Bedrettin KELEŞTEMUR


DOKUNMAK ÜZERİNE

KONUK YAZAR


DOKUNMAK ÜZERİNE

Sosyal bilimcilerin, siyasetçilerin, psikologların üzerinde en fazla duracağı/ öyle ki, üzerinde titreyeceği bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.

Şöyle düşünelim. Birlikte ramazan ayını idrak ettik. 

Acaba, ‘ihlasla, büyük bir sükûnetle, huzurla’ bu ayın hürmetine ne kadar dokunabildik?

“Ramazan Geldi, Geçti” şiirimizde şöyle diyoruz;

Oruç, sayılı günler geldi, geçti

Erenleriyle bir can oldu, geçti

Nimetle, şükran borcunu ödedi

Gün, günler, duasını aldı, geçti

Kadir, kıymetini bilene dost olur

Sanma ki dünya kimseye post olur

Sabrı, yudum yudum içti de geçti!

Her yudumu şifayla, bereketle;

“Âlemlere selâm vererek geçti!”

Dokunmak; akılla, iradeyle, şuurla idrak etmektir.

Ramazan ayıyla birlikte, ‘ne kadar saf olabildik’

Zayıfa, mağdura, yolda kalmışa ne kadar uzanabildik!

Hayırlı işlerde ne kadar yarışabildik!

 

İnancımız bizlere, kâinatı tefekkür etmemizi…’ emreder.

“Birer Semazen!" şiirimizde tefekkür dünyamıza şöyle bir yöneldik

“Selimiye’de kâinat okunur

Nakış nakış manasına dokunur!

Kubbeler, ruhumu saran tevazuu

Güneş, ay, yıldızlar birer semazen

“Allah Bir!” der, yüreklere dokunur

Madde, çekirdek dönüyor ahenkle

Yâ Hâk! Davudi sedasıyla okunur”

 

“Dokunmak” şiirimizde de şöyle sesleniriz;

“Bir kumaş, bir kilim gibi dokunmak

Vefalı, kadim dost gibi dokunmak!

Salih amel gibi hayra dokunmak

Dokunmak; sımsıcak bir duygu, şefkat

Tebessüm eden bir yüzle dokunmak

Selâm et; ihlasla, hakka, hukuka;

İnsana, insan olmanın kadrine…”

 

“El eli yıkar, el döner yüzü yıkar!”

İnsan kirinden, pasından arınır!

Gönül gözüyle eli, şefkat tutar

İnsan, ilmiyle hayata sarınır

Suyu, havası, toprağı vatan tüter

Vatan bucağı kucak açar, barınır!”

 

Sıklıkla kullandığımız söz dizimleri,

“zamana dokunmak…”

“zifiri karanlığa haykırmak…

“Gölgeler, bırakmaz ki yakamızı…”

Ra’d Suresi 15. Ayette şöyle buyrulur;

“Göklerde ve yerde bulunan her şey ve bunların gölgeleri sabah akşam,

İsteseler de istemeseler de Allah’ı secde ederler”

Kendi gölgemize ne kadar dokunduk! Ondaki hali okuduk?

 

“Hayallerine dokunabildin mi?”

“Bir çift sözle dokunabildin mi?”

“Yüreğine, gönlüne sağlık…”

Ne deriz,  “falan siyasi halka dokunabiliyor!”

“sinir uçlarına dokunmak…”

Siyasilerin meydanlarda, ‘kitleleri harekete geçirmesi’

Kitlenin,  ‘nabzını iyi tutmasıdır’

O halde, ‘dokunmak’

Hissi, hasbi, kalbi olabiliyor…

Ses ile söz ile muhabbet ile olabiliyor…

Beş duyu ile olabiliyor…

Göz ile gönül ile yürek ile akıl ile olabiliyor…

“Secde Allah’a en yakın hal…”

“Ezan,  ondaki mana bütün vücudumuzu titretir…”

Ses ile dokunmak… 

“Öğretmenimizi gördüğümüzde kendimizi toparlarız!”

Burada ki dokunma,  ‘saygı da farkındalık…’

“Anne ve babaya sesimizi yükseltmeyiz...”

“Onların sesini duymak bizlere heyecan ve güven veriyor!” 

Anne ve Babanın sesinde ‘şefkat nazarları…’

Pazarda, ‘teraziyi doğru tutan esnafın dokunuşu’

O dokunuşu, ‘akıl defterine’ derinliğine yazarız!

Hayat, sadece eşyaya dokunmak değil!

Seni kuşatan bilumum değerlere de dokunmsktır.