ŞEREF DERDİM
Bedrettin KELEŞTİMUR
Şeref derdim, yüreği şen olana!
Ekin derdim, emeği asan olana,
Rabbim bize zoru kolay eylemiş
Esrarım bir girift desen olana
Ferhat çığlığı aşiyan olana
ÖZÜNÜ KORU
Özünü, dünyanın kirinden koru
Aklın yanında, vicdan terazisi
İyilerin, kötülerin mazisi,
O mazinin, bıraktığı tüm soru?
Soruları, akıl imbiğinde süz
İyilikler âlemde kalmasın öksüz!
GECE GÜNDÜZ...
Gece, gündüz birbirini kovalar
Gece, yıldızlarla muhabbet güzel
Ay ışığında muhayyer bir gazel
Günışığında, ezel-ebed dersi
O dersler, bizlere yaşatır harsı
Gece-gündüz, kâinatın dönüşü
Ruhun kendi edvarında dönüşü
Sabrın, sırrın, sükûtun imlasında
Aklım, fikrim, zikrimle, cümlesinde
TEBESSÜM
Tebessüm, huzur, güven, samimiyet,
İnsana, insan olmanın adabı,
Yakışır her zeminde iyi niyet
Okumanın ruhunda, taşır adabı
DÜNYA KÂH BİR DERYADIR
Dünya; kâh bir deryadır, kâh sahra
Dünyayı dizginlemek için hayra,
Kulaç at, bak nasıl hafifler derya
Manevi bir hazza o zaman seyre,
Doyum olmaz hakkın lütfu, keremi...
TOPRAK KOKULU
Masmavi, toprak kokulu bir nehir
Çeker insanı, içine içine...
"Ateş yakar, su boğarmış" insanı,
Cezbeder dalgasız, dupduru bahir...
Deryalara kulaç, insanın zor anı...
ÜŞÜTÜR SENİ
Kar beyazı soğuktur üşütür seni
Bir ayaza çeksin, soğur yüreğin
Gönül gözü ancak kalbe dokunur
Sanma her insan zahirde okunur
AĞAÇ YEŞİL MİĞFERİYLE…
Ağaç için şiir yazmak,
Kâinatı, okumak gibi...
Elif deyip şol minareden,
İbadete, çağırmak gibi...
İrem bağından,
Bin bir cennet hâsılatı toplamak gibi...
Ağaç, toprak anaya yüz sürmüş,
Hamasete kundak gibi…
Mihraptan minbere, el açıp,
Berekete varmak gibi...
Işığa hasretmiş yüreğiyle,
Türk'e destanını yazmak gibi!
“Yeşil duvaklar” içinde,
“Gül bahçesine” girmek gibi...
Ağaç, Ozanın kopuzunda;
Süreyi alameti çalmak gibi...
Şehit kanıyla toprağı...
Mürekkep damlasıyla
Hadisatı yunmak gibi! ...
Ağaç, rahledir...
İlim ve marifete banmak gibi!
Ağaç, rüzgâra serinlik, çiçeğe aşı dal, dal rükûda;
Hakikati anmak gibi...
Ağaç, yeşil miğferiyle,
Medeniyete, sancak gibi...
Ağaç, toprağın namusu,
Sevdasında, vatanlaşma gibi!
ALTIN ÇAĞINI
Bir zamanlar üç kıtaya hâkimdik
Ah! Nerede kaldı, o eski kimlik?
Çekildik ama nelerden çekildik!
Bizleri dimdik ayakta tutacak,
Cihattan, şecaatten, fütuhattan
Bizi bizden koparacak hamiyetten
Evet! Değiştik, eski kimlik değil
Dünkü kölen önünde şimdi eğil!
Mabetler hüzünlü, sebiller yanık
Köprüler yıkılmış, nesiller ezik
Çökmüş üstümüze, dumanlı dağlar
Şu halimize yer, gök, tarih ağlar
Sade bir masal, bir efsane kalmış
Hanlar, hamamlar dağ olmuş, virane kalmış
Akıp giden zaman içinde garip
Yalnızlığa gömülmüş bütün mağrip
Canavar, hem de nasıl bir canavar
“Medeniyet denilen vahşi canavar”
Canavarı boğacak nurlu sahip
Şarktan garba doğru başımız dimdik
“Kâinat insan, insan Allah için
Yaratılmış kâinat nizam için”
Fi Sebilillah için adımlar dik
Yürünmeli maziden güç alarak
“Asımın ruhuna” bağlı kalarak
“Asrın idrakine” Türk’ün mührünü
Vurmalı, altın çağını bularak.
AŞK NEDİR
Aşk nedir, bilir misin?
Cefaya sefer yolu
Sır nedir, bilir misin?
Vefaya döner yolu
Hicran, sevdanın adı
Gurbet, hasretin tadı
İçirir dem dem yâdı
Sefaya döner yolu
Vahayı, çöl et de gel
Ezayı, gül et de gel
Cezayı, çul et de gel
Hevaya döner yolu
Tarifi, arif yapsın
Şakirdi, maruf yapsın
Hâsılı, zarif yapsın
Nevaya döner yolu
DOĞU TÜRKİSTAN
Doğu Türkistan, "hüznümün kalesi"
Balaları, boynu bükük lalesi
Kaç asırdır bilmem; bitmez çilesi
Çileli dünyama, gözyaşı döker,
Candan, yürekten, la havle çeker,
Fatihalarla boyanmak isterim
ŞU GEÇEN ÖMRÜMÜZDE...
Şu geçen ömrümüzde neler gördük?
Sabır, tahammül dedik, hayra yorduk
Hayrı, şerri, kâmil insana sorduk!
Sırat Köprüsünden nasıl geçilir
Lütufkâr kapıları nasıl açılır
Hal ve gidişi, bu dünyada gördük!
AHLAT, MUŞ, HARPUT...
Ahlat, Muş, Harput düşlerimde yaşar...
Kızılelma türküsü bir sevdadır...
Bu illerde, Fırat kabından taşar...
Koşar gönlüm, Mavi Tunca’ya kadar...
Meydan meydam yürüsün ulu kader!
Kaderim, yâ Kafkaslar, yâ Musul’dur
Usul usul düşer nice takvimler...
Bir hoyrat esintisi kadar müşfik...
Beklerim dolunayı... Gönül yangını...
O yangını söndürür gökkuşağı...
Geceler, nal seslerine uyanır!
Tarih, mukaddes rengine boyanır
Sükûtla açılır, takvim yaprağı...
Ağustos ayı, ulusun durağı...
O duraklarda, zafer türküleri...
Türkülerde saklı, tarihin dili...
