"SULAK ALANLAR YETERLİ DÜZEYDE KORUNMUYOR"
2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü münasebetiyle bir açıklama yapan Meşe Derneği Başkanı İhsan Aytemiş, “5403 sayılı kanunda açıklandığı gibi büyük ova statüsü taşıyan ovalardaki sulak alanların yeterli düzeyde korunamadığını görmekteyiz. İvedilikle korunma altına alınması gerekmektedir.”
Meşe Derneği Genel Başkanı ve Türkiye Çevre Platformu Yürütme Kurlu Üyesi İhsan Aytemiş, 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü münasebetiyle yaptığı açıklamada, sulak alanların yeterli düzeyde korunmadığını kaydetti.
Yazılı bir açıklama yapan İhsan Aytemiş, sulak alanların korunması için etkili koruma tedbirleri alınması gerektiğini belirtti. Sulak alanların yeterli düzeyde korunmadığını ifade eden İhsan Aytemiş, “Meşe Erozyonla Mücadele Doğayı Koruma ve Ağaçlandırma Derneği olarak bileşeni olduğumuz ve Yürütme Kurulunda yer aldığımız Türkiye Çevre Platformu 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü münasebetiyle basına ve kamuoyuna açıklama yapmak üzere sulak alanların yeterli düzeyde korunmadığı yönünde sesimizi duyurmak istiyoruz. Yeryüzünün en zengin ve en üretken ekosistemlerini oluşturan sulak alanlar, yalnız bulundukları ülkenin değil, tüm dünyanın doğal zenginlik müzeleri. Sulak alanlar yok olurken sadece ekosistemler değil, çevresindeki sosyoekonomik ve sosyokültürel yaşam da yok oluyor. Sulak alanların korunmasının önemine kamuoyunun dikkatini çekmek için 1997 yılından bu yana Dünya Sulak Alanlar Günü olarak kutlanıyor” dedi.
"Canlı türlerinin yaklaşık yüzde 40’ı sulak alanlarda"
Türkiye’nin, Ramsar Sözleşmesi’ne 17 Mayıs 1994’te resmen taraf olduğunu hatırlatan Başkan Aytemiş açıklamasını şöyle sürdürdü, “Bugüne kadar Sultan Sazlığı, Seyfe Gölü, Burdur Gölü, Manyas (Kuş) Gölü, Göksu Deltası, Akyatan Lagünü, Kızılırmak Deltası, Uluabat Gölü, Gediz Deltası, Yumurtalık Lagünü, Meke Gölü, Kızören Obruğu, Kuyucuk Gölü ve Nemrut Gölü olmak üzere 14 sulak alan sözleşme listesine dahil edildi. Uluslararası öneme sahip bu alanlarla birlikte Türkiye’de toplam 2 milyon 155 bin 45 hektar alanı kaplayan, 135 sulak alan bulunuyor. Dünyadaki karbonun yüzde 40’ı sulak alanlar tarafından tutulmaktadır ve bu da 771 milyar tona denk gelmektedir. Dünyadaki canlı türlerinin yaklaşık yüzde 40’ı sulak alanlarda yaşamaktadır.”
"Sulak alanların yok olması, ekosistemlerin bozulması demektir"
“Sulak alanlar; biyoçeşitliliğin korunması, taşkın kontrolü, tarımsal faaliyetlerde kullanılan yeraltı sularının beslenmesi, fırtınalardan koruma, besin depolama, iklim değişikliğinin kontrolü, bitkiler vasıtasıyla ağır metallerden suyun arıtılması, gıda kaynağı olma, turizm faaliyet alanı sağlama gibi birçok işlevi vardır” diyen Aytemiş şunları kaydetti, “Ormanlardan 3 kat hızla yok olan sulak alanlar, yerkürenin en çok tehdit altında olan ekosistemleridir. Otoritelere göre 1700’lü yıllardan beri sulak alanların yüzde 80’i, 1970’ten bu yana ise yaklaşık yüzde 35’i yok oldu. İnsan faaliyetleri sulak alanları yıkıma sürüklüyor; tarım ve yapılaşma için sulak alanlar kurutulup dolduruluyor. Sulak alan canlı türleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Son 50 yılda iç kara sulak alan canlılarının yüzde 81’i, kıyı sulak alan ve deniz canlılarının yüzde 36’sı azaldı. Sulak alanların yok olması, ekosistemlerin bozulması demektir. Türkiye’deki sulak alanların büyük çoğunluğunda, bu alanları besleyen kaynaklar üzerine baraj yapılması; yönlerinin değiştirilmesi ve sistemden aşırı miktarda su alınması; tarımsal, evsel ve endüstriyel atıklardan kaynaklanan kirlenme sonucu su niteliğinin bozulması; tarımsal alanlar ve yerleşim bölgeleri açmak amacıyla sulak alanların kurutulması ve doldurulması; yasadışı ve aşırı balık avlanması; kuşların, sürüngenlerin ve bunların yavrularının yasadışı olarak avlanması ya da yumurtalarının toplanması; aşırı otlatma; su bitkilerinin sökümü; sazların yakılması ve denetimsiz saz kesimi; lagünlerin yavru balık yetiştirme alanı olarak kullanımı; yabancı türlerin ortama katılması; Küresel ısınma ve beraberinde getirdiği kuraklık, insan kaynaklı tehditlerle beraber, su kaynaklarımızı ve sulak alanlarımızı geri dönülmez bir noktaya getiriyor.”
