Bedrettin KELEŞTEMUR

Tarih: 25.06.2024 20:41

BİR AYAĞIMIZ KÖYDE

Facebook Twitter Linked-in

BİR AYAĞIMIZ KÖYDE

Bedrettin KELEŞTİMUR

Bizim nesil, köy kültürünü de iyi bilir, şehir kültürünü de gayet iyi kavramıştır. 

1970 yılında Türkiye’nin toplam nüfusu, “35 milyon 605 bin 176”

1970 yılında Türkiye’nin toplam nüfusunun, “yüzde 38,5’leri şehirlerde yaşamaktadır!”

2021 yılına gelindiğinde, Türkiye’nin toplam nüfusunun, “yüzde 93,2’lerinin şehirlerde yaşadığını görmekteyiz…” 

Son elli yıl içerisinde, ‘kontrol edilemeyen bir değişimi yaşıyoruz’

1970 yılında Elâzığ Şehrinin, “yüzde 40’ları şehirlerde yaşıyor’ Yüzde 60’ları ise kırsal kesimde yaşamaktadır. 2024 yılına geldiğimizde, “şehirlerde yaşayan nüfus yüzde 76’lara yükseliyor!”

Türkiye’nin 3.ncü büyük ovasına sahip bulunan Muş İlimizde, 2024 yılında toplam nüfusun, “yüzde 48’leri şehirlerde yaşamaktadır!”

“Köyün Havası!” isimli dörtlüğümüzde şöyle deriz;

“Büyüler her zaman köyün havası

Burada başkadır toyun hevesi

Sakin, sessiz, sükûtla düşlerdesin

Düşlerimin toprak kokar nefesi!” 

Toprak kokusu her zaman için söylerim, ‘hayat kokusudur’ 

O kokuda, doğal bir serinlik sizleri sarar sarmalar…

Şehirlerde, topraktan giderek kopuyorsunuz! Kalabalıklar sizleri günaşırı bunaltmaya başlıyor.

Ve hele bir de, ‘yaz sıcakları şehirlerimizi yaşanmaz hale getiriyor’

1960’lı, 1970’li yıllara gidelim… Ülkemde köy kültürünün genel bir ağırlığı vardır. Ders kitaplarında, ‘köyümüzden örnekler verilir’ 

O yıllarda, TRT’nin yayınlarında da, “Köylerimiz ve köy kültürümüz daha canlı bir şekilde sunulur!”

“Köylü” başlığını taşıyan bir şiirimizde şöyle sesleniriz;

“Katır sırtında yük taşıyan köylü

Patika yollarda ter döken köylü

Bilirim hancı, konukların kimler?

Saman pazarında nöbette köylü!

Özledim sizlerde masum bakışı

Yürekli yüzlerde buğday nakışı

Güneşi çatlatır terin sıcağı

Haz verir gönlün niyete akışı…”

Elâzığ Şehrinin ilk kurulan mahallelerinde, “evler iki katlı cumbalı… Evlerin kapısı avluya açılır… Avlu içerisinde birkaç meyve ağacı… Ağırlıklı olarak da çiçekler, güller, sarmaşıklar… Fıskiyeli küçük havuzlar… Sohbet için ayrılan nezih köşeler…” 

O yıllarda mahallemizde, ‘hayvan besleyen aileler bulunurdu. Sütümüzü ve bazende yoğurdumuzu belli bir ücret karşılığı onlardan temin ederdik…’

Kirada oturduğumuz bir evin bahçesinde, ‘güzel bir bostan yeri hazırladığımı da hatırlarım…’

Buradan, “Köyüme!” isimli şiirimi sizlerle paylaşmak istiyorum;

“Köyüm Konak’tır, ak günlerin kalbi

Sevincim orada, hava kadar duru

Bahçesini, yeşilini özledim;

Düşer gönlüme asırların ruhu…”

Ben ve ağabeyim, ismini aldığı Konak Köyünde doğmuşum… Doğduğumuz evimiz, ‘taş bir konak’

Rahmetli Babam ve ataları, yedi nesil orada dünyaya gelmişler… Orada hayat sürmüşler. Dedelerim, büyük dedelerim, ‘okumuşlar…’ O asırlarda, ‘sohbet kültürüne önem vermişler’ İlim ve hikmet sahibi insanları misafir etmişler… Çevre köylerle çok güçlü bağlar kurmuşlar, dostluklara büyük önem vermişler. 

