ÇALIŞTAY’IN SONUÇ RAPORU KAMUOYU İLE PAYLAŞILDI
Muş Alparslan Üniversitesi’nde (MAUN) düzenlenen “Türkiye Arıcılığının Gelecek Perspektifi Çalıştayı’nın” sonuç raporu Tarım ve Orman Bakanlığına gönderilecek.
Geçtiğimiz günlerde Muş Alparslan Üniversitesi (MAUN) Uygulamalı Bilimler Fakültesi ve Arıcılık Uygulama ve Araştırma Merkezi (ARIMER) tarafından çevrim içi olarak düzenlenen Türkiye Arıcılığının Gelecek Perspektifi Çalıştayı’nın sonuç raporu, kamuoyu ile paylaşıldı.
Çalıştayda sunulan bildirilerden hareketle oluşturulan 38 maddelik bir sonuç raporu hazırlandı. Hazırlanan rapor, Türkiye’nin mevcut ve gelecek tarım politikalarının geliştirilmesine katkı sağlamak amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığına gönderilecek.
Muş Alparslan Üniversite (MAUN) Rektörü ve Çalıştay Onursal Başkanı Prof. Dr. Fethi Ahmet Polat ve Çalıştaya Başkanlık yapan Muş Alparslan Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yaşar Karadağ, düzenlenen çalıştayın ve hazırlanan sonuç raporunun yerelde Muş’a genelde ise Türkiye’ye fayda getirmesi temennisinde bulundular.
TÜRKİYE ARICILIĞININ GELECEK PERSPEKTİFİ ÇALIŞTAYI
SONUÇ RAPORU
Muş Alparslan Üniversitesi Arıcılık Uygulama ve Araştırma Merkez Müdürlüğü tarafından çevrimiçi ortamda düzenlenen “Türkiye Arıcılığının Gelecek Perspektifi” Çalıştayı'nda, Deney Hayvanlarında Arı Ürünleri Kullanımı, Tıbbi Arı Zehri Üretim Yöntemleri, Apiterapi’de Klinik Çalışmalar, Baş Arılarında Termal Stres Faktörleri, Bal Arılarında Sperm Depolama, Arıcılıkta Biyoteknolojik Uygulamaları, Türkiye' de Bulunan Bal Arısı ırk, Ekotip ve Genotiplerin Morfolojik, Fizyolojik, Davranışsal ve Moleküler Düzeyde Tespitine İlişkin Yapılmış Çalışmalar, Arı sağlığı ve Pestisitlerin Arı Sağlığı ve Ürünlerine Etkisi olmak üzere sunulan 9 bildiri sunuldu. Sunulan bildirilerin sonucunda hazırlanan öneriler ile oluşturulan 38 maddelik sonuç raporu Tarım ve Orman Bakanlığına gönderilecek.
38 maddeden oluşan sonuç raporunda şu önerilere yer verildi:
1- Bal arılarından elde edilen bal, propolis, arı sütü, arı ekmeği (Perga), apilarnil, gibi ürünleri çeşitli deney hayvanlarında farklı etkiler göstermektedir. Bu çalışmalar daha fazla hız kazanarak gelecek yıllarda arı ürünleri sağlık sektöründe daha fazla yer tutacağı düşünülmektedir.
2-Apiterapi ürünleri hakkında deney hayvanlarında doz ve yan etki çalışmalarıyla birlikte klinik çalışmalarının artırılması gerekmektedir.
3-Arı ürünlerinin reçeteler de yer alabilmesi için Preklinik ve klinik çalışmalar sonucu insanlar üzerinde ki faz çalışmaları yapılması gerekmektedir. Gelecekte bu tür çalışmaların artması beklenilmektedir.
4-Arı zehri günümüzde kozmetik ürünler ve apiterapötik amaçlı uygulamalarda kullanılmaktadır. Kaliteli arı zehri üretimi için gerekli koşullar titizlikle oluşturulmalı ve üretim, saklama ve pazarlama standartları geliştirilerek, sözleşmeli üretim modeli ile bu konu için özel çalışabilecek üreticilerle çalışılmalıdır.
5-Yaşanan orman yangınları sonucu çam balı üretimindeki düşüşün engellenmesi için turizm den kaynaklı arıcılığa kapalı yerlerin açılması gerekmektedir.
6-Bal mumu yüksek absorbant özelliğinden dolayı kimyasal kalıntılar olmakta ve bu durumun önüne geçilecek çalışmalar yapılmalıdır. En yüksek kalıntı bal yerine arı sütünde bulunmaktadır. Arı sütü üreticileri organik şartlarda üretim yapmalıdırlar.
7-Çayır- mera alanları daralmakta, buna bağlı olarak arıcılığa elverişli bölgeler yok olmakta ve birim alana düşen koloni yoğunluğu artmaktadır. Arı ürünlerinin üretiminin düşmemesi açısından önlemler alınmalıdır.
8-İklim değişikliğine bağlı olarak arıcılık açısından kurak sezonlar uzun sürmekte, bu dönemlerde çiftçilerin arılar için faydalı bitkiler ekilmesi teşvik edilmelidir.
9-Üniversiteler, Bakanlıklar ve STK’lar iş birliği içerisinde çalışmalıdır.
10-Arı ırkları arasında sıcaklık stresine tepki çok değişkenlik göstermektedir. Ülkemiz arıcıları genellikle koyu renkli arıları tercih etmektedir. Ancak, Küresel ısınma göz önüne alındığında sarı renkli arıların kullanılmasına arıcıların yönlendirilmesi gerekmektedir.