"Sulak Alan Yöntemi Planı geliştirilmeli ve bu planların uygulanması sağlanmalıdır”
Kuruyan sulak alanlara dikkat çeken Aytemiş şu ifadeleri kullandı, “Bir sulak alan olan Meke Gölü tamamen kurudu, Tuz Gölü’nün büyük bölümü çekildi ve civardaki yerleşim yeri evsel ve sanayi atıkları gölü kirletmekte olup yer altı sularının kontrolsüz tüketimi de gölün yok olmasına zemin hazırlamaktadır. Van Gölü; kıyı kanunu ve çevre kanununa aykırı bir şekilde yapılaşmaya açılması ve bölgedeki onlarca sulak alan, iklim krizi ile birlikte, evsel, sanayi tarımsal atıklar ile kirletilmekte. Aşırı sulama, zirai ilaçlama, HES’ler, barajlar yer altı su rejimini ile Van Gülü’nü olduğu kadar, sulak alanların varlığını da tehdit etmektedir. Bu sebeple Dünya Sulak Alanlar Günü’nde toplumu bilinçlendirmek, karar vericileri etkilemek açısından büyük önem taşımaktadır. İklim değişikliği ve biyoçeşitlilik- kayıplarına karşı sulak alanlar acilen korunmaya alınmalıdır. Ayrıca, karar vericiler ve yöneticiler başta olmak üzere, tüm kuruluşların, kamuoyunun ve sulak alanlarla iç içe yaşayan halkın (çiftçilerin, balıkçıların ve avcıların) bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Sulak alanlarda rasyonel kullanımı gerçekleştirebilmek ve etkili bir koruma sağlayabilmek için; her bir sulak alan için sosyal, ekonomik ve ekolojik bütünlük içerisinde tüm sektörleri entegre eden “Sulak Alan Yöntemi Planı” geliştirilmeli ve bu planların uygulanması sağlanmalıdır. Öncelikle sulak alan kaybını destekleyen politikalar değiştirilmeli, sulak alanların kurutulmasını öngören yasalar yürürlükten kaldırılmalı, hangi nedenle olursa olsun sulak alanların doldurulması ya da kurutulması yoluyla arazi kazanılması yasaklanılmalıdır. Sulak alana ve sulak alanı besleyen tüm sulara veya sisteme bağlantılı kuru derelere hiçbir şekilde arıtılmamış evsel ve endüstriyel atık sular verilmemelidir. Bunun için sulak alanları doğrudan veya dolaylı olarak kirleten her türlü tesis ve kaynağın gerekli arıtma sistemleri kurmaları, atık su deşarjı için Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’ndeki atık su deşarj kriterleri sağlanmalıdır. Ayrıca, sulak alanla direkt ilişkili tarım alanlarında, kimyasal gübre ve zirai mücadele ilaçlarının kullanımı yasaklanmalı, sulak alanı etkileyebilecek bölgelerde ise gübre ve ilaç kullanımı kontrol altına alınmalı veya tarımsal hastalık ve zararlılara karşı çok daha etkili yöntemler olan biyolojik veya entegre savaşım modellerinin uygulanması sağlanmalıdır. 5403 sayılı kanunda açıklandığı gibi büyük ova statüsü taşıyan ovalardaki sulak alanların yeterli düzeyde korunamadığını görmekteyiz. İvedilikle korunma altına alınması gerekmektedir.”