EY AZİZ ŞEHİR
Derdin, derdim bilir; ey aziz şehir
Uykusuz geceler seni sayıklar
Şehrin ışıkları söndüğü zaman;
Pirincin taşını kimler ayıklar
ELÂZIĞ’A
Elâzığ’ın üstüne sis mi çöktü?
Derdini için için dosta döktü;
“Gönüller çorak olursa n’olur?”
İnleyen feryadı gözyaşı döktü;
Seveni, sayanı ne kadar da çoktu
Gönül inciten bir havası yoktu!
“Toprakta çoraklaşırsa n’olur?”
Söz ehli sohbeti, gözyaşı döktü!
SECCADEN TAŞIR
Elimde teşbih, / Taneler asılı bir ince ipliğe
Gözleri menevşeli, / Dili kalbe kelepçeli
Dudaklar, akkanat/ Akıl, bir hamarat yolcu
İdrak ve i’zan ona kolcu
Seccadem taşır bütün yüreğimi
Yüreğim alnından öper seccademin
TÜRKİYE’M
Zaferlerin anası, Malazgirt sendedir!
Yedi iklimin boyun eğdiği, Çanakkale sendedir
Nefsimin ötesindedir, bütün duygularım
His dalgaları içinde, bütün kasırgalar boyun eğmekte…
Hüzünle el açar Mevla’ya, dualar döner Lahavle ’ye…
Aman diler merhamet!
Bedri, Galu Belâ’dan bugüne verdiğin,
Her söze selâm et
SU RAHMETTİR YÂRAB!
Su rahmettir, Yârab!
Sebepleri halk et Yârab!
Kâh elif olur, ayakta
Kâh dal olur, rükûda
Kâh mim olur, secde de
O şırıltı, o gürültü yağmur serinliğiyle
Rahmetinle müjdelenmek istiyoruz!
GÖÇ VERİYOR
Güzel şehrimiz için yıllarca ne diyoruz;
“şehrimiz nitelikli göç veriyor; niteliksiz göç alıyor.”
Dün şehrin kendilerine danışılan, ‘kanaat önderleri’ vardı.
O kanaat önderleri göç ettiler.
Türkiye’de tıpkı şehrimiz gibi, ‘nitelikli göçler vermeye başladı’
Suriye, Irak, İran, Afganistan’dan niteliksiz göçler almaya başladı!
Şehrin ve ülkenin demografik yapısı değişti!
“Erdemli insandan, erdemli topluma…” çağrısı, asırların sağduyu çağrısıdır.
O çağrıda; huzur, güven, moral değerlerimiz oldu/ oluyor…
NEFİS
Nefis, dost duvarına çarpa çarpa
Heves elbisesini sere serpe
Ahvali; bölük pörçük edercesine
Dünyayı zehir etmeye gelirmiş
CUMA GÜNÜ
Cem oldu yürekler saf saf bir arada
Ufkum açılır bugün, kıyamdayız!
Merhaba, yolları birleşen gönüller
Akıl, idrak, i’zan, şuur bir arada
Gününüz aydınlık; ruhunuz şad olsun.
AYDINLANMA
Aydın insan, aydın şehir yolunda
Yol, uygarlık; bilgiye açılan yol
Dinle, aydınlığa yürüyen insan;
Nezaket, incelik, tavrın, duruşun
Lükse, ihtişama, kaprise kapılma!
Aydın, Türkçe’nin en nezih kavramı
Nişan düşer, aydın marifetiyle
Mana dünyam daha zengin, daha şuurlu
Aydın şehrin münevver insanına
Bedri, selâm olsun aydın bakışa…
SÖZ ODUR Kİ
Söz odur ki, “yüreğin dili” ola
Toplumda bir yer bir karşılık bula
Kâh Yunus’u, Fuzuli’yi dinleriz
Böyle erdem nasip olmaz ki her kula
GELİR MİSİN?
Baktım bir akşamüstü / Yel gibi eser gelir misin?
Gözlerim ufka dalar/ Ney gibi akar gelir misin?
Uzaklara düşmesin/ Geceye hüzün çöker;
Toprağa dost canandır;/ Gül olur gelir misin?
YOLLAR
Yollar, yollar; bizlere mesken oldu!
Gurbetin yılları içimde sancı
Bitmez çile, ömrüme asan oldu
Ne gurbet, ne sıla bizlere hancı?
Umutlarım, gülkurusu yabancı!
Sözler, buzdağına dönence oldu!
BİRLİKTE GÖÇ ETTİLER
Anam, “bizimle geldi o leylekler,
Evin çatısına yuva kurdular”
Onlar da, biz de; göç zamanı bekler!
Kim bilir, kimler, ne için durdular!
Taş konaklar, nice gizemler saklar!
Ne anam var, ne babam, ne leylekler;
Göçtüler, ah yetim kaldı konaklar
Hüzün kokan duvarları kim bekler?