Bedrettin KELEŞTEMUR


EY AZİZ ŞEHİR

FİKİR BAHÇESİ


EY AZİZ ŞEHİR

Derdin, derdim bilir; ey aziz şehir

Uykusuz geceler seni sayıklar

Şehrin ışıkları söndüğü zaman;

Pirincin taşını kimler ayıklar

 

ELÂZIĞ’A

Elâzığ’ın üstüne sis mi çöktü?

Derdini için için dosta döktü;

“Gönüller çorak olursa n’olur?”

İnleyen feryadı gözyaşı döktü;

Seveni, sayanı ne kadar da çoktu

Gönül inciten bir havası yoktu!

“Toprakta çoraklaşırsa n’olur?”

Söz ehli sohbeti, gözyaşı döktü!

 

SECCADEN TAŞIR

Elimde teşbih, / Taneler asılı bir ince ipliğe

Gözleri menevşeli, / Dili kalbe kelepçeli

Dudaklar, akkanat/ Akıl, bir hamarat yolcu

İdrak ve i’zan ona kolcu

Seccadem taşır bütün yüreğimi

Yüreğim alnından öper seccademin

 

TÜRKİYE’M

Zaferlerin anası, Malazgirt sendedir!

Yedi iklimin boyun eğdiği, Çanakkale sendedir

Nefsimin ötesindedir, bütün duygularım

His dalgaları içinde, bütün kasırgalar boyun eğmekte…

Hüzünle el açar Mevla’ya, dualar döner Lahavle ’ye…

Aman diler merhamet!

Bedri, Galu Belâ’dan bugüne verdiğin,

Her söze selâm et

 

SU RAHMETTİR YÂRAB!

Su rahmettir, Yârab!

Sebepleri halk et Yârab!

Kâh elif olur, ayakta

Kâh dal olur, rükûda

Kâh mim olur, secde de

O şırıltı, o gürültü yağmur serinliğiyle

Rahmetinle müjdelenmek istiyoruz!

 

GÖÇ VERİYOR

Güzel şehrimiz için yıllarca ne diyoruz;

“şehrimiz nitelikli göç veriyor; niteliksiz göç alıyor.”

Dün şehrin kendilerine danışılan, ‘kanaat önderleri’ vardı.

O kanaat önderleri göç ettiler.

Türkiye’de tıpkı şehrimiz gibi, ‘nitelikli göçler vermeye başladı’

Suriye, Irak, İran, Afganistan’dan niteliksiz göçler almaya başladı!

Şehrin ve ülkenin demografik yapısı değişti!

“Erdemli insandan, erdemli topluma…” çağrısı, asırların sağduyu çağrısıdır.

O çağrıda; huzur, güven, moral değerlerimiz oldu/ oluyor…

 

 

NEFİS

Nefis, dost duvarına çarpa çarpa

Heves elbisesini sere serpe

Ahvali; bölük pörçük edercesine

Dünyayı zehir etmeye gelirmiş

 

CUMA GÜNÜ

Cem oldu yürekler saf saf bir arada

Ufkum açılır bugün, kıyamdayız!

Merhaba, yolları birleşen gönüller

Akıl, idrak, i’zan, şuur bir arada

Gününüz aydınlık; ruhunuz şad olsun.

 

AYDINLANMA

Aydın insan, aydın şehir yolunda

 Yol, uygarlık; bilgiye açılan yol

Dinle, aydınlığa yürüyen insan;

Nezaket, incelik, tavrın, duruşun

Lükse, ihtişama, kaprise kapılma!

Aydın, Türkçe’nin en nezih kavramı

Nişan düşer, aydın marifetiyle

Mana dünyam daha zengin, daha şuurlu

Aydın şehrin münevver insanına

Bedri, selâm olsun aydın bakışa…

 

SÖZ ODUR Kİ

Söz odur ki, “yüreğin dili” ola

Toplumda bir yer bir karşılık bula

Kâh Yunus’u, Fuzuli’yi dinleriz

Böyle erdem nasip olmaz ki her kula

 

GELİR MİSİN?

Baktım bir akşamüstü / Yel gibi eser gelir misin?

Gözlerim ufka dalar/ Ney gibi akar gelir misin?

Uzaklara düşmesin/ Geceye hüzün çöker;

Toprağa dost canandır;/ Gül olur gelir misin?

 

YOLLAR

Yollar, yollar; bizlere mesken oldu!

Gurbetin yılları içimde sancı

Bitmez çile, ömrüme asan oldu

Ne gurbet, ne sıla bizlere hancı?

Umutlarım, gülkurusu yabancı!

Sözler, buzdağına dönence oldu!

 

BİRLİKTE GÖÇ ETTİLER

 Anam, “bizimle geldi o leylekler,

Evin çatısına yuva kurdular”

Onlar da, biz de; göç zamanı bekler!

Kim bilir, kimler, ne için durdular!

Taş konaklar, nice gizemler saklar!

Ne anam var, ne babam, ne leylekler;

Göçtüler, ah yetim kaldı konaklar

Hüzün kokan duvarları kim bekler?