Bedrettin KELEŞTEMUR

Tarih: 24.05.2024 21:14

ELAZIĞ BASININDA AĞABEY KÜLTÜRÜ

Facebook Twitter Linked-in

ELAZIĞ BASININDA AĞABEY KÜLTÜRÜ

Bedrettin KELEŞTİMUR

Prof. Dr. Sadık Kemal Tural, “Taşrada yanan çoban ateşleri gönlümü genişletir, aklımı zenginleştirir, umudumu artırır… Taşrada kirlenmemiş kaynaklardan su içenler arada bir çığlık atarlar… Öğretmen, Dua ve şiir ile musiki adlı ağaçların kurutulmaması adına çığlık atanlara katılmamak mümkün değil…” 

1970’lerden bugünlere/ günümüze doğru, 50 yılı geride bırakmışız… O geçen 50 yıl içerisinde o kadar güzel/ nezih hatıralarla zamanı su gibi içtik, diyebilirim. 

Geçen ömrümüzde, ‘erdemli, aklıselim, güngörmüş, bilge, aksaçlı, bilgiyi paylaşan/ veya üleşen, on parmağında on hüner taşıyan insanlarla tanış olduk…’ Çok istifade ettik, etmeye de devam ediyoruz. “Beşikten mezara kadar ilme talip olunuz!” düsturu her birimiz için de geçerli…

Bu sohbetimizde, ‘istifade ettiğimiz bilge insanlarının sözlerini harmanladık.”

Bizim kültürümüzde; “Ahilik ve onun devamı diyebileceğimiz Loncalar ve Gedikler vardır!”

Ağın İlçemizin önemli değeri Fethi Gemuhluoğlu’na, “Türkiye’nin muhtarı…” sıfatı verilmiştir. Bab-ı Âli’nin önemli isimleri, Ahmet Kabaklı, Ayhan Songar, Ergün Göze vesaire bu güzel insana, “Fethi Ağabey…” derlerdi. 

Fethi Bey’in bizlere en büyük telkinleri, “iletişimi sevgi-saygı-dostluk çerçevesinde oluşturun!” 

Tebessüm eden bir yüze sahip olmak… Güvenilir ve dürüst olmak… Ve yüksek bir morale sahip olmak…

Fethi Bey, “Önce Selâm, Sonra Kelâm… Önce Refik, Sonra Tarik… Önce Teklif, Sonra Tenkit…” derlerdi. İletişim kültürümüzde muazzam bir çerçeve çizmişlerdi…

Rahmetli İbrahim Kara, Yıllarca Elâzığ Şehrinde, “Ajans Muhabirliği…” yaptılar. Gazete çıkardılar, Dergi çıkardılar, Yerel gazetelerde yazdılar… Rahmetli Kara biz gazeteciler, “Haber Hamalıyız…” derlerdi. Bir haberi, emanet olarak bilir… Emanet üzerinde titrerlerdi. Haberin doğruluğu üzerinde de, ‘ince eleyip sık dokurlardı.’ Rahmetli Kara bizlere, “haberi 5N+1K sistemi üzerinde oturtun derdi.” 5N1K, “ne, kim, nerede, ne zaman, neden, nasıl sorularından oluşur!” Bu soruların ışığında haberin muhtevası oluşurdu!

Necip Fazıl’ın, “Sakarya” şiirinden;

“İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.

Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.”

Hucurat Suresi 6.ncı ayette şöyle buyrulur; “Ey iman edenler! Eğer bir fasık, bir haber getirirse, onu araştırın (doğruluğunu anlayıncaya kadar tahkik edin) Değilse bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz.”

Rahmetli Ahmet Kabaklı, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Şeref Tan bizlere sürekli, ‘haberde bilgi kirliliğine dikkat etmemizi istediler’ Sağduyu çağrısı yaptılar. O çağrıda, ‘insanı yaşatma…’ şuuru yer alıyordu. 

