Bedrettin KELEŞTEMUR


NESRİN BİTTİĞİ YERDE

FİKİR BAHÇESİ


NESRİN BİTTİĞİ YERDE

Nesrin bittiği yerde şiir başlar

Özüm hak der; hak yolunda dizeler

İlham nehrinin yunduğu taşlar!

Ah, bağrıma taş bastığım gözeler

İçimde fırtına, gözümde yaşlar

Sükûtla kabından taşar sızılar

 

AZERBAYCAN’A

Aynı keder, sevinci paylaşırız

Zor günlerde birlikte eyleşiriz

Ezelden ebede emelimiz bir

Rüzgârla dalgalar, ay-yıldızım bir

Bedri, köklü ağacın iki dalı;

Azerbaycan can, Türkiye’m can suyun!

Yeryüzünde ne güzel yer beğenmiş

Can siparane birbirine kalkan

Aynı ülküye; Turan Yoluna hey!

Ne de güzel yakışmış birbirine

 

BÜYÜK SEVDA

Resulzâde toprağı Ankara’da;

“Yükselen bir bayrak yere inmez “

Harput’tan Bakü’ye gönül selâmı

Kâh gurbet, kâh sıla; sevdamız sönmez

“Çırpınır Karadeniz” öfkesi dinmez

Hazar’da Kurultay, Türkmen selâmı

Bu yürek, bu ulu sevdadan dönmez!

 

ELÂZIĞ ŞEHRİNE

Derler, “Elâzığ bir çanak içinde”

Sevdası, Uluğ Türkistan içinde

Çanak tutar eller gülzar içinde

Türküler, gönlümü verdiğim şehir

Güzel Türkçe’m bayrak yaptığım şehir

İmdi, özünde buluştuğum şehir

 

ELMAS YILDIRIM’A

Gala’dan Gala’ya köprü kurmuşum

Her iki Gala, yüreğim, can evim

Vatan sevgisi, imanım demişim;

Tutuşturur tüm cihanı alevim!

 

ANADOLU

Harput Kalesi’nde, kartal bakışlar

Murat Ovasında, uhrevi nakışlar

Diyarbakır’da, sahabe duruşlu vakar

Amasya’da, yeşil duvaklar

Söğüt’te bir tatlı rüyadır

Bursa, nakış nakış tarihe örgü

Ulubat’ta, kuş seline salınır hülyam

Her koy ’unda, Çaka Bey’dir, Eğem!

 

AŞKSIZ DÜNYA HARAP

Toprak gibi gönüllerde çölleşir

Aşksız dünya harap, gönüller harap

Toprak rahmet bekler, bereket için

Gönülsüz gözlere düşermiş serap

Düşlerim, dağlar ötesi düşlerim

Düşerse yerlere yanar ağlarım!

 

BİRAZ ŞEFKAT

Biraz muhabbet dili, biraz şefkat!

İmanım hey! Sevgiye boyanalım

Sevgiyle dokun ağaca, çiçeğe

Birbirimizi selâmla analım

 

ANNE…

Gül kokulu, sevgi dolu yüreğin

Yüreğinde ısınmaya geldim anne!

Gözlerinden damla damla nur akar;

Akışında, arınmaya geldim anne!

 

Ta uzaklarda, garip bir yolcu

Vefasız dünyalar mı bize kolcu!

Gelsin yalan umutlarıma falcı,

Yollar aşıp barınmaya geldim anne!

 

CANLAR HAH!

Anne-baba, kardeşler; canlar hey!

Sofra etrafında halka olurduk

Gönle açılan sohbetler; canlar hey!

Şükür halkasında, kanat bulurduk!

 

GÖÇ ETMİŞ

Göç etmiş, şehrimin rengi, boyası

Tutmaz oldu artık eski mayası!

Dost yüzler ararım; sevgi, aşk dolu

Çekerim, içime gelmez havası

Sanki kalmamış şehrin davası!

Çekilmez çilesi, dört yanı zehir dolu())

 

DAĞ OYNADI

İlmin hikmet gözesinden, ‘çağ oynadı’

‘Çer-çöp haline gelinde bağ oynadı’

İlahi, her tecellide nur ayetin;

Bir çığ düşünce yerinden, ‘dağ oynadı’

 

SEVGİYE

Bıçağa, ‘ah’ım olarak bakarım

Kaleme, ‘şah’ım olarak bakarım

Bedri, gönülsüz hayata yanarım

Sevgiye, ‘varım’ olarak bakarım

 

YAR ÜSTÜNE

Gönüller çiçek açsın, yâr üstüne

Sütten, baldan ırmaklar, nar üstüne

Sevgi, sözü damıtsın; ar üstüne!

Hasretten yüreğe muhabbet konsun

 

İsterim güller açsın, gün üstüne

Ilık rüzgârlar essin, güz üstüne

Bedri, selâm versin göz üstüne

Gönülden gönle muhabbet konsun

 

BIRAKIN İHANETİ!

Bırakın, bu ülkeye ihaneti

Alınız sadıkane emaneti

Birlikte bir akıl, yürek olalım!

Atalım üstümüzden ataleti

Ülkeyle bir tutalım ibadeti!

 

ELÂZIĞ ŞEHRİNE

Elâzığ ziyalı, ışık yüklü şehir

Işığı Fırat’tandır; “su kadar aziz”

İlim, hikmet ona ne güzel mehir

Aşı nimet, yüreği kadar aziz!

 

HANGİ NİYET

Dünyaya hangi niyetle bakarsın

Hangi niyetle savrulur akarsın

Kimi çöl, kimi çölü gülzar eder

Kimi gözü yaşlı, kinle yıkarsın!