Bedrettin KELEŞTEMUR


BİZİM SEFERBERLİĞİMİZ

FİKİR BAHÇESİ


BİZİM SEFERBERLİĞİMİZ

06 Şubat 2023 tarihinde büyük bir depremle yıkıldık. Asrın kıyametini/ asrın felaketini yaşadık. 

Depremin bu kadar yıkıcı/ kasırgaya dönüşeceğinden belki haberimiz yoktu ama ‘felaket geliyorum’ diyordu. Bir yazımızda, ‘katil binalar’ dedik! O katil binalar elbette, ‘insan eliyle…’ yapıldı!

Nisa Suresi 79 ayette ne buyruluyor; “Sana isabet eden her iyilik Allah’dandır; sana isâbet eden her kötülük ise nefsindendir. (Habibim, yâ Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. (Buna) hakkıyla şahit olarak ise, Allah yeter!”

Her yakarışımızda ne diyoruz, “Yârabbi, bizleri nefsimizle baş başa bırakma, nefis her zaman için kötülükleri emreder!”

İsra Suresi 58 ayette de şöyle buyrulur; “Hiçbir şehir yoktur ki, biz kıyamet gününden önce helâk edicileri veya şiddetli bir azâb ile azâb edicileri olmayalım. Bu kitabda (Levh-i Mahfuz’da) yazılmıştır.” 

Şimdi buyurunuz, “Deprem Öncesi!” ve “Deprem Sonrasını!” birlikte düşünelim. 

Deprem öncesi fotoğrafta ne vardı? 

Büyük bir kibirle, gururla dikine büyüyen kentler, kasabalar… Öyle bir ihtişam ki, gözümüz hiçbir şeyi görmüyor… Kulaklarımız o kadar ağırlaşmış ki, bizlere olan çağrıları da duymuyoruz! Duymaktan da öte oralı bile olmuyoruz… Hesabımız, kitabımız sadece dünya! Daha fazla kazanmak… Yüksek katlarla birbirimizle yarışa girmek… 

Bilim adamları sürekli ikaz ediyorlar, uyarıyorlar, ‘gelebilecek felakete dikkat’ diyorlar, kimin umurunda! 

A’raf Suresi 155 ayette şöyle buyruluyor; “İçimizden bazı beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helâk mı edeceksin? (Helak etme yâ Rabbi!) Bu senin imtihanından başka bir şey değildir.” 

Büyük bir imtihandayız! Asrın felaketini şüphesiz ki, ‘asrın ihmalleri’ hazırladı. 

İnancımız ne diyor, “emanetleri ehline verinizi!”

Nisa Suresi 58 ayette de şöyle buyrulur; “Şüphe yok ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder! Muhakkak ki Allah bununla size ne güzel nasihat veriyor! Şüphesiz ki Allah, Semi (her şeyi işiten)dir, Basir (hakkıyla gören)dir.”

Toplumun bütün birimlerinde; en küçük halkasından en büyük halkasına kadar, ‘erdemli bir duruş ve adalet…’ diyoruz. 

Suçu, günahı, vebali üç-beş müteahhidin üzerine atarak geçmeyelim! Herhangi bir seçimde içimizden, ‘en iyimizi seçebiliyor muyuz?’ Bu senin hakkındır, diyebiliyor muyuz?  Bir kentte, bir kasabada bütün seçilmişler kadar, onları seçenlerde vebal altındadır. 

Kur’an bizlere insanlık tarihinde gelmiş- geçmiş en hayırlı ümmetin tarifini yapıyor. 

Âl-i İmrân Suresi 110 ayette şöyle buyrulur; “(Ey ashâb-ı Muhammed!) Siz insanların (iyiliği) için (ortaya) çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz.” 

Temel düstur nedir, “iyiliği emretmek, kötülükten men ‘etmek!” 

24 Ocak 2020 yılındaki 6.8 şiddetindeki Elâzığ Depreminde, “25 bin bina ağır hasarlıydı!” 

İçerisinde yaşadığımız için söylüyorum… “1970 yılında Nail Bey ve İzzet paşa mahalleleri ikişer kattı… “ Gazi Caddesi, Hürriyet Caddesi, İstasyon ve Hastane Caddeleri hakeza öyle… 

Biz ne yaptık, ‘toprak kokusunu aldığımız mütevazı şehrin dokusunu bozduk’ Hem öyle bozduk ki, birbirini dikine kesen iki katlı bahçe içerisinde cumbalı evleri yok ettik! Bir bakıma, tarihi ve ananevi kültürü yok ettik… 

Anadolu’nun fethinde ecdadın en büyük yerleşim yeri seçiminde, “su boyları ve dağlık/ verimsiz araziler…” görüyoruz. Verimli araziler; ‘bağlar, bahçeler, ekim alanlarıydı…’ Bir bakıma, ‘yazlıklardı…’  Günümüzde de, ‘yerleşim alanları olarak sert zeminleri terk ettik!’ 

Dahası, ‘her bina için sıfır tolerans…’ uygulamasına başvurmadık! Günümüzde, ‘fay hatlarının bütün ayrıntılarıyla bilinmesine rağmen!’  Büyük felaketin, ‘geliyorum demesine rağmen!’

Bizim seferberliğimiz, “insan merkezli!” olursa, değer kazanır.  “Bir insanı kurtarmak bütün insanlığı kurtarmak gibidir!” şuuruna sahip olarak ancak geleceğimizi inşa edebiliriz.

Neye ağlıyorum, “vatan coğrafyamın en nadide şehirlerim yıkıldı… on binlerce insanım hayatını kaybetti… Tarihim, kültürüm, medeniyetim yıkıldı… Vah beni…”  Anadolu’m için sıklıkla kullanır olduk, “gözyaşı ve hüzün coğrafyası!”