MUŞ’UN DÖRT BİR YANI
Bedrettin KELEŞTİMUR
Muş'un dört bir yanı bağdır, bahçedir
Dağlarında koyun, kuzu meleşir
Gönülleri, masmavi yürek taşır
Yürekli bahadırlar gibi eyleşir
Vatan derdi bu illerde depreşir
MUŞ İLİMİZDEN
Muş ilimizden bütün dostlara selâm
Selâm, gönüllere açılan kapı
Kapılar, köprülerle başlar kelâm,
Kelâmla tefekkür edilen yapı
İnşa, ihyadır bizim muradımız
Bedri kalsın, hüsnü zanla adımız…
MUŞ’TAN ELÂZIĞ’A
Muş'tan Elâzığ'a, Murat nehri gibi
Akar dururum berrak sular gibi
Malazgirt’ten Harput'a yol alırım
Tarihten dolu dolu ders alırım
Belek Gazi, Ertuğrul Bey diyarı
Bu yerler, tarihe verir ayarı
MURAT
Murat, kâk gökyüzüdür, kâh hâkidir
Bozkırlara, su taşıyan sakidir
Murat, derin vadilerden yol alır
Güzel ülkemin zarif yüz akıdır
MURAT NEHRİYLE
Murat nehriyle, yol boyu arkadaş,
Ey nehir sen benim gönlüme adaş
Suyla birlikte hep aksın yolumuz
Emzirir ab-ı hayat çeşmesini
Dün akıncıydı, vatan deyip akan
Bugün kutlu sevdaya ışık yakan
MUŞ OVASI
Kalesi, Ulucami’si, tarih kokar
Muş Ovası, şehrin yükünü döker
Vardınız mı, Murat'ın kemerine!
Sular, kemerden narin narin akar
Gördünüz mü, o zafer meydanını?
Anadolu Türklere, Türkistan’dır!
Edirne'den Kars'a, bir ulu mabet!
MALAZGİRT ŞİİR GİBİ
Malazgirt, şiir gibi, vatan kokar
Bozkır Anadolu’da, büyür sevdam
Yollara, gözyaşı, emeği döker
Bir ulu pınar gibi yürür, sevdam
Bağımız, bağrımızda filizlenir
Çağrımız, yüreklerde alevlenir
Kor bir alevde sevdam filizlenir
Bozkır Anadolu'da yaşar sevdam
MALAZGİRT
Malazgirt diyarından selam olsun
Yeni yıla fütüvvet aşkıyla gir
Harput, Muş, Ahlat’tan selâm olsun
Yeni yıla, tarihin aşkıyla gir
Vuslat şarkısıdır bize ülküler
Ülküler, şu ömrün bestesi bize
MALAZGİRT ŞİİR AKŞAMLARI
Niyetimiz, Malazgirt Şiir Akşamları
Atalım üzerimizden gamı, kederi...
Bin yıllık tarihi okuyalım ezberinden
Zafer tuğlarıyla yürüyelim, meydan meydan
Malazgirt, destanıyla vatana yolculuk
MALAZGİRT'TEN
Malazgirt’ten, Domaniç'e yol gider
Alparslan'dan, Ertuğrul'a sır gider
O sırdır, fetih kapıları açan
Köprülerle nesillere yol gider
MALAZGIRT'TEN İSTANBUL'U
Malazgirt'ten İstanbul'a adım adım
Vatan coğrafyamın her karışına
Dokunmak; yüreğimle adım adım
Her biri bayrak, ömür yarışına...
MUŞ OVASI
Baharda cennet kokar, Muş Ovası
Muş, Malazgirt, Ahlat fetih rahlesi
Murat boylarında, ihlas havası
İkramı bize, ‘Kırmızı Lalesi’
Yeşil Doğaya dayadım sırtımı
Bu diyarlar, yüreğini sardı mı?
Devran Alparslan nesline vardı mı?
Bu yerler ki, “Vatanımın Kalesi!”
MALAZGİRT
Malazgirt, tarihe yazmış adını
Meydanlar içinde, ‘Vatan Tuğrası’
Fethi Mübin’le, yükseltir şanını
Artuk, Afşin, Danişmendi, Buğrası…
Malazgirt ders; muallimi Alparslan
Vatanı aşk ile sevmek ibadet!
MUŞ’A KAR DÜŞER
Elâzığ’a yağmur, Muş’a kar düşer
Soğur yüreğime ahu zar düşer
Burda, vatan türküsü dalgalanır
Duman duman üstüne naçar düşer
MALAZGİRT’İ DÜŞÜNMEK
Malazgirt’i düşünmek,
Asırlara;
Asırlar içindeki sırlara,
Sabır ökçesiyle zamana kulaç atmak gibidir.
Romanlara, Hikâyelere, Fıkralara, şiirlere…
Kitaplara sığmayacak kadar büyük bir zaferi;
Zaferin tacını vicdanların sessiz çığlığında,
Nesillere armağan etme gibidir.
Malazgirt Ovası,
Tarihin okunduğu bir ulu rahle!
Gür seslerin ülkeye büründüğü günlerdi.
Altaylardan kopan çığlıklar, ünlerdi.
Dualarla, dudaklar çınlardı!
Malazgirt, bir ulu çadır, mahşeri dinlerdi.
Bir aydınlık düş, yay kirişi olurdu!
Zamane, keman olur, en tiz seste solurdu!
Malazgirt’ten, o kutlu ovadan uzanırdı kaleler, surlar!
Yüce dileğe doğru yol alırdı, Alpler seferler!
Nehirleri gazi, dağları kahraman olduğu neferler!
Bir vecd ile açılır çağlar, Türk’e muştudur zaferler!
Bugün yüreğimi aldım da, Malazgirt’e vardım.
En çekilmez yaralara, sevdalarımı merhem yapıp sardım!
Düşündükçe, Ulu Hakanı; Elli bin tuğu!
Memleket kadar büyük sevdalarıma erdim!
Ahlât, rüyalarımın şehri, şehriyarım!
Sen Şah’sın, ben gedayım!
Özüm Türkmen’dir, sözüm amandır benim!
Birliğe, dirliğe yolum, yolağım kurbandır benim!
Oradan bir hilal nakışı gibi süzülürüm, Malazgirt’e.
Orada başlar, tarihin zafer alayları!
Sanki nurdan heykeller yürür, mübarek adımlarla!
Malazgirt tarihin bir Ulu Kapısı,
Türk’e, kan ile yazılır vatan tapusu
Cihan Sultanının o narin yapısı,
Ebu’l Feth bizlere gönül tuğrası!
Sultanu’l Adil üç kıtanın şanlı muştusu!
Malazgirt’i düşünmek,
Gazali asrından bir hoş sedadır!
Farabi, Biruni, İbni Sina’yı edadır!
Divan şehrine, Kaşgar’a yolculuk,
Balasagun’da, Yusuf Has Hacip’le sohbettir!
Bilgiye, hikmete her dem sırlara yoldaştır!
Türk'ü vuslat haliyle bir daha anmak,
O hali yaşamak, o hali dertlenmek, yanmaktır!
MAKAM-I İBRAHİM
Kâbe’de, makam-ı İbrahim’e salat
Yükselirdi duvarları takva ile
Kürre-i arz ile döner semâvât
Kul, yüz sürer Kâbe’ye şekva ile…
MALAZGİRT OVASINDA…
Boğum boğum kıvrılan dağlar omuz omuza
Ağrı’dan Toroslara taştan set oluşturmuş
Diz çökmüş eteğinde su gibi akan zaman
Malazgirt Ovasında tarihi buluşturmuş
Fırat Nil’in kardeşi, Tunaysa yay kirişi
Ok menzilinde takvim yapraklar tutuşturmuş
Afşin’i, Danişmend’i, Mengücek’i, Artuk’u
Edebi Devlet için dört yana at koşturmuş
Erzurum’dan Haleb’e, Artukoğlu diyarı
Kartal Yuvası bize Belek’i çağrıştırmış
Coğrafyadan vatana bir kutlu ve uzun yol
Sade ok ve yay değil, güzel dil konuşturmuş
Ferhat’ın hasretinde dağlar, ötesinde sır
Perde perde kalkarak ışığa kavuşturmuş
Erzurum’un barıyla, Elazığ’ın mayası
Kerkük’ün hoyratıyla halini soruşturmuş
Asırların nağmesi Hayrilerin dilinde
Emrahlar, Zihnilerle ezgiler konuşturmuş
Fırat sen hazinesin, mazin kadar zindesin
“Yedi Küpeli Gelin” çehreler değiştirmiş