“Toprağın Efendisi” isimli dörtlüğümüzde şöyle deriz;

“Bahçeye gir ki göresin misali

Renkler, kokular farklı albenisi

Âlemde göresin hakka visali

Âdemoğlu toprağın efendisi…”

İnsanımızın, şu bunaltıcı yaz sıcaklarından kaçabildiği yerlerin başında, ‘varsa eğer köyleri geliyor’

Ayakların toprağa değmesi ne demek? Kanaatimce, ‘şifadır efendim’ Bir bakıma da, ‘sükûta merhaba’ demektir.

“Köyümden” isimli şiirimizde, köyümüzün bir bakıma resmini çekmeye çalışmışımdır;

“Dağlar badem kokuyor

Bağlar, rengârenk halay çeker!

Rüzgâr, gök mavisi sulara dökülür

Toprak, buğday teniyle gülümser

Yazın soğuk ayranı, karpuzu,

Sade bir köy hayatını muştular

Düşlerim resmini çizer mazinin,

Hayatın dolunayımmış meğer?

Gecesi gündüzü tebessüm kokar”

Köyümüzün yolunda, şunu söylemek isterim; yolumuz her dem, gönüllere açılır. Huzura, esenliklere açılır. Ruhun ışığı güvene açılır. 

Elbette, şehirlerimizde de bizlerin tarihi irfan kültürü vardır. Harput Şehri, gönül coğrafyamızın bir açık hava müzesi olarak anılır. Bizler, Harput Şehri için, “Vuslat Şehri!” deriz. Tarihimizde, “Kaşgar için Divan Şehri, Buhara için ise Hadis Şehri…” demişiz. 

Toprağı her zaman için kendimize, ‘sadık bir dost olarak bilmişiz…’ Toprakla sürekli haşır neşir olan bir millet olmuşuz. “köylü, milletin efendisidir!” sözü, ruhumuzun derinliklerine kadar işlemiştir. 

Yaşadığımız Köyümüzü, Bağımızı, Bahçemizi sıklıkla dile getirmişizdir;

“Toprağı kendine yar edeceksin

Zalime dünyayı dar edeceksin

Sabrı ve sükûtu var edeceksin

Erdemli yol tahammülle aşılır

 

Ata yurdundan selam getirmişim

Gönül ehlinden kelam getirmişim

Ak alınlarla çilem getirmişim

Dertlenme gün gelir güller açılır

 

Hak yolunda başın dik alnın açık

Sakın olmayasın harama açık

Yüreğin bütün gönüllere açık

Yaralı kalpler sevdaya açılır

 

Konak kâmil insanların uğrağı

İlim marifet ehlinin durağı

Sen de mum kimin eriyen çerağı

Hakikat baki âleme açılır

 

Aman söndürme içindeki feri

Hayır, işlerde niyet et zaferi

Kaderi ilahi hayat defteri

Bil ki sıla-ı rahimle açılır

 

Bizler geldik gidiyoruz dünyadan

Bu faniyi de düşerler künyeden

Geç anlarlar Konya’dan anyadan

Orada hesap defteri açılır…”

2024 yılının şu sıcak yaz günlerinde sizlere merhaba derken şunu ifade etmeliyim…

“Dün toprağı bırakıp şehirlere göç edenler… Bugün, günümüzde tekrar toprağın özlemiyle yandığını söylemek isterim… Bu millet hiçbir zaman toprakla bağını koparamaz. İnşallah, koparmayacaktır da, Toprak, vatandır. Vatan sevgisi imandandır. Ayaklarımız dün olduğu gibi bugünde toprağa bastı! Toprakla hasbihal etmek, dertleşmek, terimizi dökmek, insana gönül rahatlığı veren apayrı bir zevktir, neşedir, huzurdur, iç rahatlığıdır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —