İKİ BÜYÜK CAHİL
Bedrettin KELEŞTİMUR
İki büyük cahil,
Kimler olmuş kefil,
Sefiller... Gafiller...
Ateşe odun taşırlar
Olmayınca ehil,
Sulha vermezler mehil
İki büyük cahil,
Cehenneme ateş taşırlar
Beşerin içinde sinsi şer,
Şer tohumu kâbus biçer
İki büyük cahil âleme,
Ağulu gam taşırlar
İki büyük cani,
Âlem buna kâni,
Zalim, yine zulüm;
"Zulme rıza, zulüm yani!”
İki büyük cani,
Bilmez mi dünya fani?
Cehennem ateşi;
"İnsanlar ve taşlar yani!"
EY ZALİM!
Bırakmam yakanı, Ey zalim!
Davacıyım, iki âlemde...
Selim tavrımda, halim,
Balyoz gibidir, kâlemde...
Sabır ve sükûtta, talim,
Hak yolunda, kelamım...
SAVAŞIN İNSAFI YOK...
Savaşın hukuku yok, insafı yok
Huzuru soluklayan, etrafı yok
Hele merhameti, iltifatı yok...
Sağduyular, kısık seslere dönmüş!
Savaşın açık sözlü itirafı yok
Kelâm sahibi, müellifi yok
Zulüm yangınlarının, tarifi yok
Sağduyunun feryadı közlere dönmüş
Savaşın hak söyleyen isnadı yok
Şefkat diliyle konuşan vasfı yok
İnsanı yücelten bir evsafı yok
Sağduyular, bozgun seslere dönmüş!
Savaşın gül tartan, sarrafı yok
Gönüllere seslenen tarafı yok
Zaaflarını örtecek affı yok
Sağduyular, ölü benzine dönmüş
GÖZLERİM DOLU DOLU
Gözlerim dolu dolu ağlayamam
Öksüz kalmış dünya, bir şey diyemem!
Ömerler, Fatihler, Kılıçaslanlar...
Hayır, duasıyla yüklü erenler,
Gözlerim yolunuza hasret kaldı!
Yirmi birinci asır dünyasını...
Dünyası yaslıdır, dağlayamam!
SAVAŞIN ADI...
Bu bayramda da, füzeler uçtu!
Akıl, vicdan der; "bütün bunlar suçtu"
Kim dinler suçu, mazlum feryadını!
Hele söyleyin, "savaşın adını!"
Bırakmadılar ki, aşın tadını?
Maksat hâsıl oldu, "sadece zulüm!"
Savaşın adı, "insanlığa zulüm"
Şiir olmazsa, dünya çöl olurdu
Hikmet yıkamasa, gök kül olurdu
Şiir aşktan doğar ruhu yükseltir
Aşktan uzaklaşsa arz kül olurdu
ZALİM KİM?
Zalim kim, masum kim, gözler önünde
Söyleyin, niyetler kimin yönünde?
Hüsrana kimler uğrarmış sonunda!
Gözyaşı, masum gönüllerde akar
Zalim, gün olur masum edasında!
Gün olur, öfke-kibir sedasında...
Zalim, zalimliğini bırakamaz;
Gözyaşı, koku dolu gönüllerde...
EY HAMİYETLİ YÜZ...
Ey iyiliksever, hamiyetli yüz!
Nerede kaldın, görünmez oldun
Seni yürekten özledik
Kötülerin uğultusundan usandık...
Çık gel artık, güneş gibi ışıl ışıl...
Gün ortasına ferahlık gelsin...
Barış dolu, umut dolu sözlerle...
Sağduyu, irfan çağrıları gelsin
NEREYE BAKSAM!
Nereye baksam, haktan delil bize
Hakkın nuru, esması Halil bize
Hakkı birleyen nefes, adil yüzde,
Kâinat sofrası, şükrandır bize
YOL GİDERİZ
Muş'tan Van'a, yol gideriz
Yollar uzanır, zamanı eleriz
Tarihe hasret, yudumlar gideriz
Sevgimizi ninni edip beleriz
GÖNÜL DAĞI’NA
Yasladım sırtımı, Yakup Dağı’na
Dayanır mı dağlar mazlum ahına
Süzülür gözyaşım, Murat Çayına
Bu sevda yaslanır, Gönül Dağı’na
GAFİLLER
Karanlığa kürek çeken gafiller
Fitne tohumları eken mahfiller
Bedri, körler ülkesine döndük!
İnsanıyla dertlenmeyen sefiller
GEBEDİR TÜRK’E ZAMAN…
Kızaran ufuklar, semalara taç
Şafaktan ötelere, TAN’ ı bekler
Gönül âlemi hoş sedalara aç
Türklüğe şevk olacak anı bekler.
Kale, kale burçlara nişan söğüt
Fetih sırları asrımıza öğüt
Yarab! İmanla bu nesli büyüt
Bize isim olacak şanı bekler.
Yollar, uzanıp giden yollar sağır!.
Alçalıp küçülen gölgeler, bağır!.
Zirveler, hani o zirveler, Çağır!.
Tuna, Nil öksüz! Fırat canı bekler.
İpek ki, kendi sahibine ölüm
Yumak! Hayata kement düğüm, düğüm
Kalem, kâinata ilahi çözüm
Sırlara aşikâr, o anı bekler.
Çatlayan toprak, bahara işaret
Maya olmuş ona, gönül şahadet
Hasrettir, o dolu rüzgâr ibadet
Ona baş koyan toprak, kanı bekler.
Obalı, otağlı hani kervanlar
Yesevi duasını yurt sayanlar
Göçtüler şarktan garba nice canlar
Gebedir, Türk’e zaman Hanı bekler.
