Bedrettin KELEŞTEMUR


BİZİM SEVDAMIZ

FİKİR BAHÇESİ


BİZİM SEVDAMIZ

 

Sevda sadece sözde değil, gönülde/ veya yürekte olur.

O sevdayı sizler, ‘akılla, mantıkla, şuurla, vicdanla…’ beslersiniz!

Yıllar önce, “dünden bugüne Hazar” isimli makalemizde şöyle diyorduk;

“Destanlarımıza bakınız; “Demiri Dövdük…” Dağları erittik, ayaklarımızın altına serdik, insanlığa hediye ettik koskoca medeniyetleri.. Masallarımız, kahramanlarla çocuklarımızın gözlerini büyüledi… Anne sütü gibi gönüllerini ferahlattı… Gürbüz yiğitler çıktı, vatan coğrafyasında… Ses verdiler, Ötüken Yaylasından… Ders aldılar, Ahmet Yesevi ’den.. Semerkant, Buhara rüyalarını süsledi, her dem… Kaşgar, dillerini bezedi… Aktılar, doğudan batıya doğru... Bahar coşkusu içerisinde Yunusça dillendiler, Ahi Evran Konağı’nda yenidünyalar/ yeni iklimlerle tanış oldular… Şeyh Edebali, Emir Sultanlarla hayata barış oldular… Fuzuli’den Nesimi’ye.. Şeyh Galip’den, Yahya Kemal’e bir yay kirişi gibi gönül iklimini sevdalarına gerdiler… Bir hayat ki, Dede Efendilerde, Itrilerde billurlaştı…”

Bu tarihi ve edebi zenginliğin ihtişamının devamı için Cengiz Aytmatov’un bütün Türk Dünyasına çağrısı vardı; “Bütün Türk Dünyasının Kökleri Anadolu’da olan güzel Türkçemizi kullanmalarını arzu ediyorum.” Bu sadece, ‘edebi bütünleşme.’ olarak değil; ‘hükümranlık dilinin köklerinin derinliği ile tarihe yürüyüştür…’

Güzel Türkçe’miz ile Ata Yurdundan Anadolu’ya; Anadolu’dan Evlad-ı Fatihan Yurduna uzanabilmişiz… Buhara’dan, Kaşgar’dan, Üsküp’e kadar uzanan bir büyük coğrafyada; tarihi sımsıcak hatıralarıyla bizlere taşıyan, ilim ve irfan sahibi mütefekkirlerimiz, ediplerimiz, şairlerimiz; ses ve söz ustalarımız olmuşlardır!

Mağcan Cumabay’ı ne kadar bilirsiniz?

Kazakların Milli Şairi Mağcan Cumabay için iddialı sözler sarf edeceğim. Mağcan, bir Akif’tir! Mağcan bir Ahmet Cevat’tır!. Mağcan bir İkbal’dir!

Mağcan Cumabay, İstiklâl Savaşının o karanlık günlerinde, genç yaşına rağmen büyük ideallere sahip olarak büyük düşünen bu yürekli insan Anadolu’daki kardeşlerinin dertleri ile yanıyordu;

“Uzakta ağır azap çeken kardeşim

Kuruyup Lale gibi çöken kardeşim

Amansız zalim düşmanlar ortasında

Gül gibi gözyaşı döken kardeşim…”

Büyük düşünürseniz kazanırsınız!

Ders Kitaplarıyla da, “büyük idealleri milli bir coşkuyla paylaşırsanız…” büyürsünüz!

Bizler ne çektiysek, “korkak, ürkek, pısırık, mıymıntı, kendi içine kapalı ve kendi kimliği ile hemhal olmayan bir zihniyetten çektik!”

Türk Devletler Teşkilatı (TDT) tarihi bir adımdır… 

Türk Dilini Konuşan Ülkeler, “Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkiye” ile birlikte, “Macaristan, KKTC ve Türkmenistan…” gözlemci statüsünde katılıyorlar. 

Bu işbirliği Türk Dünyasının meselelerine de, ‘çözüm üretici roller üretmelidir’ 

Bu siyasi gücü bizle, Kerkük’te, Kırım’da, Doğu Türkistan’da/ veya Türk Dünyasının karşılaştığı müşterek dertlerde hemhal olmalıyız! Bir ve beraber olmalıyız! 

Milli Mücadele Harekâtında bu milletin hedefinde, “Misak-ı Milli Sınırları…” vardı. O sınırların günümüzde de, “bu milletin kırmızıçizgileri olduğu…” düşüncesine yer verilmelidir. 

Kerkük’ü bizler, “Kıbrıs gibi düşünmeliyiz!” 

O düşünce nedir?

Milletin vicdanında, “Milli Mesele olarak temayüz etmesidir…”

Elbette sıklıkla, “Evlad-ı Fatihan Yurdundan…” söz edeceğiz. 

Ders Kitaplarında da, ‘bu kavramı bir dantel misali…’ zihinlerde nakşedeceğiz!

Bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde, “Filenin Sultanları A Milli Voleybol Takımımız 2023 CEV Avrupa Şampiyonası Finalinde Sırbistan’ı yenerek ŞAMPİYON oluyordu…”

Bu netice sonrasında, ‘sevinç gözyaşlarına hâkim olamıyorsunuz’ Milletin bütün fertleri yüksek bir hissiyatı paylaşıyor olmasında, “milli şuurun his dünyasındaki müşterek sevdasını…” yaşıyoruz.

“Bizim Sevdamız” şiirimizde şöyle diyoruz;

“Bizim sevdamız, Kırımdır, Kerkük’tür

Siyasete bakarsın, kör kütüktü!

Kafkaslardan gidilir, Ata Yurdu’na

Balkanlar ufkuma manevi katıktır

 

Anadolu, Türklüğün kökleri

Adalet için doğrulur okları!

Haksızlığa boyun eğer çokları

Bizim sevdamız vatana katıktır”

Bizim sevdamız asırlarca gönüllerde yürüdü… 

Kâh Ahmet Yesevi’nin ‘hikmet derslerinde’ Kâh Yunus’un Taptuk Kapısı’ndan feyzini aldı…

Bizim sevdamız, ‘sağduyuya çağrı…’ oldu.

Bizim sevdamız, haksıza/ haksızlıklara, ‘başağrısı…’ oldu. 

Bizim sevdamız, Malazgirt’te, Kocatepe’de kopan fırtına oldu!

Bizim sevdamız, ‘akılla gönüller birlikte Alperen duruşlu…’

Bizim sevdamız, bilmelisiniz ki, “Hamza yürekli…”

Bizim sevdamız, ‘gök mavisi derin düşüncededir…’