Abdulhak Akpolat


HAYAT, EN KÖTÜ ŞARTLAR ALTINDA BİLE GÜZELDİR

KONUK YAZAR


HAYAT, EN KÖTÜ ŞARTLAR ALTINDA BİLE GÜZELDİR

İnsanlığın geleceğini tehdit eden büyük tehlikelerden biri de intihar olaylarıdır. İntihar, ne şekilde olursa olsun, bir kimsenin kendisini öldürmesine, Allah’ın yarattığı cana kıymasına denir. Hayat, Yüce Rabbimizin bize lütfettiği en büyük nimettir. Cana kıymak, Allah’ın verdiği bu güzel nimeti ortadan kaldırmak ve yok etmektir. İster kendi canına kastetsin, ister bir başkasının canına kıysın, bu güzelliği yok etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Zira bu nimete son vermek, ancak onu verene aittir. İnsana hayatı veren Allah olduğu gibi; onu almaya yetkili olan da Allah’tır. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Kendinizi öldürmeyin. Kendi canınıza kıyıp da intihar etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.” (Nisâ, 4:29.) Dinimize göre, intihar etmek büyük günahlar arasında sıralanmıştır. Bu nedenle intihar eden kimse, dinden çıkmış olmaz, Cehennem’de ebedi olarak kalmaz, üzerine cenaze namazı da kılınır. 

Dünyada birçok insan, çeşitli nedenlerle; ticarette iflâs ettiğinden, aile geçimsizliğinden, yaptığı hatalardan dolayı bunalıma düşüp kurtuluş çaresini intiharda bulacağını zanneder ve canına kıyar. Oysa, intihar çare değildir. Zira ruh ölmez, bedenden ayrıldıktan sonra insanın dünyada yaptığı hareketlere uygun bir şekilde hayatiyeti devam eder. Ölüm, ruhun yeni ve sürekli bir hayata başlamasıdır. İntihar edenin uhrevî cezası, intihar şekline uygun olarak verilir ve öylece cezalandırılır. Sevgili Peygamberimiz (sav) bu konuda şöyle buyurmaktadır: 

“Kim kendisini yüksek bir yerden atıp öldürürse, o kimse Cehennem ateşinde sürekli olarak yuvarlanır durur. Kim zehir içip kendisini öldürürse, Cehennem ateşi içinde elindeki zehri sürekli olarak içer durur. Kim kendisini bıçak gibi bir demir parçasıyla öldürürse Cehennem ateşi içinde sürekli olarak onu karnına saplar.” (Buhârî, Tıb 7; Müslim, İman 175; Tirmizî, Tıb 7; Nesâî, Cenâiz 68.) “Kendisini (ip ve benzeri şeyle) boğan kimse, Cehennem’de kendisini boğar, dünyada kendisini vuran da Cehennem’de kendisini vurur durur.” (Buhârî, Cenâiz 84.) “Sizden önceki insanlar arasında, vücudunda yarası bulunan bir adam vardı. Yaranın ağrısına dayanamadı, sızlandı, bir bıçak alıp elini kesti. Akan kan durmadı ve adam öldü. Yüce Allah; ‘Kulum canını benden önce aldı, ona Cennet’i haram kıldım’ buyurdu.” (Buhârî, Enbiyâ 50, hadis no: 720; Müslim, İman 47, hadis no: 180.)

Bu hadis-i şeriflerde, intihar edenlerin, kendilerini ne şekilde öldürmüşlerse, ölümden sonra o şekilde ceza çekecekleri ve intihar ânındaki acılarını öteki âlemde dahi hissedecekleri bildirilmektedir. 

Beden, Cenâb-ı Hakk’ın insanoğluna verdiği en büyük emanetlerden biridir. Bu emaneti, ruh bedenden ayrılıncaya kadar korumak, ruhî ve fizikî sıkıntılara sonuna kadar sabır gösterip bedene zarar vermemek insanın vazifesidir. İntihar etmekle dünyevî sıkıntı ve problemlerini çözeceğini düşünen kişi, hemen intikal edeceği kabir ve daha sonra âhiret hayatında çok daha büyük sıkıntı ve felâketlerle karşılaşır. 

Hayat, en kötü şartlar altında bile güzeldir. İnsan, imtihan gereği dünyada pek çok zorluklar ve sıkıntılarla karşılaşabilir. Ancak zamanla halledilmeyecek hiçbir güçlük yoktur. Çözülmez gibi gördüğümüz sorunlarımız, zaman içinde mutlaka çözüme kavuşacaktır. Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez. Allah, her zorluk içinde mutlaka bir kolaylık yaratmıştır. Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır. Kulun Allah’a yönelmesi ve O’ndan yardım istemesi, sıkıntı ve problemlerin çözümünün başlangıç noktasını teşkil eder. 

İslam, güçlükler karşısında sağlam irade ve azim ister. İntihar, iman zayıflığından, irade ve azim noksanlığından kaynaklanır. Bu bakımdan Müslüman, bela, musibet, hastalık, fakirlik, ticari başarısızlık, arzuladığı bir şeyi elde edememe gibi sebeplerle ümitsizliğe düşerek intihar etmek suretiyle canına kıyamaz. 

Hiçbir şey, sizin hayatınızdan daha kıymetli ve önemli olamaz. Ümitsizliğe düşmeyin. Yüce Allah, umulmayan ve beklenmeyen yer ve yönlerden kolaylıklar ihsan eder. Çünkü O’nun her şeye gücü yeter. O’na dayanan da güç kazanır.