DOĞRULUK ÜZERİNE...
Bedrettin KELETİMUR
Fatiha Suresi 6 ve 7.nci ayetlerde şöyle buyrulur; “Bizi dosdoğru yola hidayet eyle!”
“Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna; gazab edilmiş olanların ve dalâlete düşenlerin yoluna değil!”
Ebû Amr (ra.), rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir; “Ya Resulallah (sav.), Müslümanlığa dair bana bir söz söyle ki, o konuda sizden başka hiç kimseye bir şey sorma ihtiyacı hissetmeyeyim.” Dedim. Bunun üzerine Allah’ın Resul’ü (sav.) şöyle buyurdu; “Allah’a inandım de, sonrada dosdoğru ol.”
Hz. Ebubekir (ra.), ilk hutbelerinde ne diyecekler, “Ey Müslümanlar, sizin en hayırlınız olmadığım halde, sizi idare etmek üzere seçildim. İyilik yaparsam, bana yardım ediniz; kötülük yaparsam, beni doğrultunuz. Doğruluk emanet; yalancılık hıyanettir.”
Varsa, yoksa sadakat... Samimiyet ve dürüstlük... Onun dışında bir kelâm bilmiyorum!
Hz. Ömer (ra.), “Bir adamın şöhretine, görünüşüne aldanmayınız, bir insanın namaz ve niyazına bakmayınız, aklına ve doğruluğuna bakınız!” İşte terazi, ‘kantarı bütünüyle doğruluk üzerine...’
Hz. Ali (kv.), “Dünyada lekesiz bir alından, daha güzel bir şey var mı? Doğru ırmak, eğre yataklar içinde akar.” Akıl ve vicdan terazisinde asla şaşmaya doğruluk...
İnancımız doğruluğu, ‘emanet’ yalancılığı ise, ‘ihanet’ olarak tarif eder!
Hud süresinde, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” Allah u Ekber...
Doğruluk bizlerin ‘istikametidir…’ İstikameti olmalıdır.
Hadis, “Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum; onlara sarıldığınız sürece benden sonra asla sapıklığa düşmezsiniz. Onlar Allah’ın Kitab’ı ve benim itretim. Ehl-i Beyt’imdir. Bu ikisi, Kevser Havuzu üzerinde bana tekrar dönünceye kadar asla birbirlerinden ayrılmazlar. Bakın görün benden sonra onlara nasıl davranacaksınız?”
Müminlerin vasıfları Kuranda anlatıldığı zaman onların en büyük özelliği de;
“Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.” (Müminun, 8)
Can bir emanettir, mal bir emanettir, söz bir emanettir,
Emrinizin altında bulunanlar, sizler için birer emanettir.
Bu bağlamda, ‘emanet ve doğruluk’ ikiz kardeş gibidirler.
Hiçbir şeyi nefsinize ve heveslerinize göre tasarruf edemezsiniz...
Allah korusun, ‘doğru çizgiden çıkmak kadar büyük bir tehlike...’ düşünemiyorum.
Münafıklığın alametleri nelerdir; “Konuştuğu zaman yalan söyler, Söz verdiği zaman sözünden cayar, Kendisine bir şey emanet edildiğinde, ona ihanet eder.”
Maide Suresi 119ncu ayette öyle buyrulur, “Allah şöyle diyecek; “Bugün doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür.” Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’dan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır”
Bu ayet meali hakkında âlimler ne der; “Yok ikidir; Ya sükût etmektir (susmaktır), çünkü söylenilecek her sözün doğru olması lazımdır. Veya sıdktır (doğru söylemektir) Çünkü İslamiyet’in esası sıdktır. İmanın hususiyeti sıdktır (doğruluktur) Yüksek ahlakın hayatı sıdktır, İlerlemenin/ gelişmenin merkezi sıdktır, İslam âleminin nizamı/ düzeni sıdktır”
İki kavram vardır, sıklıkla kullanırız; Suizan ve Hüsn-ü zan…
Suizan nedir?
“Birinin kötü bir iş yaptığını zannetmektir.”
Suizanda, ‘şüphe ve tereddüt…’ vardır!
Hadis, “Suizan etmeyin. Suizan, yanlış karar vermeye sebep olur. İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, münakaşa, haset ve düşmanlık etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu kendinden aşağı görmez”
Bir yanda, hem kardeşlik hukukundan bahsedeceğiz, Bir yandan da, birbirimize ‘suizanda…’ bulunacağız. Böyle bir tezat içerisinde olamayız. Bu doğru ve adil bir bakış değildir!
Doğruluğuna şüphe ettiğimiz her söz, “Gıybet…” olur!
Gıybetin içerisinde, öyle virüsler dolaşır ki; Yalandan iftiraya; Kinden nefrete kadar, kötülükleri besleyen bir hastalıktır, gıybet...
Hz. İbrahim’in duası nasıldır;
“Sonraki (ümmet)ler içinde benim için bir lisan-ı sıdk ( güzel bir medihle/övgüyle anılmayı) nasip eyle” (Şuara, 84) Herhalükar da, ‘doğruları…’ söylemek, adaletten şaşmamak, bir şiar olmalıdır…
Günümüzde, ‘kasetlerden…’ bahsederiz...
İlahi kasetleri hiç düşündük mü?
“Kiramen kâtibin (şerefli yazıcılar)” (İnfitar süresi, 11)
“Kulaklarınız, gözleriniz ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmamıştınız ve muhakkak zannetmiştiniz ki Allah, yaptıklarınızdan birçoğunu bilmez.” (Fussilat, 22)
Zilzal Süresinde;
“Artık kim zerre kadar bir hayır yapıyorsa, onu görecek!”
“Kim de zerre kadar bir şer işliyorsa, onu görecek!” (Zilzal, 7-8)
Her anımızda, her soluğumuzda, her adımımızda, Sıdk (doğruluk) diyoruz!
Müslüman kimdir; “Bir başkasının kendisinden emin olduğu kişidir”
TEBESSÜMÜ SADAKA BİL
Tebessümü sadaka bil
Âlem bilsin seni sebil
Akarsu olmak marifet
Bütün muradım zarafet
Gök bize çadır, yer mekân
Sabırla âleme dokun!
Salıncaktır, dünya bize
Kederde, sevinçte bize
Gün doğar, batar; insana
İç ihlası, kana kana.
HER İNSAN
Her insan, ahirine azık taşır
Azığı günah olan, azap taşır
Azabın içinde, gaflet ve kibir
Mü'min olan salih ameli taşır
İnsan olana, arınmak yakışır
KULAK VER
Kulak ver kalbindeki sese
Sükûtu bozar her vesvese
Düşme nefsin ile hevese
Gönül gözüyle bak âleme
DEDE’M KORKUT
Dede'm Korkut der, yüreği vatan çarpana,
Paratoner olur, korur yıldırımdan...
Erdemli insandan, ahlaktan sor bana?
Eli açık, cömert, vakarlı durumdan...
Zayıfa sofra açar, yoksula bina!
ORUÇLA İLGİLİ
Oruçta ben, insan olmaya geldim
Açlıkta, nefisten arındım geldim
İftar vakti, şükrü edaya geldim
Sahurda, lütfu keremine geldim
İzzet, ikramla dolu dolu günler
Ramazan bereketi soframızda
O sofra ki, melekler aramızda...
Sevdalar, merhem olmuş yaramızda
GÜZEL DÜŞÜN
Güzel düşün, muradın güzel olsun
Maziden atiye hasenat olsun
Hayrına her sadaka senet olsun
Güneş her gün doğar, menzilinde akar
İnsanın akışı mürüvvet olsun
