Muş İnanç ve Adalet Platformu, yetkililerin Uludere (Roboski)’de savaş uçakları tarafından öldürülen 34 kişi için ‘Roboski’nin Ankara’nın dehlizlerinde kaybolmasına izin vermeyeceğiz’ sözlerinin iddiadan öteye geçmediğini ve katliamın faillerinin ortaya çıkarılmadığı açıklaması yaptı
Muş Özedönüş- Der, Muş Selam –Der, Muş Zehra-Der, Muş Lale-Der ve Muş Eğitim İlke-Sen’in oluşturduğu Muş İnanç ve Adalet Platformu, Uludere (Roboski)’de savaş uçakları tarafından öldürülen 34 kişi için yazılı basın açıklaması yaptı. Olayın üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen halen faillerin bulunmadığını ve bundan yetkilileri sorumlu tutan platform, açıklamasında: “Bundan 3 yıl önce Roboski’de 17’u çocuk olmak üzere 34 masum insan savaş uçaklarıyla bombalanarak katledildi. Fakat aradan geçen 3 yıla rağmen hükümet yetkililerinin “Roboski’nin Ankara’nın dehlizlerinde kaybolmasına izin vermeyeceğiz” sözleri bir iddiadan öteye geçmemiş ve katliamın failleri hâlâ ortaya çıkarılmamıştır. Roboskili annelerin, babaların ve kardeşlerin acısı ilk günkü gibi taze ve derin. Bugüne kadar katliamın aydınlatılmamış olması ise bu acıyı daha da derinleştirmektedir. Şu ana kadar ne idari soruşturmalardan, ne hukuki yargılamalardan ne de TBMM komisyonunun çalışmalarından vicdanları rahatlatacak bir sonuç çıkmadı. Aksine Genelkurmay’ın ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun hazırladığı raporlar ile askeri mahkemenin “Olayda kaçınılmaz hata olduğu ve cezai sorumluluğun olmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı” şeklindeki kararı; adaleti ve vicdanları daha da yaralamış ve Roboskili aileleri derinden sarsmıştır.
Bizler, aşağıda imzası bulunan yapılar olarak, toplumsal adaletin ve sahici barışın gerçekleşmesi için başta Roboski katliamı olmak üzere tüm katliamların ve faili meçhullerin geciktirilmeden aydınlatılmasının devletin ve iktidarın sorumluluğu olduğunu buradan deklare ediyoruz.” Denildi. Adaletin tecelli etmesi, benzer acıların bir daha yaşatılmaması için hükümete önerilerde bulunan platform üyeleri, “İktidarın, kendisinden on yıllar önce devlet eliyle işlenen Dersim katliamı dolayısıyla gerekirse özür dilemeyi gündemine aldığı bir dönemde, yine devlet eliyle ve kendi döneminde işlenen Roboski katliamının faillerinin -biliniyor olmasına rağmen- henüz aydınlığa bile kavuşturulmaması; büyük bir tutarsızlık örneğidir. Unutmayalım ki geciken adalet, adalet olmaktan çıkar. Bizler, şunu da belirtmekte yarar görüyoruz: Roboski katliamı, ne siyasi / politik hesaplar için kullanılmalı ne de siyasi / politik pazarlıklara kurban edilerek unutulmaya terk edilmeli. Zira Roboski katliamı, dini, siyasi, coğrafi ve etnik aidiyeti ne olursa olsun; vicdan ve adalet sahibi hiç kimsenin içine sindiremeyeceği insani bir acıdır.
Bu konuda adaletin tecelli etmesi, benzer acıların bir daha yaşatılmaması için önemlidir. Bu nedenle iktidara buradan seslenmek istiyoruz: Roboski katliamı ister barış sürecini sabote etmeye dönük bir tuzak, ister hükümetin üzerine yıkılmak istenen bir oyun, isterse yanlış bilgi ve istihbarata dayalı bir katliam olsun; bu katliam behemehâl bütün yönleriyle aydınlatılmalı. Olayda ihmali, suçu ve kastı olan bütün yetkililer yargı önüne Devlet, katledilenlerin yakınlarından resmi olarak özür dilemeli ve ailelerin tüm mağduriyetlerini gidermeli. Bu vesileyle adil şahitlik sorumluluğumuzun bir gereği olarak, katliamın sorumluları ortaya çıkarılana ve gerekli cezayı alana kadar Roboski için adalet talebimizi sürdüreceğimizi ve olayın takipçisi olacağımızı kamuoyuna ilan ediyoruz.” İfadelerine yer verdi.
“KÜRT HALKININ TAHAMMÜLE, DAYANIŞMA VE BARIŞA İHTİYACI VAR!”
“Kürt halkının baskıya, dayatmaya ve çatışmaya değil; tahammüle, dayanışmaya ve barışa ihtiyacı var!” diye ifade edilen açıklamanın devamında ise: “6-8 Ekim olaylarıyla birlikte Kürdistan’ın çeşitli bölgelerinde (Diyarbakır, Van, Kızıltepe vd) yakılmak istenen fitne ateşi, bu kez Cizre’de tutuşturuldu. Çeşitli İslami kesimlere mensup insanların evlerine saldırılar düzenlendi, evleri saatlerce tarandı, bazı evler ateşe verildi ve 65 yaşında yaşlı bir amca evinden dışarı çıkarken katledildi. Ardından saldırının çatışmaya evirildiği saatlerde 3 kişi daha hayatını kaybetti. Bizler hiçbir gerekçenin böyle bir saldırıyı meşru gösteremeyeceğini ve bu saldırıları şiddetle kınadığımızı belirtmek isteriz. Ayrıca iktidarın ve devlet yetkililerinin saldırılara müdahale etme ve olayları yatıştırmada büyük bir zaaf ve ihmal içinde olduğu da aşikâr. Bu nedenle bizler “Acaba bu bölgedeki yetkililer, sadece kendilerini korumak için mi varlar ve Kürtlerin kendi aralarında çatışmasını mı arzu ediyorlar?” diye sormadan edemiyoruz.
Bu coğrafyayı doksanlı yıllara sürükleyecek pratiklerin hiç kimseye bir yarar sağlamayacağı izahtan varestedir. Özellikle Kürt sorunun çözüm yoluna girdiği, bu yolda belli mesafelerin alındığı bir vasatta; çözümü ve barışı akim bırakacak her türlü girişim Kürt halkına ve Kürdistan’a değil; sadece Kürt sorununun barış ve özgürlükle sonuçlanmasını istemeyen odaklara hizmet eder. Bizler, Kürt sorununun ve çözüm sürecinin sağlıklı bir şekilde sonuçlanması için en az Kürtlerin devletle barışı kadar; Kürtlerin bütün kesimleriyle kendi aralarındaki barışının da zorunlu olduğuna inanıyoruz. Tahammül, adalet, dayanışma ve özgürlük; Kürdistan coğrafyasının en temel ilkeleri olmalı. Hiçbir yapının, kendisi gibi düşünmüyor veya kendisine biat etmiyor diye; başka yapılara baskı kurmaya, örgütlenmelerini engellemeye ve saldırmaya hakkı olamaz.
Bu vesileyle, tüm kesimlere çağrımız şu: Kürt halkını iç savaşa sürükleyecek, çözüm ve barış sürecini sabote edecek her türlü girişimden uzak durulmalı. İmkânı, etkisi ve yetkisi olan herkes, adil şahitlik sorumluluğunu ihmal etmeden ve gadre uğrayanla mağduru eşitlemeden; yakılmak istenen bu ateşe benzin değil, su dökmek için çabalamalı. Son olarak, başta içinde yaşadığımız Kürdistan coğrafyası olmak üzere ülkemize, bölgemize ve tüm dünyaya adaletin, tahammülün, barışın, dayanışmanın ve özgürlüğün hâkim olmasını Rabbimizden niyaz ediyoruz.” Denildi.