MŞÜ´DE CUMHURBAŞKANLIĞI YÖNETİM SİSTEMİ KONUŞULDU
Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) Umran Sosyoloji Topluluğu ile Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Haluk A
Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) Umran Sosyoloji Topluluğu ile Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Haluk Alkan’ın konuşmacı olarak katıldığı, “Cumhurbaşkanlığı Sistemi” konferansı düzenlendi
Prof. Dr. Sabahattin Zaim Konferans Salonunda gerçekleştirilen konferansa yoğun ilgi gösterildi. Açılış konuşmasını Rektör Prof. Dr. Fethi Ahmet Polat’ın yaptığı konferansa İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sadulla Jafarov, Genel Sekreter Yrd. Yusuf Kenan Atılgan ile çok sayıda akademisyen ve öğrenci dinleyici olarak katıldı.
Konferans öncesinde Prof. Dr. Haluk Alkan’a teşekkür ve katılım belgelerini takdim eden rektör Prof. Dr. Fethi Ahmet Polat, öğrencilere konferansa gösterdikleri yoğun ilgiden ötürü teşekkür etti. Türkiye’nin zor bir süreçten geçtiğini söyleyen ve süreçleri zorlaştıran hususlardan birinin de süreçlerde bilginin, tecrübenin, düşüncenin başat rol oynamaması olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Fethi Ahmet Polat, bilgiye dayanmayan söylemin tefekkür olarak nitelendirilemeyeceğini vurguladı ve referandum süreciyle ilgili, alanında Türkiye’nin sayılı isimlerinden biri olan Prof. Dr. Haluk Alkan’ı üniversitemizde misafir etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
“YÖNETİMİN MERKEZİNDE SİYASİ KURUMLAR YER ALIR”
Rektör Prof. Dr. Polat, konuşmasının ardından bir propaganda ya da savunu şeklinde değil, ama akademik bilgi temelinde konuya yaklaşma çabası içinde olacağını belirterek sözlerine başlayan Prof. Dr. Haluk Alkan, bir siyasi sistemden bahsettiğimizde üç temel faktör üzerinde hareket edildiğini, bunların da siyasal kurumlar, sistem özellikleri ve meşruiyet olduğunu belirtti. Siyasi kurumların yönetimin merkezinde yer aldığını söyleyen Alkan, oyunun nerede ve hangi kurala göre oynanacağının belirlendiği yerin siyasi kurumlar alanı olduğunu ifade etti.
Anayasal ve yasal düzenlemeler ile kurumsal geleneklerin her siyasi sistemde bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Haluk Alkan, bu kurumların pek çok şeyi etkileseler de her şeyi tek başlarına belirlemediklerini söyledi. Alkan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir yelkenlinin okyanusta yüzmesi gibi bu kurumlar da sistemsel özellikler denilen bir alanın içinde konumlanırlar. Nasıl ki okyanusta rüzgârın etkisiyle yelkenlinin hareketi şekilleniyorsa bir siyasi sistemin sahip olduğu özellikler de kurumlara rengini verir, şekillendirir, sistemin nasıl çalışacağı noktasında bizleri aydınlatır. Bu alan ülkeden ülkeye, kültürden kültüre değişir.”
“SİSTEMSEL FAKTÖRLERE GÖRE KENDİNE ÖZGÜ BİÇİMLER ALDIĞI BİR VASATTA YAŞIYORUZ”
Türkiye’nin coğrafi konumu itibariyle bir geçiş ülkesi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Haluk Alkan, “Eğer Maldivler’de olsak belki bizim kurumsal yapımızın en önemli sorunu turizm olabilirdi ama bizde çok sayıda tarihi gerilim, yeni gelişmeler ışığında tekrar tekrar gündeme geliyor. Dolayısıyla ülkenin kurumlarını şekillendirirken bu tür gerilimlerle de baş edebilme yeteneğini geliştirmeniz lazım. Yani kurumların şekillenmesinin, sistemsel faktörlere göre kendine özgü biçimler aldığı bir vasatta yaşıyoruz.” şeklinde konuştu.
“MEŞRUİYET ZEMİNİ ÇOK ÖNEMLİDİR”
Bir topluluğun tek bir konuda karar alması gerektiğinde o karara ilişkin üç farklı eğilimin ortaya çıkabileceğini belirten Prof. Dr. Haluk Alkan, şunları söyledi: “Bu salonda bir konuda karar almaya kalksak, bazı arkadaşlarımız bu kararı destekleyecekler, bazı arkadaşlarımız bu karara karşı çıkacaklar, bazı arkadaşlarımız ise mesafeli durup görüş bildirmeyeceklerdir. İşte siyasal sistemler öyle yapılardır ki her gün yüzbinlerce farklı alanda kararlar üretilir ve bu kararlar toplumda sözünü ettiğim üç farklı eğilim gibi farklı birleşimlerin ortaya çıkmasına sebep olur. Bu kadar farklılaşmanın üzerine, karar üretilen yapıyı bir arada tutmak zorundasınız. Tutamazsanız bu yapı çatışmalar içinde dağılır gider. Dolayısıyla üçüncü bir faktöre daha ihtiyacımız var. O da meşruiyet zeminidir. Meşruiyet zemini çok önemlidir. Bu zemin o siyasi sistemin neden var olduğunu, neden yönettiğini, bizim o sisteme neden bağımlı olduğumuzu gösteren, toplum ile devlet arasında bir ilişkiyi ifade ediyor. Bu ilişkiyi ne kadar iyi kurabilirseniz verilen kararlara karşı olanlar, kendi canlarını yaksa da o kararların meşruiyetine inandıkları için o kararlara itaat eder. Dolayısıyla zikrettiğim üç temel faktör arasındaki ilişki hem bir siyasi sistemin en başlıca özellikleri hem de o sistemin işleyişinin nasıl analiz edilmesi gerektiği noktasında bize ipuçları sunmaktadır.”
“HER KURUMSAL DEĞİŞİM REJİM DEĞİŞİKLİĞİ DEĞİLDİR”
Gündemdeki tartışmalara değinen Prof. Dr. Haluk Alkan şunları söyledi: “Burada iki önemli husus karşımıza çıkıyor. Birincisi siyasi rejim bu tablonun neresindedir? Eğer bir ülkedeki kurumsal değişim o ülkedeki meşruiyet değişimine bağlı olarak ortaya çıkıyorsa burada rejimle ilgili bir değişim söz konusudur; yani meşruiyet yapısında bir değişim, zorunlu olarak kurumları değiştiriyorsa burada bir rejim değişikliği ve o değişikliğe bağlı olarak kurumsal bir değişimden bahsedebiliyoruz. Örneğin 1923’te Türkiye’nin rejimi değişmiştir; ama bu ve benzeri her kurumsal değişim rejim değişikliği değildir. Türkiye’de siyasi kurumlarda en köklü değişikliği yapan anayasal düzenleme, hem yönetim felsefesi hem de kurumların örgütlenişi bakımından ciddi değişiklikler yapmış olan 1961 anayasasıdır. Kuvvetler birliğine dayalı bir sistemden kuvvetler ayrılığına, meclis hükumeti sisteminden iki meclisli parlamenter bir sisteme, Milli Güvenlik Kurulu ya da Askeri Yargıtay gibi o güne kadar Türkiye’nin tanımadığı yeni kurumların anayasaya eklenmesi gibi çok sayıda kurumsal değişiklik bu anayasa ile gerçekleştirilmiştir. bununa birlikte burada bir rejim değişikliğinden söz edemiyoruz; çünkü 1961 anayasasında değişim sadece kurumların yapısındaki bir değişim olarak kalmıştır, meşruiyet değişimi söz konusu değildir.”
İthal yönetim modellerinin yerel yapıya bütünüyle uyum sağlamasının mümkün olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Haluk Alkan, Hindistan’ı örnek göstererek şunları söyledi: “İngiliz sömürüsünden kurtulup parlamenter sisteme geçtikten sonra İngiltere’nin kurumlarını örnek alan bir yapı üzerine kurulan Hindistan, hiçbir zaman İngiltere olmadı. O örnek alınan kurumlar hiçbir zaman İngiltere’deki gibi işlemedi; çünkü Hindistan’ın sosyal, tarihi, kültürel ve ekonomik dinamikleri İngiltere’den çok farklıdır.”
“TÜRKİYE MODELİ DEMEK BİLİMSEL AÇIDAN YANLIŞ DEĞİLDİR”
Siyasi kurumlarla sistem özellikleri ilişkisine bakıldığında dünyada kaç tane parlamenter sistemle yönetilen ülke varsa o kadar da parlamenter model olduğunu ifade eden Prof. Dr. Haluk Alkan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünyada kaç tane başkanlık sistemi varsa o kadar da başkanlık modeli vardır. ABD’nin devlet kurumlarını olduğu gibi getirip Türkiye’ye kurun, orada olduğu gibi çalışmazlar. Ortaya Türkiye’ye özgü bir işleyiş biçimi çıkar. Dolayısıyla kurumsal bir değişim yapmayı hedefliyorsanız sistem özellikleriyle kurumlar arasındaki ilişkiyi yönetilebilir şekilde tasarlamanız gerekir ki kurumların sistemsel özelliklere göre yeniden yapılandırılması zorunluluğu, ortaya çıkan modeli o ülkeye özgü kılsın. Bu açıdan Türk tipi başkanlık sistemi ya da Türkiye modeli demek bilimsel açıdan yanlış değildir.”
Hükumet sisteminin siyasal sistemin bütünü olmadığına işaret eden Prof. Dr. Haluk Alkan, “Bazı şeyler ağır ağır değişir ve ya da etkileri çok sonra ortaya çıkar. Hükumet sistemi dediğimizde aslında devletin yasama, yürütme ve yargı erklerinden ilk ikisinin birbiriyle ilişkisinin nasıl düzenlendiği meselesini konuşmuş oluyoruz. Yargı daha evrensel bir boyut taşıyor, ama yasama ile yürütmenin birbiriyle etkileşimine göre farklı modeller ortaya çıkabiliyor ki bunlara hükumet sistemleri diyoruz” dedi.
Başkanlık sistemlerinin yürütme istikrarı açısından daha güçlü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Haluk Alkan, Türkiye’de parlamenter sistemin tam anlamıyla hiçbir zaman hayata geçirilemediğini dile getirdi. Alkan, demokrasiyi bütün zorluklarına rağmen hayata geçiren bir siyaset geleneğimiz olmasına karşın bunun gerçek anlamda parlamenter bir sistem olduğunu söylemenin mümkün olmadığını belirtti ve cumhurbaşkanına parlamenter sistemlerde alışık olmadığımız ölçüde ciddi yetkiler verilen 1982 Anayasasının bu durumu açıkladığını ifade etti.
Partili cumhurbaşkanlığı konusuna da değinen Prof. Dr. Haluk Alkan, Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı sistemine geçmesinden sonra cumhurbaşkanlığı eğilimlerinin yavaş yavaş partiler üstü ve uzlaşıcı bir hale geleceğini söyledi. Cumhurbaşkanının seçtiği kabinede iyi, etkili, ama farklı siyasi düşüncelere mensup kişilere yer verebileceğine dikkat çeken Alkan, geçtiğimiz sene ABD Başkanı Obama’nın kabinesinden istifa eden cumhuriyetçi eğilimli savunma bakanını örnek göstererek bu durumun arka planında Başkanın "Ben herkesin başkanıyım" mesajı vermesinin yattığını söyledi. Alkan sözlerini şöyle sürdürdü: “Yasamada çok partili bir bileşimin ortaya çıkmasında oluşacak bir parlamenter kriz ile bir başkanlık sisteminde çok siyasal eğilimli bir bileşimin yönetim yapısında kriz doğurma olasılığı karşılaştırıldığında ilkinde daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz.” Konferans, soru-cevap faslı ile son buldu.
İlginizi Çekebilir
- Cumartesi 13.3 ° / 5.3 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı
- Pazar 14.9 ° / 3.4 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı
- Pazartesi 16.1 ° / 3.1 ° Güneşli

