ÇANAKKALE’Yİ ANLATMAK
Bedrettin KELEŞTİMUR
Çalmasın,
Türküler, biz/ siz çalmasın
Taşında çınlar feryadım;
Ülkemde çanlar çalmasın
**
Çanakkale'yi anlatmak o kadar zor ki?
Her anı manevi ihtiramla dolu
Akıl kifayetsiz, gönüller diyor ki;
Sükûtun önünde ince bir perde var...
Perde ötesi hakikat maveradan ses verir;
Kur'an buyuruyor, "şehitler ölmez!"
Çanakkale, yurdumun manevi kalkanı...
Sıradağlar gibi beğenmişler, alkanı
**
ÇANAKKALE’Yİ ANLAMAK
Sen Anadolu’ya türbe
Arzın üzerinde seccade
Bir hurma çubuğu gibi
Kıvrılmış, başında duruyor, hilal…
Çanakkale,
Yedi iklim sende mahşer
Hesap vermekte bütün şer
Ne güzel imtihan yerisin
Mağrur dünya hala seninle melal
Çanakkale,
İki yüz elli bin şehit
Vatan oluşuna, şu boğaz harbi şahit
Bir kırık fay arasında,
Şu siperler kim bilir kaç yaşında?
Bataryalar, torpillerle;
Gözleri çimlendiriyor zülal
**
ÇANAKKALE
Çanakkale, Türk’e adanmış kale
Kaleler içinde mührünü taşır
Şehadetim; kırmızı beyaz lâle
Ulu yerden reyhan kokusu taşır
O kokuyla mest olur, hâlden hâle
Zikre nişandır, ab-u hayat taşır
**
BİR ULU MABED DE
Bir ulu mabed de kıyama durdum
Sabırla, sükût yolculuğu seçtim
Asırlara hükmeden mabed yurdum
Bedri, o ruhani havayı içtim
Bütün tasalarım yerle bir oldu
Hak çağrısı semalarıyla doldu
Yanmada gönül, derde derman buldu
Buldu da, yar acı devayı içtim
ŞU SİPERLER
Toprağın örtüsü türbeler kadar yeşil
Ona su veren dedemin kanları eğil!
Seninle bayrak, hayat bulsun diye;
Şu siperler rütbesiz, âlemsiz değil
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ DEDİK
Bir asır önce, 'Çanakkale geçilmez' dedik
Toprağa adağımız, kanlarımızdı!
Etten duvar olmuş bedenlerimiz,
Dağlar gibi geçit vermez, canlarımızdı!
Değişti, hal tercümesi...
Mefhumlar değişti, değişti soluklar,
Gönül fermanları değişti!
Değişti, hayata bakışlar
Çehreler değişti,
Değişti, aşkın tarifi
Vuslatın yolu değişti!
Yollara talihim dökülür
Yollardan tarihim sökülür!
Öfkesine tutsak etmişler
Kini, söz ile tartan;
Simaya!
Beynimde kusmuk,
Dilim dilim doğranır
Dilim, avare iklimlere,
Himaye!
Sırrım gitti,
Sükûtumun, Göz nuru gitti!
Vicdanım şerha şerha
Ağlamakta surlar!
Yaralar bağlamakta,
Onca güller, karanfiller...
Alın götürün evhamlarıyla
Gömün bir cami avlusuna
Gölge olsun, asırlık bir çınar
Kabuk bağlasın, dert üstüne!
Karanlıklar hıçkırsın,
Bir garip sessizliğinde...
Bir grup öksüzlüğünde!
ON SEKİZ MART
On sekiz Mart, kar savrulur siperde
Zafer alayları, Mehmetler yürür
Kıyamda sanki bin yıldır seferde;
Kutlu sebildir, şehadete yürür
HÜRRİYETİM
Hürriyetim, vatanım, nimettensin
Nimetin, şehitlik; şahadetimdir
Bir can gibi, etten ve kemiktensin
Nöbetinde olmak, ibadetimdir
OMUZLAR
Gün olur, kâinatı omuzlar
Gün olur, şehadeti omuzlar
Başlar, omuzlar üstünde;
Bir büyük vebali omuzlar
Kahramanlar, yüreğini omuzlar!
Çanakkale’de Yahya Çavuş,
Bir büyük tarihi omuzlar
MUHABBETİM SANA
On sekiz Mart, her yıl şanlı yolumuz...
Bu vatan için, şâhadet yolumuz...
Hakka tapar, Hak’ka vuslat yolumuz!
Ey şanlı yolcu, muhabbetim sana...
Çanakkale, asırları kucaklayan sır!
Vatanın bağrında yatan asıl sır...
İnce bir perde ötesinde ki sır
Ey şanlı yolcu, muhabbetim sana...
Çanakkale’yi, tefekkür edelim
Gelin, ecdada teşekkür edelim!
Diyarı yârı, tezekkür edelim...
Ey şanlı yolcu, muhabbetim sana...
Çanakkale, sır deryasında vatandır
Bayrağımın dalgalandığı limandır
Biliriz, “vatan sevgisi imandır!”
Ey şanlı yolcu, muhabbetim sana...
Rahmetin estiği bir ulu çınar
Gözyaşıyla hemhal, şehit kanı pınar
Sevda kuşu, Çanakkale’ye konar
Ey şanlı yolcu, muhabbetim sana...
HÜRRİYET...
Hürriyet, insanı yaşatan fıtrat
Çanakkale’de, kulakları çınlat;
Âlem-i İslâm’a en büyük berat...
Terle, emekle yüreğini ıslat...
Hatıraları yaşamak için fırsat,
Çanakkale yay; okunu ger, fırlat!
ÇANAKKALE ÖYLE BİR DİYAR Kİ
Mermilerin havada çarpıştığı...
Bulutların muhabbetle kapıştığı...
Alınların secdeye yapıştığı...
Aklın evla bir ortamda piştiği...
Metafizik ortamda yarıştığı...
Bir büyük imtihanın yaklaştığı...
İşgalcinin dört yana kaçıştığı...
Sır içinde sırların paylaştığı...
Velilerin cephe cephe dolaştığı...
Ey şanlı yolcu, muhabbetim sana...
Çanakkale, nesillere ders veren meydan...