Rahmetli Şeref Tan, “her zaman tevazu sahibi ve haddini bilenlerden…” oldular.

“Yâ Rab, bizi haddini aşanlardan eyleme

Yâ Rab, bizi yolundan şaşanlardan eyleme

Sevgimiz vatan-millet potasında ergisin

Yürekleri kin dolup taşanlardan eyleme!”

Harput ikliminde söylenen bir söz vardır; “Harput/ veya İstanbul Beyefendisi…” 

Hacı Hayri Bey, Av. Fikret Memişoğlu, Ahmet Kabaklı, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Şeref Tan, Şükrü Kacar… Her biri, Elâzığ Şehrinde, “Edebi Gazeteciliğin de mimarlarıdır!” Şehrin tebessüm eden yüzünde, insanlarının mütevazı tavrında, mert, yiğit ve sözünde doğru oluşunda, ‘1860’lardan günümüze doğru akıp gelen Yesevi Irmağında bu güzide insanların emekleri büyüktür’

Şeref TAN köşesinde suların kesildiği her gün dörtlükle durumu hicveder;

“Elazığ, Kerbela’dır sanma akar boşa su

Damlası dudaklara değse gider hoşa su

Fırat Havzasındayız, insanımıza nispet

Olsun diye başını vurur taştan taşa su”

Bu şekilde, “suların akmadığı günlerde…” aynı uyakla dörtlüklerine devam edecektir.

Habere mizahı katmak, nükteyle onu süslemek, hiciv sanatını ustalıkla kullanmak büyük bir maharettir. 

Burada belki farkına varmadan, ‘daha güçlü bir yaptırım gücü ortaya çıkıyordu…’

Şeyhü’l Muharririn Ahmet Kabaklı’nın, Elâzığ’daki sosyal ve kültürel faaliyetlerde şunu görmekteyiz;

“İstanbul ve Ankara’da Basın Lobisini çok sağlıklı bir şekilde kullanmışlardı!” Türk Edebiyatı Vakfı olarak da, başta Elâzığ’da Uluslararası Hazar Şiir Akşamları başta olmak üzere sosyal ve kültürel faaliyetlere büyük destekler veriyorlardı. İstanbul’daki Edebiyat camiasını da, Elâzığ Şehrine yönlendiriyorlardı. 

Aynı anlamlı yaklaşımı, Prof. Dr. Sadık Kemal Hoca’da, Atatürk Kültür Merkezi Başkanı olduğu yıllarda ve sonrasında da, Elâzığ Şehrinde gerçekleştirilen Ulusal/ veya Uluslararası faaliyetlerde gösterdiği fedakârlıklar takdire şayandır… Tural Hoca, “Ben bir Elazığlıyım! Elâzığ Belediye Başkanından almış olduğum hemşerilik beratım var…” cümlesini özene özene kurarlardı.

Bir neslin yetişmesinde, ‘vakıf insan şuurunu kendilerine şiar edinen…’ o dönemin mütefekkirleri tabii olarak çevresini de derinden etkileyeceklerdi. Hadis, “Bir milletin efendisi, onlara hizmet edenlerdir!”

Bir dönem Elâzığ Valiliği yapan Ömer Faruk Koçak bizlere, “sizler bu şehrin hafızasınız. Sizlerin birikiminizden elbette bizler istifade edeceğiz…” 

Şuara Suresi 38.nci ayette şöyle buyrulur, “Onların işleri, aralarında danışma iledir!” Basınımızın ağabeyleri bizlere, ‘istişare kültürü ile sözünüzü güçlendiriniz…’ derlerdi.

Türkiye’nin muhtarı Gemuhluoğlu ağabeyimiz, “insana dost olmak, fikre dost olmak, coğrafyaya dost olmak, tarihe dost olmak, kendi vücuduna dost olmak, komşuya dost olmak gibi kademe kademe, Ama entegre, bir bütün içinde bütün dostluklar söylenmeye mecburdur!”

