Bedrettin KELEŞTEMUR


DUA’NIN GÜCÜ!

FİKİR BAHÇESİ


DUA’NIN GÜCÜ!

Dua sözlükte, “Allah’a yalvarma, Allah’tan dilekte bulunma, yakarma” 

Şüphesiz ki dua, ibadetin özüdür. 

Dua, Mümin’in silahıdır. Dua, Dinin direğidir.

Dua, Manevi telkin ve terbiyedir. Dua, İhlâs ve tevekküldür.

Dua, Hakk’a teslimiyettir. Dua, İç huzuru ve gönül rahatlığıdır.

Dua, Sabır, sükût ve selamettir.

Dua, öyle berrak bir konu ki, bu konuyu işlerken bile insan ruhi bakımdan huzur buluyor…

Elbette ki, iç dünyamızın sağlık ve esenliği, iç huzuru için duaya sarılacağız.

Yüce Yaratan Kur’an da buyuruyorlar; (Habibim, ya Muhammed!) Kullarım sana benden sorarsa, şüphe yok ki ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm; öyle ise onlar da benim için (davetime) icabet etsinler; ta ki hak yolu bulsunlar.” (Bakara, 186)

Hadis, “Ben, kulumun bana olan zannı üzereyim (Beni sandığı gibi bulacak). Beni çağırınca kulumla beraberim.” Buhari/Tevhid; 15,35)

A’raf Suresi 55-56 ayetlerde şöyle buyrulur; “Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz ki O, haddi aşanları sevmez” 

“Ve ıslah edilmesinden sonra yeryüzünde fesat çıkarmayın; (azabından) korkarak ve (rahmetini) ümit ederek O’na dua edin! Şüphe yok ki Allah’ın rahmeti, iyilik edenlere pek yakındır.” 

Cenab-ı Hak buyuruyor, “Ben sizlere şah damarınızdan daha yakınım” “Sinelerde/ göğüslerde dolaşanı bilirim…”

Dua, Hakk’a teveccühtür… Yönelişimizdir… Yakarışımızdır… Çığlığımızdır…

Bir bakıma, gönül rahatlığı ile ‘huzura erişimizdir…’

Allah’ın Resulü (as) buyuruyorlar, “Ben babam İbrahim’in duasıyım. O Kâbe’nin duvarlarını yükseltirken, “Ey Rabbimiz! Onlara zürriyetimden bir peygamber gönder.” diye dua etmişti. Ben İsa’nın müjdesiyim. Ve ben annem Âmine ’nin rüyasıyım.” (Hadis)

Burada anne ve babalara çağrımız olacaktır…

Hadis, “Anne-babanın evladına yaptığı duanın Hz. Muhammed’in (as) ümmetine yaptığı dua gibidir…” 

Bugünümüze ve yarınlarımıza sürekli dua ve niyazda bulunacağız…

Hz. Âdem’den Allah Resulüne (sav) kadar; Tevhit Mücadelesini yürüten O şanlı insanlar, ilk şüphesiz; ‘dualarıyla…’ bilinirler!

Hz. Eyyüp (as) hakkında Kur’an buyuruyor, “Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi.” (Sa'd Suresi, 44)

Sabır, şükür ve Hakk’a yöneliş…

Hz. Süleyman (as) bakınız nasıl yakarıyor, "... Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat." (Neml Suresi, 19)

Hz. Mevlana, “Ey can! Şu fani varlıklara gönül vererek yerlerde sürünme; aşk kanadını aç da, birazcık yüksel, uç! Çünkü ay, yerde değildir, yücelerdedir; Gölge ise aşağılardadır!

Dilenciler gibi her kapıyı çalma, her kapıdan bir şey bekleme. Aklını başına al, yer kapılarını çalma da gök kapısını çal. Korkma; sen üstün bir varlıksın. Elin göklere kadar uzanabilir; gök kapısını çalabilirsin!” 

İşte, Hz. İbrahim’in duası… Hayırlı bir ümmet için, hayırlı bir nesil için… Hayatın korunması için… “Esmaü’l Hüsna(en güzel isimler) ise Allah’ındır! Öyleyse O’na onlarla dua edin ve O’nun isimleri hakkında haktan (meyledip) sapanları bırakın! (Onlar) yakında yapmakta olduklarının karşılığını göreceklerdir” (A’raf, 180)

