HAYATIN DÜSTURLARI
Hayat bizler için bir okul…
Yeni bilgiler, yeni tecrübelerle birlikte, “yaşanmışlardan dersler!” çıkarırız.
Harput’ta metfun asrın büyük âlimlerinden İmam Efendi (Osman Bedrettin) şöyle derler;
“Bu beden arzı verimli, mümbittir. Bu mümbit yere akıl, kalp ve ruh hâkim olursa netice güzel olur!” Aklı, kalp ile gönül ile birlikte düşüneceğiz. Vicdanın sesini dinleyeceğiz.
Hz. Mevlana ne derler; “adalet daha kötüye, daha kötü ceza verilmesini emreder.”
Haksızlığın feryadı, iffetsizliğin infilakına karışırken; vahşetin ‘insan kasapları’ yetiştirdiği acımasız kangren ‘cahiliye cinnetini’ gözlerimizin önüne getirmektedir.
Hz. Mevlana, “Beş şeye karşılık, beş şey vardır;
Bir topluluk, ahdini bozdu mu, Allah düşmanlarını onlara musallat eder.
Allah buyruklarından ayrı buyruklarla hükmederse; içlerine yoksulluk yayılır.
Kötülüğü yayarlarsa, içlerine ölüm yayılır.
Zekât vermezlerse, yağmur yağmaz!”
İlla ki, tefekkür diyorum. İki elimizi şakaklarımıza götürerek derin derin düşünelim!
Sevginin/ veya merhametin neresindeyiz!
Erdemli insan olmanın endişesini ne kadar içimizde yaşıyoruz!
Doğrularla bir olma yolunda ne kadar gayret sarf ediyoruz?
Davaların Başarıya Ulaşması İçin;
“Lider ve Kadro… İman ve aksiyon…
Samimiyet ve İhlas… Feragat ve Fedakârlık…
Gaye ve Ufuk… Aşk ve Çile…
İlim, amel ve istikâmet…
Adalet ve Tevazu… Cesaret ve Şecaat…
İtaat ve Teslimiyet…”
Allah Resul’ü (sav) ve onu halkalayan Sahabe Meşrebi!
Günümüze, günümüz insanına ne kadar yansıyor?
Teknolojiyi bu milletin istifadesinde ne kadar kullanabiliyoruz?
Yanlışımız varsa lütfedin söyleyiniz;
Televizyon Yayınlarında belli bir denetim var ama ‘Devlet Felsefesini’ göremiyorum!
Türk ve İslâm Tarihinin kriteri, edebi panoraması, senaryo haline getirilmiş zengin üslubu/ inceliği/ zarafeti/ estetiği ne kadar var?
Anadolu insanının; o asil çehresi, düşündüren mizahı, gönülleri fetheden Alpleri ve Erenleri!
Televizyon denen kutu, teknolojinin en güzel marifeti; sizler isterseniz, bu kutuyu insanınıza “Cellat” yapar, isterseniz “âlem” yaparsınız
“Din nasihattir sözü” ne kadar zarif ve nezih değil mi?
Bu memleket insanının nasihate, telkine, teneffüse, “emri bi’l ma’ruf’a” ihtiyacı var
Töresini bilmeyen bir neslin akıbeti asıl bizleri düşündürür.
Biraz da ülkemizin fotoğrafına bakalım! Nasıl bir fotoğrafa sahibiz?
“Hun İmparatorluğunu Yıkmak için Çin’in Yıkım Projesi!”
Bu projenin sahibi Chla ne diyorlar;
“Gözlerini yozlaştırmak için süslü elbiseler ve arabalar,
Ağızlarının tadını yozlaştırmak için hoş yiyecekler,
Kulaklarını yozlaştırmak için Müzik ve Kadın,
Midelerini yozlaştırmak için Büyük Binalar ve Köleler Vermek,
Teslim olmaya gelenlerin zihinlerini yozlaştırmak için,
Onları Kabul Törenleri ile ağırlamak!”
Sözün özü nedir, “kendimiz olalım!” Özümüze, sözümüze, kendi dünyamıza dönelim.
Bir başkasını taklit, gün gelir uşaklığı beraberinde getirir.
Cumhuriyet…
Öyle güzel ve mükemmel ki, yeter ki cumhurun belirteceğimiz 9 görüşü eksiksiz şekilde uygulansın!
Hâkimiyet milletindir, Emanet prensibi, Ehliyet prensibi, Seçim, Şura Meclisi, İdarecilerin mesuliyeti, Hürriyet, Adalet ve Eşitlik…
Bütün bu saydıklarımız birer birer tefsir edilirse, “Nizam Fikri” ortaya çıkmış olur.
Kur’an bizlere yeterince ışık tutuyor. Yolumuzu aydınlatıyor;
İdare makamında olanlara; “Adaletle hükmediniz, Allah adilleri sever (Hucurat, 9)
İlahi ikâzı yapılırken, idare edilenlere; “Ey iman edenler! Allah’a ve Resul’üne ve sizden olan Ulü’l- Emre itaat ediniz” düsturu yer alır.
Mükemmel bir uzlaşma, İslâm’ın getirdiği kıvamda yoğrulma ve hayatı bütün zerresiyle hoşgörü ve tevazu kanatları altında sistemleştirme…
Bir dörtlüğümüzde şöyle diyoruz;
“Para denen meret, ipsizi bey eder
Şatafatı seyret, soysuza kul eder
Alımlı çalımlı yürüyen biçare;
Şu dünya lanet (?) gözleri kör eder!”
Bizlerin asıl korkusu da nedir, ‘göz körlüğüdür’
Hayat Dersi bizlere; “gözünü, gönlünü, ufkunu, basiretini aç!” der.