GELDİĞİMİZ DURUM
Cumhuriyetin 100.ncü yılındayız.
29 Ekim 2023 tarihinde, Türk Dünyasının da takdirlerini üzerinde toplayacak;
“Cumhuriyetin 100.ncü Yıl Marşını büyük bir huzurla dinlemek isterdim!”
Bu yazıyı içimden geldiği gibi yazmak istiyorum.
Sınırlarının şehitlerimizin kanlarıyla çizildiği bir coğrafya üzerindeyiz.
Vatan Coğrafyamızın her karışında sizleri kendisine çeken/ cezbeden manevi bir hali/ erdemli bir duruşu yaşarsınız.
Malazgirt-1071’lerden itibaren Anadolu bu millete kadim bir yurt olmaya başlayacaktır.
Tabi ki, Malazgirt’ten öncesi de vardır.
Üç kıtayı birbirine yaklaştıran Bozkır Anadolu’da, bu milletin harikulade efsaneleşen o kadar çok hatıraları var ki… Bunları anlatmaya/ veya yazmaya ne zaman yeter ve ne de ciltler dolusu eserler…
Anadolu’da, 950 yıl boyunca, “fütüvvet dilini konuştuk!” Ahi Evran ruhuyla coğrafyayı ihya ve inşa ettik… Anadolu’da, ‘gönüller sultanına akan…’ gönül erenlerinin söz/ veya muhabbet nehri asırlarca çağladı. Aklı, İlmi, Hikmeti, Marifeti, İhlası, İrfanı birlikte tefekkür ettim…
Cumhuriyetin 100.ncü yılında tarihin o efsane şiirini okurum;
“Şu kopan fırtına Türk ordusudur Yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu budur Yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.”
Yahya Kemal’in 26 Ağustos 1922 tarihinde Aziz Ordumuza ithaf ettikleri mısralardır…
Akif’in, “Allah bu millete bir daha ‘İstiklal Marşı’ yazdırmasın!..” sözleri ruhumuzun derinliklerine işlemiştir.
Anadolu’yu bir Baştan öte başa gezdiniz mi, “binlerce türküler yakılmıştır!”
İşte o türküler bir kül halinde bu milletin en asli, en asil, en içten söylenen romanıdır…
Türküler, “bu milletin hayat hikâyesi…”
Türküler, “Bu vatan coğrafyasının kanla ve gözyaşıyla yazılmış tapusudur!”
Bugün şunu düşündüm, Anadolu Coğrafyası, “insanlık tarihinin en zor coğrafyası!”
Rahmetli Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun; “Geçitteki Ülke!” kitabın başlığı aklıma geldi.
Özellikle de, ‘iktisadi şartlar bizleri zorluyor’
Daha ne kadar zorlayacak!
Anlaşılan o ki, ‘zor bir geçitteyiz’
Bir asrı bulan Cumhuriyet tarihimizden günümüze doğru gelelim…
“Darbeler…” başımızdan eksik olmamış!
Darbeler derken Osman yüksel Serdengeçti’nin eseri gözlerimin önüne geldi;
“Bir Nesli Nasıl Mahvettiler!”
Son bir asır içerisinde sadece bir nesil değil,
“Nesillerin Dramı!” diyeceğiz!
Bu ülkenin başına musallat ettikleri, “terör belası!”
Son yarım asır içerisinde, ‘maddi ve manevi tahribatı o kadar büyük ki…”
Yıllarca başımızı alev alev yakan tıpkı orman yangınları misali…
Ülkemizin ve insanımızın en büyük acılarla imtihanı,
“Depremler…” ve Doğal Afetler; “milletçe kıyameti yaşadık!”
Ve insanlık âlemini saran, ‘asrın ölüm kusan hastalığı…’
Bir dörtlüğümüzde şöyle diyoruz;
“Akıldan pay alalım, bölüşelim
Bir dilekte kalalım, üleşelim
Ufku seyre dalalım, gülüşelim
Bahtımıza yarence yürüyelim”
Dünden bugünlere geldiğimiz durumu/ veya şartları sorgulayalım.
Nasıl mı, ‘empati yaparak…’ sorgulayalım!
Düşünürüm, 21.nci asırda; “Türk’ün Rönesans’ını hazırlayacak bilgeleri niye yetiştiremedik!”
15.nci asırdan itibaren İlim veya Bilim Dünyası Akdeniz’den Alplere doğru kayacaktı!
21.nci asırdayız… Bugünlerden itibaren, acaba, hamlemiz veya gayretimiz ne olacak?