Bedrettin KELEŞTEMUR


DEDE KORKUTÇA

FİKİR BAHÇESİ


DEDE KORKUTÇA

Bedrettin KELETİMUR

Dede'm Korkut gelir, haneme dem dem!

Her sözü şifadır, millete madem

Töremdir der, özünden dinler Âdem!

Kuşaktan kuşağa ışık yolunda

Kopuzu düşmez elinden Ozan'ın...

 

Kâh Yunus, hikmetli sözün dervişi 

Tekkedir, sohbet deminin servisi

Pervane misali dönen erkişi

Sözleri, "Hu!" der, âşık sazında

 

DEDEM KORKUT’U…

Dedem Korkut’u anar, yâd ederim

Her sözünü, gönlüme ad ederim

İlmi maruf yolunu şad ederim

Bir gökçe sabaha daha uyanmak

Dua alıp ata yolunu anmak

Güneş gibi ışıklı zamana hey!

 

DEDE’M KORKUT 

Dede'm Korkut, geleceğe hikmetle bakar 

Sözleri su gibi deryalara akar

Hikmet dolu sözlerle ışık yakar 

Oğul der, vatan toprak parçası değil!

Binler yıl, tarihtir, bir kutlu hafıza!

Nefestir, toprağın üstünde nişanı!

O nişan, nesillerin ruhunu taşır.

 

DEDE’M KORKUT...

Dede'm Korkut, Oğuz Boylarıyla söyleşir

Derdi, dert eder: hikmetle paylaşır

Kopuzun ince teliyle eğleşir;

"Bir olmak; hüner, marifet kuvvettir"

 

DEDE’M KORKUT GELİR...

Dede'm Korkut gelir, gözyaşlarıyla

Kim oynadı, milletin aşlarıyla?

Her biri yakut, elmas taşlarıyla

Zümrüt gibi vatan kokan sinesi...

Uyan oğul, "su uyur, düşman uyumaz"

Uykuda, göz görmez, kulaklar duymaz!

Gaflet anında, daralır sinesi...

 

İKİ KARDEŞ ARASINA

İki kardeş arasına fitne sokanlar

Yıllarca vatanımızda canlar yakanlar

Hala bitmedi mi kin saçan oyununuz?

Ey kâmil insan, vatan için ter dökenler!

Ezan, bayrak, millet, vatan olsun toyunuz

Fırat gibi temiz, berrak olsun yolunuz

 

BİR ELİN NESİ...

"Bir elin nesi, iki elin sesi" var

Bir olmanın daha gür nefesi var

Gönüllerin hak yolunda hevesi var

Bu yollar, yüreğin sesinde yürür

 

BİR ELİN NESİ...

"Bir elin nesi, iki elin sesi var"

Rahmete doğru akan bir ırmak ol!

Vahdetin, huzur veren neşesi var

Şükrünü eda eden sedası ol

Her insanın ülküsü, hevesi var

Gayretinle, emeğin nefesi ol

 

HÜZNÜM

Hüznüm, "kalpleri kaskatı taş kesenlere"

Vatanımda, soğuk rüzgâr gibi esenlere

Ayrık otları etrafında birleşenlere

Hüznüm, gözyaşlarında, bin "Ah!" çeker

 

BİR AYAĞI MALAZGİRT

Bir ayağın Malazgirt, bir ayağın Çanakkale...

Asırlar yürür, meydan meydan, kale kale...

Düşün hele! Bu vatan nasıl geldi bu hale?

Zor geçitlerde, şehadetlerde merhale...

Tefekkür etmeyene, insaf, biraz merhamet 

Der Mehmet'im! Yazıktır, "incitme atanı!"

 

NUSRET İSTER

N'olur, zulmetmeyin vatanınıza

Bir karış toprak kalmaz yanınıza

Hesap veremezsiniz atanıza

Bu bayrak, bu ay yıldız, bu şâhadet,

Medet der, dağlar, taşlar; nusret ister

 

GAFİL NE BİLIR

Gafil ne bilir hayır infak nedir?

Seher vaktinin nuru imsak nedir?

İstemem ülkemde fesat yatağı 

Basireti bağlanmış, tutsak nedir 

Sözleri belli eder, ifsat batağı

 

ALÇAK OLUR

Alçak olur, 

Seven gönül alçak olur! . 

Gözü gönlü aç, şükürsüz; 

Nimete nankör alçak olur!

 

ZEHİRLE PİŞMİŞ

Sırrını ifşa etme

Ummadığın taş baş yarar

Post kavgasını çekme,

Zehirle pişmiş ‘aş zarar…’

 

KARANLIK KIRIK VAZO

Ak süt gibi sağılır karanlık gündüze

Saçak, saçak dağılır, gölgesi iner düze

Işık ışık saçları serpilmiş tan yerine

Gönül penceresinden zamanı süze süze

 

Mekânında konaklar bir milim bile şaşmaz

Merhamet örtüsünü insafsıza hiç aşmaz

Ufuk ötesi ufuk, meçhule doğru hiç şaşmaz

İçindedir çilesi, sızısı sıza sıza…

 

Işığı buğulanır gecenin ayazından

Irmak selinde yıldız, akışı niyazından

Şükür secdesindedir gökyüzü avazından

Karanlık her kulaçta yıkanır yüze yüze…

 

BİR ZAMAN İNKILABI

Bir zaman inkılabı, ruhumu devamlı besler

Sırra mazhar tefekkür, zaman tünelinde sesler

Nurlu güneşe rağbet, doğacaktır elbet bir gün

Dağlar dahi yol verir, kenetlenirse nefesler!

 

RENKLERLE

Mavi sonsuzluk, yeşil muhabbettir

Sarı da hüzün; hâki, toprak kokar

Kırmızı gönül; karanfil gurbettir

Siyahta düşler; beyaz temiz kokar

 

İSLAM’IN KILICI

İslâm’ın kılıcı, şefkat merhamettir

Tevhit yolu, tek bir istikamettir

Bu yol bize dünyada, ganimettir

Ey bahar kokulu renk, bize zimmettir

 

İNSAN SÖZÜNE

İnsan sözüne, emanetle bakar

Güvende kalır, huzura ererdi!

Asır mı değişti, yoksa insan mı?

Aman vermeyen yüze, nasıl bakar!

 

GEÇMİŞİ

Geçmişi bir daha tahayyül ettim;

İçimde derin bir sızı, ‘AH’ çektim

Fotoğraflara bir daha nazar ettim;

Maziye duru, durgun gözle baktım.

 

ÂLİMLER

Âlimlerin arz da yürüyüşü

Hasret kaldığım ateş!

Yaksın benliğimi,

Yeter ki derya da damla olsun!