İSRA VE MİRAÇ
Önümüzdeki Pazarı Pazartesiye bağlayan gece, hep birlikte mübarek Mirâç Kandilini idrak edeceğiz inşaellah. Mirâç geceniz şimdiden mübarek olsun.
Mekke’de müşriklerin Müslümanlara uyguladıkları zulüm ve şiddet tahammül sınırlarını aşmıştı. Müslümanlar üç yıl boyunca her türlü insanî ve ticarî ilişkiyi ortadan kaldıran büyük bir boykota maruz bırakılmışlardı. Boykotun sona erdiği günlerde Efendimiz (asm), önce kendisini daima himaye eden amcası Ebû Tâlib’i, sonra da en sıkıntılı zamanlarında destekçisi olan sevgili eşi Hz. Hatice’yi kaybetmişti. Peygamberimizin himayesiz kaldığını düşünen müşrikler, O’na reva gördükleri eza ve cefayı daha da artırdı. Bir çıkış yolu arayan Resulullah (sav), İslam’ı tebliğ etmek için Taif’e gitti. Ancak orada da hakaretlere maruz kaldı. Hatta taşlandı ve mübarek ayakları kan revan içinde kaldı. İşte hüznün gönülleri kuşattığı, ümitlerin tükenme noktasına geldiği, Resulullah (sav)’in teselliye en çok muhtaç olduğu böyle bir zamanda Cenâb-ı Hak, Habibi’ni himaye ederek O’na İsrâ ve Miraç mucizesini lütfetti.
İsrâ, Sevgili Peygamberimizin gecenin bir anında, Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya yolculuğudur. “İsrâ” mucizesi, Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmiştir: “Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsrâ, 17/1.)
Miraç ise, rahmet ve hikmet dolu bu gecede, Peygamberimizin Mescid-i Aksâ’dan göklere yükselip Yüce Allah’tan vahiy alması, en yüce makama yükselmesidir.
Mirâç, Cenab-ı Hak’tan gelen davete icabet edip kulluğun gereklerini yerine getirerek, her adımda O’na yaklaşmaktır. Mirâç, maddeden uzaklaşarak manaya ulaşmak; fânî olandan vazgeçip bâkî olana yönelmektir. Mirâç, gönül dünyamıza yaptığımız yolculukla imanımızı güçlendirmek ve sıdk makamına erişmektir.
Peygamberimizi derin bir üzüntüden kurtarıp teselli veren mirâç, elemi, kederi, çaresizliği ve ümitsizliği bir kenara bırakarak yeniden yola koyulmayı anlatır. Her zorlukla beraber bir kolaylığın olduğuna inanmayı, Rabbimizin rahmetinden ümidi kesmemeyi öğretir. Mirâcı anlayan mümin, zaman ve mekânın yegâne sahibi olan Yüce Allah’ın birliğine, büyüklüğüne ve sonsuzluğuna şahitlik eder. Mirâcı model alan toplum, hak, adalet, dürüstlük, merhamet, kardeşlik ve fedakârlık gibi erdemlerle yücelir.
Resul-i Ekrem (sav), mirâçtan bize hediyelerle dönmüştür. “Gözümün nuru” diye nitelediği beş vakit namaz, mirâç hediyelerinin ilkidir. Namaz, bizim miracımızdır, dirilişimizdir, kurtuluşumuzdur. Bizler, namazla arınır, her türlü kötülükten korunuruz. Vaktinde kıldığımız namazlarımız, en hayırlı amelimizdir. Namaz, Allah’la kul arasındaki güçlü iman bağının tezahürüdür. Namaz, yönünü kıbleye dönen, alnını secdeye koyan mü’minin manevi yükselişidir.
Miracın ikinci hediyesi, Allah’a ortak koşmayan kimselerin günahlarının bağışlanacağı ve sonunda Cennet’e girecekleri müjdesidir.
Miracın üçüncü hediyesi ise, “Âmenerrasulü” diye başlayan Bakara suresinin son iki ayetidir. Bu âyet-i kerimeler, bize iman esaslarını, kulluk şuurunu ve sorumluluk bilincini hatırlatır. Dünyada yapıp ettiğimiz her şeyin bir hesabı olduğunu bildirir. Rabbimize içtenlikle nasıl dua ve yakarışta bulunacağımızı öğretir. Bu sebeble bizler, her gün yatsı namazından sonra bu ayetleri okur, imanımızı dile getiririz. Rabbimizin bize öğrettiği dualarla O’na yalvarır ve teslimiyetimizi ifade ederiz.
Miraç Gecesi, zihinlerimizde berraklığa, kalplerimizde ferahlığa, hayatımızda huzura vesile olsun. Cenab-ı Hak, bu mübarek geceyi, İslam âleminin birlik ve beraberliğine, yükselmesine ve yücelmesine vesile kılsın.
Abdulhak AKPOLAT
İl Başvaizi