Bedrettin KELEŞTEMUR


SAVAŞ ÇIKMAZI

FİKİR BAHÇESİ


SAVAŞ ÇIKMAZI

Bedrettin KELETİMUR

Savaş, çıkmaz sokağa çıktı

Böyle olacağı açıktı!

Ne Trump, ne Netanyahu’ da,

Gün ortasında, karanlığa çıktı!

Adaleti olmayanın kuvveti olmaz

Haramilerin elinde dünya dönmez!

Tarihler sizi, "zalimler" diye, yazacak

Zalimlerin zorbalığı, mazlumları üzecek

Savaş, çıkmaz sokağa çıktı...

 

BARIŞ TUTSAK

Barış, özgürlük ellerinde tutsak

Ey âlem-i İslâm elele tutsak

Kurtulur cihan bu köhne savaştan

O çığlıkların yüreğinden tutsak

Gözyaşını bir bulutlara döksek

Dalgalar yürür, zulmün üzerine

Civanlar hey, eser kalmaz savaştan

 

BARIŞA YOL SAKLI...

Savaşın içinde, barışa yol saklı

Zalimler anlamaz bu esnek aklı 

Aklı, fikri, zikri; yıkım peşinde olan,

Kibir abidesinde, özürlü aklı!

Dünya iki özürlünün elinde...

Sarsılıyor, asrın depremleriyle...

 

NEFSİYLE KONUŞUR

Kalbiyle değil, nefsiyle konuşur 

Nefsin zehriyle beslenir zavallı...

Kırar, döker; dört bir yana koşuşur

Bilmez ki, dili kendinden davalı!

Meğer insan, ölünce uyanırmış

Uyanmaz mı şu dünyada zavallı?

 

ZAMAN SİZLERİ NASIL ANACAK?

Zaman sizleri nasıl anacaktır?

İnsafsız, merhametsiz katiller diye...

Cehennemin "Gayya Kuyusunda"

"Kalpleri taş gibi veya ondan daha katı..."

Asrın zalimleri diye anacak...

"Alma mazlumun ahını..."

O ahlar, başınıza kurşun gibi yağacak...

İnsanı, tarihi, kültürü, medeniyeti katleden,

Haydutlar, haramiler diye anacak...

 

YAHUDİLER KORKAKTIR

"(O Yahudiler) toplu olarak sizinle savaşamazlar; ancak muhafaza altına alınmış şehirlerde veya duvarların arkasından ( korka korka harp ederler (Haşir Suresi, 14)

BU SAVAŞ...

Bu savaş, yangın nerelere gider

Kim bilir hangi şehirlere gider

Gider, tahrip füzeleriyle gider

Tarih, kültür, medeniyet yıkılır

Vah Selçuklu'm, Şehri yâr diyarı...

BU NASIL SAVAŞ

Bu nasıl savaş, nasıl bir hesap

Elele vermiş, iki cani kasap

“Sap ile samanı ayırmadan!”

Fitne ateşini yakıyor cellat!

Celladın soyadı, bölücü fesat...

Bu savaşın adı, ‘petrol savaşı...’

Ülkeleri kasıp kavuran vurgun!

Anlamadığım, âlem niye durgun

Yoksa kendi ruh kökünden mi sürgün?

Eski dünya-uygarlık artık yorgun!

İhtilaflar köpürmüş felaket gibi...

İçten içe kurtlar dadanmış ahenge...

İç cepheleri yıkılmış, yerle bir...

Harami talanı, Ortadoğu’da...

Ne ülke dinler, ne vatan, ne millet...

Terörün kendileri olmuş illet!

Bu savaş, gayesiz, ufuksuz, renksiz

Zalimin elinde, ‘zulüm boyası’

İnsan diyemem, ‘insandan eser yok’

Beşer üzerine, ‘şer yürüyüşü...’

Bu savaşın adı; şer yürüyüşü!

 

SAVAŞIN HUKUKU DA VAR...

Hukukun bittiği yerde mi, savaş?

Savaşında, hukuku, adaleti...

İnsanı, tarihi, doğayı korumak!

Masumu, tarlayı, hasatı korumak...

Geleceğin önüne ateş yakmamak!

Şehirleri yakıp, yıkıp akmamak...

 

HER ZAMAN...

Her zaman hatıramda, yanımdasın

Gözlerimin ışığı, canımdasın

Bir ömrün hikâyesi, romanımsın

Biricik ailem, ocağımdasın

Aileden başlar ilk hikâyesi

Edeptir, birliğimin sermayesi

Adalet, varlığımın himayesi

Hak yoludur, gönül bucağımdasın...

 

RAMAZAN AYINA

Rüzgâr gibi geçtik biz, bu ramazandan

Yıkandı gönlümüz, an ve an ezandan!

Vaktin her anı, ‘nur yağdı semadan’

Yüksek bir moralle geçtik mizandan

Sükûta erdi ruhumuz nizamdan,

Miskinliği attık, kederden, gamdan

İzzet-i ikramla şad olduk zamandan!

 

HASTAYIM

Hastayım, derdime derman bulmaya geldim

Derdi veren elbet, dermana sebep yazmış!

Derdime hikmetle çare bulmaya geldim

Doktor, derdimin neşteri reçete yazmış!