DEPREM
Gündüz güzel şehrimi gezdim…
Rüstem Paşa Mahallesi, İstasyon Caddesi ve ara sokaklar derken içime bir ürküntü çöktü!
Orta ve ağır hasarlı evler o kadar çok ki, ‘aman yâ Rabbim, sen bizleri belâlar, musibetler, felaketler, akla ve hayale gelemeyecek beşeri ve fiziki afetlerle imtihan etme! Kaldıramayacağımız yükü omuzlarımıza yükleme! Bizler beşeriz yâ Rabbi, zayıf yaratılmışız!”
Yürürken hüzünlendim…
Hani her sokağı, caddesi, bulvarı, mahallesi ile bu şehir bizlere tebessüm ederdi.
Eski Elâzığ değil! Yükü omuzlarında giderek ağırlaşmış!
Ağustos sıcağı… Bilirim bu şehrin sıcak aylarını ama öyle kavurucu bir sıcak var ki, esen rüzgâr bile sizleri bunaltıyor…
Bir an şöyle depremin bıraktığı sarsıntıyı düşündüm!
O kadar büyük ki, hayatımızın bütün yönlerini derinden etkiliyor.
Allah devlete zeval vermesin (âmin)
TOKİ’ler başlı başına mahalle olmuş!
Mahallenin sadece ismi var; tıpkı, İstanbul’umuzda; “vefa semti” benzetmesi misali…
Hafızası/ veya hatıraları/ veya henüz herhangi bir kimliği olmayan, ‘beton duvarlar…’
Nerede şehrin asil birer yüzü olarak tebessüm eden eski evler, sokaklar, mahalleler?”
Tabir yerinde ise bir sokak, bir mahalle bir aile gibiydik…
Çocukluğumuz, okul yıllarımız, hayatımızın serüveni insana huzur veren, moral veren, güven veren dostluklarla geçmişti…
24 Ocak 2020 ve 06 Şubat 2023 Depremleri…
Şehrin üçte biri yenilendi… Yeni mahalleler oluştu!
Şehir bir yanda yıllar boyu acımasız göçleri yaşarken,
Beri taraftan da, ‘depremlerin getirdiği…’ sosyal, kültürel ve iktisadi değişim!
O değişimin adına, ‘içimizdeki depremler…’ diyebiliriz!
10 Ağustos 2023 tarihi… Akşam saatlerine, Malatya Yeşilyurt
Merkezli 5,3 şiddetinde bir depremle tekrar sarsıldık! Depremler artık korkutuyor!
Uzmanlar, “Bölgede aktif ve kırılmamış faylar olduğunu…” belirtiyorlar.
Anlaşılan şu ki, bölge hareketli…
Ovacık fayı… Yedisu fayı… Karlıova sıkıntılı…
Her sarsıntı psikolojik olarak bizleri etkiliyor…
Ve hele ‘bir ömrünüz deprem kuşağı üzerinde geçmişse…
Ve her sarsıntı, bu şehri derinden etkiliyorsa…
Şunu hemen ifade edelim, Anadolu Coğrafyası her bakımdan zor ve endişelerini bir bulut misali üzerinde taşımakta…
Deprem iki hece
Heceler, boğazda düğümlenir
Düğümler çözülür, toprağın mahşerinde
Kızıl çığlıklar çökerken,
Yerlerin inlemesi!
Deprem, küçük kıyamet!
Dehşetini yaşar, derinden derine…
Gözler dalar, ufuklar gerilir
İnsan çakılı kalır, olduğu yerde
“Ne oluyor” suali bile,
İçten içe dualı.
Allah Resulü (sav) buyuruyorlar; “Vallâhi ashâbımla birlikte Ben de şehit olup, Uhud Dağı’nın dibinde gecelemeyi ne kadar isterdim!
Bakara Suresi 155 ayette ise şöyle buyrulur; “sizi mutlaka biraz korku ve açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden bir noksanlık ile imtihan edeceğiz. (Ey Resulüm!) Sabredenleri cennetle) müjdele!”
Bizlerin her zaman için, “emin, doğru sözlü, güzel ahlak sahibi, iyiliksever, güvenilir, adil, şehadeti kalbinde taşıyan, vakar sahibi!” olmalıyız.
Bakara Suresi 45 ayette şöyle buyrulur; ”Sabır ve namaz ile (Allah’tan) yardım isteyin! Şüphesiz ki o, (Allah’a) gönülden bağlı olanlardan başkasına elbette ağır gelir”
Artık depremle birlikte yaşamayı öğreneceğiz!
Maddi ve manevi olarak da kendimizi/ veya insanımızı/ veya içerisinde yaşadığımız şehrimizi, “depreme hazırlayacağız!”
Hazırlığımız, insanımızı aldatarak değil; ‘doğru, dürüst, samimi ve adil olarak’
Haddimizi, meşru çizgilerimizi koruyarak bileceğiz!