Abdulhak Akpolat


RAHMET KAPILARI, TEVBE ANAHTARIYLA AÇILIR

KONUK YAZAR


RAHMET KAPILARI, TEVBE ANAHTARIYLA AÇILIR

           

            Âdem (as) babamız ve Havva validemiz, cennette bir hata işlemişlerdi. Derhal bu hatalarının farkına vararak pişman oldular. Yüce Rabbimiz, onlara hatadan dönme erdemini, tevbe nimetini lütfetti. Onlar da; “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.” (A’râf, 7/23.) diyerek pişmanlıklarını dile getirdiler, Allah’tan bağışlanma dilediler. Allah da onları bağışladı. Böylece insanlık, tevbenin ilk örneğini Hz. Âdem ile eşinden öğrenmiş oldu.

 

            Allah’ın, affetme ve bağışlama anlamı taşıyan nice isimleri vardır. O, Tevvâb’tır; tevbeleri çokça kabul edendir. Afüvv’dür; engin rahmetine sığınanları affedendir. Gafûr’dur; dileyeni ve dilediğini bağışlayandır. Settâr’dır; hata ve kusurları örtendir. O, tevbe eden kullarını sever. Kendisine yönelen elleri asla boş çevirmez. Samimiyetle yakaran gönülleri mahcup etmez. Nedametle gözyaşı dökenleri boynu bükük bırakmaz. Merhametiyle kullarına lütufta bulunur.        

           

            Hepimiz beşeriz. Hayatımız boyunca bize vesvese veren şeytanla ve bizi hatalara sevk etmeye çalışan nefsimizle mücadele ederiz. Bu mücadelede bazen kulluğumuzun gereğini yerine getirir, bazen de savrulmalar yaşar, gaflete ve hataya düşeriz. Hata ettiğimizde ise Allah’tan ümidimizi kesmez ve rahmet kapılarını tevbe anahtarıyla açarız.

 

            Tevbe, Yüce Allah’ın kullarına lütfettiği kurtuluş ve arınma müjdesidir. Kulun Rabbini hatırlaması, aczini dile getirmesi ve Cenâb-ı Hak’tan af ve mağfiret dilemesidir. Merhametlilerin en merhametlisi olan Yüce Allah’a iltica etmesidir. Tevbe, adeta hayata yeniden başlamamız, tertemiz bir sayfa açmamız için Rabbimizin bizlere bir ikramıdır. Günaha düçar olan mümin için yolunu ve yönünü tayin eden en önemli kılavuzdur.

 

            Tevbe, nefsimizle hesaplaşmak, içtenlikle ve samimiyetle günahlardan pişmanlık duymaktır. Hata ve günahta ısrar etmemek, bir daha onlara dönmeme kararlılığını göstermektir. Hevâ ve hevesimizin esiri olmamaya söz vermektir. Tevbe, günahlarla kirlenen yüreklerimizi paslarından arındırmaktır. Yenilenmek ve tertemiz bir başlangıç yapabilmektir. Yüce Rabbimizin sevgisine, hoşnutluğuna talip olmaktır.

 

            Tevbenin özü, samimiyetle ve ihlasla yapılan bir yakarıştır. Yüce Rabbimiz “Ey iman edenler!  Allah'a içtenlikle tevbe edin.” (Tahrîm, 66/8.) buyurmaktadır.

 

            Tevbenin özü, ruhumuzun derinliklerinde hissettiğimiz pişmanlıktır. Resûl-i Ekrem (sav), bir hadislerinde “Günahtan pişmanlık duymak, tevbedir.” (İbn Hanbel, I, 423.) buyurarak bu gerçeği ifade etmiştir.

 

            Tevbenin özü, hata ve günahlarımızın bir an önce farkına varıp Yüce Allah’a yönelmektir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: “Allah katında makbul tevbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah, bunların tevbelerini kabul buyurur. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisâ, 4/17.)

 

            Tevbenin özü, bir daha günahlara dönmeme, heva ve hevesin esiri olmama azmidir. Peygamber Efendimiz (sav) tevbeyi, “Bir daha dönmemek üzere günahı terk etmek” ( İbn Hanbel, I, 446.) olarak nitelemiştir.

 

            Sevgili Peygamberimiz (sav), bir hadislerinde tevbe ve istiğfarın adabını şöyle anlatıyor: “Bir kimse bir günah işler de ardından güzelce abdest alır, sonra kalkıp iki rekât namaz kılar ve Allah’tan mağfiret dilerse, Allah onu mutlaka bağışlar.” (Ebû Dâvûd, Tefrîu ebvâbi?l-vitr, 26; İbn Hanbel, I, 9.) Daha sonra Peygamberimiz (sav), söylediğini teyit maksadıyla şu ayeti tilavet ediyor: “Onlar, bir kötülük yaptıklarında ya da nefislerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe ve istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler.” (Al-i İmran, 3/135)

 

            Tevbe kapısı ardına kadar açıktır. Son nefesimize kadar da açık kalacaktır. Öyleyse bize düşen, Allah’ın rahmet deryasından nasibimizi aramaktır. Samimiyetle, pişmanlıkla, kararlılıkla O’nun merhamet ve keremine sığınmaktır. Gündelik hayatın karmaşası içinde bitap düşen gönüllerimizi ve zihinlerimizi tevbeyle arındırmaktır.

 

            Unutmayalım ki Sevgili Peygamberimiz (sav), geçmiş-gelecek bütün günahları affedildiği hâlde şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Allah’a tevbe edip ondan af dileyin. Zira ben, ona günde yüz defa tevbe ederim.” (Müslim, Zikir 42)  buyurmuştur. O halde bizler de tevbe ve istiğfarı, günlük yaşantımızın bir parçası haline getirelim.