Bediüzzaman, “Dünyanın üç yüzü vardır. Birinci yüzü: Cenab-ı Hakk’ın esmasına (isimlerine) bakar. Onların nakışlarını gösterir. Yaratanına bakan yönü ile onlara (o isimlere) ayinedarlık eder. Dünyanın bu yüzü gayet güzeldir. Nefrete değil aşka layıktır. Dünyanın ikinci yüzü: Ahirete bakar. Ahiretin tarlasıdır. Cennetin mezrasıdır. Rahmetin çiçekliğidir. Bu yüzü de evvelki yüzü gibi güzeldir. Muhabbete layıktır. Dünyanın üçüncü yüzü: İnsanın heveslerine bakan ve gaflet perdesi olan ve ehli dünyanın heveslerinin oyun yeri olan yüzdür. Dünyanın bu yüzü fanidir, geçicidir elemlidir, aldatır” (Sözler 32)

Hadis, “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Kim onları sayıp anarsa, Cennete girer. Allah TEK’tir, TEK’i sever” (Buhari/davet, 69)

Dua, kâinatı tefekkürdür… Kirden, pastan, kötülüklerden arınmadır… İnsana ve insanı kuşatan değerlere şefkat ve merhamet nazarları ile yönelmektir… Dua, tevazudur…

Abdürrahim Karakoç bir şiirinde;

“Gölgesinde otur amma/ Yaprak senden incinmesin.

Temizlen de gir mezara/ Toprak sen… den incinmesin”

Kamil bir Müslüman olma yolunda çaba… 

Velhasıl korunmak, korunmak, korunmak… Yaratanı, dualarla sürekli anmak…

Zekeriya Peygamberin duası; “Şöyle demişti: ‘Rabbim! Gerçekten ben (o haldeyim ki) kemik(lerim) benden gevşedi (zayıfladı); (ihtiyarlıktan) baş (ım), beyaz alev aldı (saçlarım ağardı); Rabbim! Sana dua (etmek) ile hiçbir zaman mahrum olmadım” (Meryem, 4) 

Bu sırada Zekeriya (as) yüz yirmi, ailesi ise doksan sekiz yaşında idi. Cenab-ı Hak, Zekeriya (as) duasını kabul etti… Onu bir oğul ile( Yahya as) ile müjdeledi…

Hz. İbrahim (as) duası ile Cenab-ı Allah ona İshak’ı ve (torun olarak da) Yakup’u ihsan etti…

Dua, kulun Allah’a en yakın olduğu andır! 

Hz. Eyyûb! Dertlerin onda harmanlandığı bir Ulu Peygamber! 

Hz. Eyyûb! Sabır ve metaneti ile çileye merhaba diyebilen Peygamber!

 “Bunun üzerine (bizde) onun duasını kabul etmiştik de kendisinde bulunan zararı (o hastalığı) açmış (kaldırmış)tık; katımızdan bir rahmet ve (bize) kulluk edenlere bir ibret olmak üzere, ona ailesini ve onunla beraber bir mislini daha verdik” (Enbiya, 21)

Yunus Peygamber’in duası, “Nihayet biz de) onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte, mü’minleri böyle kurtarırız” (a.g.a.88)

Dua, Hak ile beraber olmak… Dua, Nimete şükran borcunu eda etmek…

Dua, dertlere ve dertlilere şifa kaynağı…

Dua, Kulun niyazı ve edasıdır… Dua, kurtuluştur…

Dua’da; rahmet ve sağlık, esenlik vardır… Dua, berat’tır…

Furkan Suresi 77 ayette şöyle buyrulur; “(Ey Resulüm!) Deki, ‘eğer duanız olmasa, Rabbim size ne diye ehemmiyet versin’(Ey müşrikler!) Fakat (siz Resulümü) gerçekten yalanladınız; öyle ise (azab) ileride (üzerinize) şart olacaktır.”

Dua, Müslüman’ın zırhıdır… Kelamıdır, selamıdır, yönelişidir… 

Yer, gök, kâinatta var olan bütün mahlûkat Yüce Yaratıcıyı Tesbih etmektedir… Kendi fıtri vazifesi gereği duada ve niyazdadır. Arif Nihat Asya, ‘Dua’ şiirinde, bir milletin hissiyatını dile getirir;

“Biz, kısık sesleriz... Minareleri, 

Sen, ezansız bırakma Allah’ım! 

Ya çağır şurda bal yapanlarını, 

Ya kovansız bırakma Allah’ım! 

Mahyasızdır minareler... göğü de, 

Kehkeşansız bırakma Allah’ım! 

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, 

Müslümansız bırakma Allah’ım! 

Bize güç ver... cihad meydanını, 

Pehlivansız bırakma Allah’ım! 

Kahraman bekleyen yığınlarını, 

Kahramansız bırakma Allah'ım! 

Bilelim hasma karşı koymasını, 

Bizi cansız bırakma Allah'ım! 

Yarının yollarında yılları da, 

Ramazansız bırakma Allah'ım! 

Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü, 

Ya çobansız bırakma Allah'ım! 

Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız 

Ve vatansız bırakma Allah'ım! 

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, 

Müslümansız bırakma Allah'ım!”