyoruz. Demokratik haklarımızın kısıtlanması için önümüze konulacak olan hiçbir engellemeyi kabul etmiyoruz.”
“BİZ GÖRÜŞMELERİ YAPTIK, ÇOK CİDDİ İDDİALAR VAR”
İnsan Hakları Derneği Muş Şubesi Başkanı Saim Atılgan da, İHD olarak daha önceki çalışmalarda cezaevleri ile ilgili kurdukları heyetler ve yaptıkları ziyaretlerde bu durumun geleceği ile ilgili tespitlerde bulunduklarını, gerekli mercilere birtakım uyarılarda ve önerilerde bulunduklarını söyledi. Atılgan; “Ancak 2 gündür yaşadığımız olaylar, maalesef bu uyarıların dikkate alınmadığını göstermiştir. Yaklaşık 8. ayın başlarında benzer bir durum zaten Muş Cezaevinde yaşanmıştı. Yine cezaevlerindeki mahpusların koşullarının, kullandıkları alanların daraltılması, okudukları kitapların alınmak istenmesi, yazdıkları çizdikleri defterlere kontrol amaçlı el konulması ve en son yine giysilerine müdahale iddialarına kadar birçok şey birkaç aydır bizim gündemimizde idi. 8. ayın başlarında yaklaşık 7 gün süren bir açlık grevi yapılmıştı. Olaydan bizim haberimiz saat 18.00 civarında oldu. Daha sonra hastaneye 7 kadın mahpus getirildi. Hastanede oluşturduğumuz heyet Başsavcımızla birlikte hastanede 7 kadın mahpusu ziyaret etmişti. Kadın koğuşunda bulunan mahpusların kitaplarının alınması üzerine olaylar başlıyor. Bunlar verilmek istenmeyince zor kullanılıyor. Zor kullanma sonucunda 3 mahpus da darp oluşuyor. 7 mahpus dumandan zehirlenerek hastaneye kaldırılıyor. Buna daha sonra 2 kadın mahpus da eklenmiş oluyor ve sayı 9’a çıkıyor. Biz görüşmeleri yaptık, çok ciddi iddialar var. Özellikle kafa travması geçiren Mukaddes adında bir kadın mahpus söz konusu. İki kişi yoğun bakımda idi. Neyse ki tüm kadın mahpuslar tedavileri yapılarak cezaevine gönderildi. Bizim açımızdan en önemli nokta, bu olayda hiçbir yaşam ihlali olmaması, ancak çok ciddi risk geçirdik. Bundan herkesin çıkaracağı dersler olmalıdır. Bundan sonra bu tür uygulamaların yetkililer eliyle tekrar hayata geçmemesi konusunda, biz de burada uyarımızı kamuoyu ile paylaşıyoruz. Oraya gönderilen kitaplar zaten komisyondan geçerek o insanlara veriliyor. Bu kitapların yasa dışı veya yasak olduğunu iddia etmek gülünçtür. Kamuoyu önünde bütün yetkilileri bir daha bu hataya düşmemeleri konusunda uyarıyoruz” diye konuştu. Yapılan açıklamanın ardından gruptakiler olaysız bir şekilde dağıldı.