11-Bal arılarında sperm depolama henüz diğer çiftlik hayvanları seviyesine ulaşmamıştır. Sperm depolama, ticari arıcılıkta kullanımı verim açısından henüz mümkün değildir. Ancak, Ülkemiz yerli ırk ve eko-tiplerinin genetik kaynağının korunması ve devamlılığı açısından bu durum önem arz etmektedir. Ülkemizde bulunan bal arısı ırk ve ekotiplerden bir sperm depolama yöntemi ile gen bankası kurulmalıdır.
12-Arıcılıkta biyoteknolojik çalışmalar hız kazanmaktadır. Arı sağlığının iyileştirilmesi açısından bu çalışmalar önem arz etmektedir. Bal arılarında hastalıkara direnç moleküler yöntemlerle desteklenerek ıslah çalışmalarında mutlaka kullanılmalıdır.
13-Ülkemiz arı biyo-çeşitliliği açısından oldukça fazla ırk ve eko-tip barındırmaktadır. Bu çeşitliliğin korunması oldukça önemlidir. Bu bağlamda yapılan çalışmalar ile ilk tescilli arımız Kafkas arısı olmuştur. Ayrıca ülkemizde Hatay yerlisi, Gökçeada, Trakya, Efe arıları ekotip olarak tescil alınmıştır. Muğla ekotipi tescillenmiş fakat beklemektedir. Yığılca ve İran arısı ile ilgilide çalışmalar devam etmektedir.
14-Yığılca arısı tescil için çalışmalar yürütülmektedir.
15-Arı hastalıkları konusunda yetiştiriciler toplu mücadeleye yönlendirilmelidir.
16-Ruhsatlı ilaçlar harici piyasadaki ilaçlar veya premiks adı altında satılan ürünler engellenmelidir.
17-Varroa şuan ülkemizdeki arıcılık açısından en büyük zararlıdır. Ancak, varroa’dan daha zararlı parazitler sınırlarımızda görülmektedir.
18-Varroa’ya karşı ilkbahar ve yaz aylarında organik ilaçlar kullandırılmalıdır.
19-Bal hasadından sonra zaman kaybetmeden varroa ile mücadele edilmelidir.
20-Nösema hastalığı olan kolonilerde varroa mücadelesi yeterince etkin olmamaktadır.
21-Birçok arı hastalıkları (Bakterial, viral) varroa ile yayılım göstermektedir.
22-Pestisitler (Özellikle, organik fosforlular, karbamatlar, piretroitler ve neonikotinoitler) arılarda hızlı ve yoğun ölümlere sebep olmaktadır.
23-Pestisitler arı ürünlerinde kalıntı yapmakta ve özellikle arı sütünde yoğun kalıntı bırakmaktadır. Arı sütü insan sağlığı için üretildiğinden bu üreticiler organik üretime zorlanmalıdırlar.
24-Pestisit zehirlenmelerine bağlı olarak arı popülasyonunda azalma ve polinasyon etkinliği düşmektedir. Buna bağlı olarak bitkisel üretimde kalite ve ürün miktarında azalma olmaktadır.
25-Ülkemizde halen zehirlenmiş arılar ve arı ürünlerinde güncel pestisitlerin de analizini kapsayacak bir laboratuvar eksikliği bulunmaktadır. Bu konuda gerekli destekler verilerek laboratuvarların daha etkin olması sağlanmalıdır.
26-Tarımsal üretimin yoğun olduğu alanlarda arı ölümleri kaçınılmaz olsa da, bu bölgedeki çiftçiler eğitilerek mümkünse gece ilaçlamalara zorlanmalıdır.
27-Arılar sularını doğal kaynaklardan sağlamaktadırlar. Doğal akarsu ve sulama kanallarına kimyasal atıklar boşaltılması engellenmelidir.
28-Neonikotinoitlerin tarımsal üretimde kullanımı Avrupa Birliği ile tam uyumlu hale getirilmeli kısıtlamalar ve yasaklanmaların tam olarak uygulanması Akdeniz ve Trakya bölgelerindeki arı ölümlerini azaltacaktır.
29-Arı bakım ve beslemede eski alışkanlıklarımız değiştirilmelidir.
30-Koloni sayısından ziyade koloni verimliliği artırılmalıdır.
31-Dünyadaki açlığın giderilmesi için GDO’lu ürünlerin geliştirilmesi yerine, bitkisel üretimde verimlilik arttırılmalı, bu amaçla arıların kullanılması teşvik edilmelidir.
32-Doğal mera alanlarımız arıcılarımız düşünülerek ıslah edilmelidir.
33-Arılar kışlatma için sahillerde bulundurulmamalı, bulundukları bölgede ihtiyaçları giderilerek kışlatılmalıdır.
34-Arıcılarımızın meteorolojik bilgileri iyi kullanmaları sağlanmalı, erken uyarı sistemleri geliştirilmeli ve geçmiş meteorolojik verilerin kullanmaları sağlanmalıdır.
35-Arıcılıkta üretim planlamaları yapılmalıdır.
36-Her bölge kendi bölgesinin arısıyla arıcılık yapmalıdır.
37-Hastalık ve zararlılar için toplu mücadele yapılmalıdır.
38-Arı ürünlerinde ülkemizin markalaşması sağlanmalı ve uluslararası pazarda söz sahibi olmalıdır.