Prof. Dr. Sadık Kemal Tural Hocaya sıklıkla danışırım… Şunu iyi bilirim, Sadık Hoca; “bir nesil üzerinde titreyen sevda muallimidir!” İdeal bir neslin sevdasıyla yüreği yangına dönen şahsiyetleri yakından tanımak bizlerin elbette ki en büyük kazancı olmuştur. Yazımızda bahsini ettiğimiz ve kendilerine “Basınımızın Ağabeyleri…” dediğimiz bu güzel insanların, “aklı, fikri, zikri dostluk üzerineydi…”

Gazeteci öyle bir hamal ki, “şehrin hafızasını omuzlamıştır. O hafızayla gelecek nesillere/ araştırmacılara kaynak kişi olacağını bilmelidir. Bilgi kirliliği, insana, şehrin geleceğine ihanettir.”

Bir şehirde, şehir kültürünün oluşmasında, “yetişmiş insan çok önemlidir…” Basın dünyamızı birazda abartmadan ifade edelim, “ilim muhitine dönüştürmek…” insanlık görevidir. Elâzığ Şehrinde, abartmadan ifade etmeliyim, “edebi mahfiller oluşmuştur” Gazeteler, Radyolar, Televizyonlar… Başarılı bir ivme takip ediyorlar. Elâzığ şehrinin en büyük şansı nedir? “geçmişten günümüze taşıdığı şehir kültürüdür!” Elâzığ Şehri için kullanılan iki güzel kavram, “Doğudaki Batı…” Basın olarak da, “Doğunun Bab-ı Âli’si” Bunlar sıradan söylenmiş sözler değildir. 

Uluslar Arası Hazar Şiir Akşamları, “Av. Fikret Memişoğlu, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Cenani Dökmeci, Şair Hacı Hayri Bey, Fethi Gemuhluoğlu, Ahmet Kabaklı, Nüzhed Dede, Elmas Yıldırım, Ahmet Yesevi…” anılarına yapılacaktı. Her biri, “Kâlem ve Kelâm Ustası…” bu millete muallimlik/ veya ağabeylik yapan önemli şahsiyetlerdi.

Rahmetli Şeref Tan’ın, “Vasiyet Şiiri…” düşündürücüdür;

“Olacak bayrağımın gölgesinde mezarım

Kalacak elbet baki gök kubbemdeki ezanım

Görmesem, duymasam da hissedeceğim elbet;

Bayrak benim, ezan benim, yattığım yer vatanım”

Bu oyun hiç bitmesin, bu ateş hiç sönmesin

Birlik ruhu tutuşsun bizim, “Çaydaçıra’dan”

Rahmetli Ahmet Kabaklı’nın, “Türk Edebiyatı Vakfındaki Çarşamba Sohbetleri…”

Gün gelecek Ata Ocağında, Harput/ Elâzığ’da; “Manas Şiir ve Musiki Günleri…” olarak devam edecekti… Elâzığ Şehrinin, “Aksaçlılar Meclisi…” Manas Gönül Evi’nde, Kürsübaşı Sohbetlerini sadece Elâzığ Şehrine değil, Türkiye’nin gündemine taşıyacaklardı…

Basınımızın Ağabeylerini selamlamak isterim…

Onlar, bu şehrin, “Sazını, Sözünü, Sohbetin, Oyununu…” bilirlerdi

Onlar, bu şehrin, “Dilini, Kültürünü, Adabını…” bilirlerdi

Ve asıl en güzeli, “bildikleriyle asla cimri olmadılar!”

“Şol gökleri kaldıranın/ Donatarak dolduranın/ “Ol” deyince olduranın/ Doksandokua adı ile”

“Besmele çekerek…” bilgilerini hiçbir şeyden sakınmadan, geleceğe taşımak için, ‘paylaştılar…’ 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —