Muş Alparslan Üniversitesi (MŞÜ) Sosyoloji Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi. Adem Palabıyık, ?İblid, Şialık ve Türkiye-3´ konusunu ele aldı. Örnekler veren Palabıyık, ?İran´ın izlediği politikaları kaleme aldığımız yazılarımıza gelen tepkiler üzerine bir cevap niteliğinde olacak üçüncü yazımız ile süreci noktalamak istiyorum. Çünkü İran ile ilgili tartışmalar ülkemizde hep kısır döngüde kalmış ve sonuçlanmamıştır? dedi.
?Önceki yazılarla birlikte ifade ettiğim temel teorim, İran´ın şu an sahip olduğu mezhepçi tutumla İslam ümmeti adına bir lider olamayacağıydı? diye belirten Palabıyık, şunları söyledi: ?Bu iddiamın arkasında ise İran´ın sahip olduğu Safevi geleneğinin yer aldığını ileri sürerek, Şia´lığın bir tercih olarak karşımıza çıkarıldığını yazmıştım.
Ayrıca, Lübnan Hizbullah´ının İran tarafından desteklenmesinin de yine Şia geleneği ile alakalı olduğunu vurgulamış ve Hizbullah´ın Sünni bir geleneği temsil etmesi halinde İran tarafından desteklenip desteklenmeyeceği ile alakalı şüphelerimin olduğunu da yazdıklarıma eklemiştim. Bunları ifade etmek, İran karşıtlığı sayılmaz kıymetli okurlarım. Çünkü İran´ın, politik süreçlerde nasıl bir tercih izlediğine yönelik günümüzde zaten birçok örnek mevcut, eğer bir karşıtlık eyleminde bulunsaydım, bu eylem biçimlerini tek tek ifade ederdim. Asıl derdimizin ümmet olması gerektiği bir durumda, İran´ın, dünyanın herhangi bir yerinde zulüm gören Müslümanlara sahip çıkmamasını da sanırım itiraz eden kıymetli okuyucularımın da açıklaması gerekiyor. Arakan ve diğer bölgelerde Türkiye´nin merkezi otoritesi olmaz ise Müslümanların nasıl sıkıntılarla karşı karşıya kalabileceğini düşünebiliyor musunuz? BM toplantılarında Başkanımız sayın Erdoğan´ın ifadelerine benzer İran ifadeleri gören herhangi bir vatandaşımız oldu mu?
?TÜRKİYE İSTESE DE İSTEMESE DE SURİYE MESELESİNE MÜDAHİL OLMAK VE ORADAKİ GELİŞMELERİ TAKİP ETMEK ZORUNDADIR?
Bizim meselemiz ümmet olduğu için Rusya´yı bir kenara bırakıyoruz, çünkü Rusya bir Hıristiyan devleti ve İslam´ın birliği için bir teminata sahip değil. Dinimizin emrettiği gibi Müslüman olmayanlar ile sosyal ilişki gereği muhatap oluyoruz. Ülkemizin bu muhataplığı Müslüman bir devlet olarak başka sorumluluklar da getirmektedir. Bizim sorumluluklarımız Müslümanlık sürecinde nelerin yapılabileceği üzerine yoğunlaşmak ile alakalıdır. Bu sebeplerden dolayı, Türkiye istese de istemese de Suriye meselesine müdahil olmak ve oradaki gelişmeleri takip etmek zorundadır. Eğer Rusya ile konuşabiliyorsak yahut birilerine umut kaynağı olabiliyorsak, bu gelişmeye sebep olan gerçeklik Suriye´de masada olmamızın etkisidir. Suriye´de masada olmamak demek tahmin edilemeyecek kadar Müslümanın kanının akması demektir. Sadece Müslümanların değil tüm insanlığın orada katledilmesi anlamına gelmektedir.
?ÖNCELİK BAŞKANIMIZ SAYIN ERDOĞAN´IN İFADE ETTİĞİ GİBİ ÇATIŞMAZLIK SÜRECİNİN SAĞLANMASIDIR?
Ülkemizin, Münbiç ve diğer mekânlardaki etkisi olmadan bizlerin Suriye´nin geleceğinden bir şeyler beklememiz mümkün değildir. Orada olmaz isek, Suriye´den bize gelebilecek herhangi bir sorununun da muhatabı biz olmayacağız, üstelik sadece sorunlar ile baş etmenin yollarını aramak zorunda kalacağız. Bugün Suriye ile alakalı alınan bütün kararlarda Türkiye´nin olması demek gelecek yüzyılın teminat altına alınması manasına gelmektedir. Tabi ki öncelik Başkanımız sayın Erdoğan´ın ifade ettiği gibi çatışmazlık sürecinin sağlanmasıdır. Bu süreç sağlanabilirse, çözüm için tarafların konuşması sağlanabilir. İşte tüm bunları İran´dan beklemenin beyhude olduğunu ifade ettiğimiz takdirde yanlış bir adım atmış sayılmayız, çünkü İran´ın dar perspektifi, tüm bu sorunların mezhepçi bir perspektif ile ele alınmasına sebep olacaktır. Böylece problemlerin çözümü yerine yeni problemlerin oluşmasına mahal sağlayacaktır. Bunu İslam ümmeti adına önlemek de Türkiye´nin görevidir. Bu konuda ne Rusya muhatabımızdır ne de İran. Rabbim yardımcımız olsun. Sonraki yazılarımızda marketlerdeki fiyat artışları üzerinde duracağız. Vesselam??