İBN-İ HALDUN’A GÖRE
Bedrettin KELEŞTİMUR
İbn-i Haldun, 1332-1406 yıllarında yaşamış tarihçi, sosyolog, filozof, siyaset ve devlet adamıdır.
Düşünce tarihinin en özgün eserleri arasında yer alan, ‘Mukaddime’ onun eseridir.
İbn-i Haldun’un hayatına baktığımızda; “bir ömrü Tunus, Cezayir, Fas, Endülüs ve Kahire’de geçirmiştir!” İçerisinde yaşadığı coğrafyada, ‘sözüyle, tavrıyla, bilgisiyle etkili bir simadır’
İbn-i Haldun asrımıza, 6-7 asır öncesinden günümüze seslenir; Bir toplumun çöküş alametleri neler olabilir konularında asrın insanını ikaz ederler?
Peki, nedir bu alametler?
“Dayanışmanın yok olması, Üretimin zayıflaması, Tüketim Çılgınlığı,
Vergilerin artması, Liyakatin dikkate alınmaması,
Adaletsizliğin yaygınlaşması, Göçün hızlanması,
Gurur ve kibir, Gösteriş, Riyakârlık…”
Yukarıda sayılanlar sadece bir fotoğraf… O fotoğrafta, insanlığın alametleri yer alıyor…
O alametlerde, ‘zaafların giderek çoğaldığını görmekteyiz’
İbn-i Haldun, “Nasihat edenin söylediklerini uygulaması gerekir!”
Kürsülere çıkan hatipler söylediklerini yaşamıyorlarsa kalbe tesir edemezler!
Onlar ne yürekten seslenebilirler, ne de yürekli adımlar atabilirler!
“Devlet Nasıl Çöker?” sorusunu Kanuni Sultan Süleyman, ‘sütkardeşi ve asrın büyük âlimi Yahya Efendi’ye sorarlar?’
Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte, Osmanlı İmparatorluğu zirvededir!
Bu asırda, ‘doğal sınırlarına ulaşmış bir büyük imparatorluk vardır’
Kanuni’nin sadece bir fermanı bile asrında, ‘ülkeleri dize getirir…’
Asrın Âlimi Yahya Efendi Kanuni’ye nasıl bir cevap veriyorlar?
“Sultânım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şâyi olsa, işitenler de “neme lâzım” deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeye sussa.
Fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryâdı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür.
Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimâd ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hâle gelir.”
İslâm’ın ilk halifesi Hz. Ebubekir’in ilk hutbesinde neler söyleyecekti?
“Zayıf olanınız hakkını alıncaya kadar benim yanımda en güçlünüzdür. Güçlü olanınız da kendisinden hak sahibinin hakkını alıncaya kadar benim nazarımda en zayıfınızdır!”
Safahat İsimli eserinde Akif ne diyorlar?
“Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı, hattâ boğarım!...
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım!
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hâk nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım;
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zâlimin hasmıyım amma severim mazlumu…”
Bu coğrafyada gün gelir, “Koçi Beyler çıkarlar…”
17.nci yy’in 4.Murat ve İbrahim’e sunulan eleştirel raporlardır.
Kâtip Çelebi başta olmak üzere, dönemin bilim adamlarının hazırladıkları, “Layihalar!” dikkatle incelenmelidir. İnancımız bizlere, “hiç düşünmez, akletmez misiniz?” der.