NAZAR HAKKINDA!
Bedrettin KELETİMUR
Nazar sözlükte, “Göz atma, bakma, bakış” anlamlarına geldiği gibi, “Göz değmesi; bakıştaki çarpıcı ve öldürücü güç.” olarak tarifini bulur.
İlim sahipleri, “İnsana, hayvana ve hatta cansıza da nazar değer. Nazar hastalık yapar, hatta öldürür.
Kadınlara ve çocuklara daha çok tesir eder.” şeklinde görüş belirtmişlerdir.
Nereden geldi, bu konu diyeceksiniz?
Kur’an da, kıssaların en güzeli Hz. Yusuf kıssasını okurken, Hz. Yakup(as) çocuklarına vasiyeti şüphesiz ahir zamana kadar sürecek bir vasiyetin ta kendisiydi.
Hz. Yakup evlatlarına şöyle diyordu; “Sonra dedi ki, ‘Ey oğullarım! (Mısır’a) tek bir kapıdan girmeyin; ayrı ayrı kapılardan girin ki, nazar değmesin! Bununla beraber Allah’dan (gelecek) hiçbir şeyi sizden def edemem. Hüküm ancak Allah’ındır. O’na tevekkül ettim.
Tevekkül edenler de ancak O’na güvenip dayansın” (Yusuf, 67)
*** ***
Bir emir, “gözlerinizi kötü nazar etmekten koruyun!”
Nasıl koruyacak ve de nasıl korunacağız?
Hadis, "Birbirinize buğuz etmeyin, Birbirinize haset etmeyin, Birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir Müslüman’a, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz."
İnancımız buyuruyor, “Haset ve öfke ateştedir” diye.
Haset rüzgârlarının estiği bir toplumda, “ateşin ormanı yaktığı gibi” o kıvılcımlar, Üzerimize öyle belalarla sıçrar ki, tarifi imkânsız zararlar meydana getirir...
O sebepledir ki, inancımız toplumda kötü çığır açanları kınıyor.
İçimizde, “hayra dua eder gibi şerre dua edenler yok mu?”
Gaflet salıncağında sizleri sallandırıp dururlar.
Allah’ın Resulü(as) buyuruyorlar; "Haset (çekememezlik) hayırları yer bitirir, tıpkı ateşin odunu yeyip tükettiği gibi. Sadaka hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürmesi gibi. Namaz, mü'minin nûrudur. Oruç ateşe karşı perdedir."
İnsanlar arasındaki ihtilafın kaynağında, ‘haset’ vardır. Birbirini çekememezlik vardır.
Fakirliğin, hakirliğin, ataletin taktığı gözlük, ‘çekememezlik’ Nefret derecesine varan bir halet-i ruhiye...
Büyük zatlar ne diyorlar, “toprak gibi mütevazı, güneş gibi adil ol. Kabahatleri örtmede gece gibi ol”
Aşırılıklar, kendi içerisinde tutarsızlıkları ve de, ‘afetleri’ beraberinde getirir.
Gerektiğinde susacak, gerektiğinde sabır yolunu seçecek ve gerektiğinde, ‘öfkemizi yutacağız’
“Her hayır bir sadakadır” buyruluyor. Kötülüğe karşı, ‘iyilik yapma’ er kişinin karıdır...
Affedici bir yürekle, ‘belaları def etme’ zorun da zorudur.
Her zaman için aşılmaz hedeflere talip olmalıyız. "Kem gözle nazar eden kimsenin hain bakışı, karşısındaki şahsa zarar verir."
Toplumda, sosyal kirlenmeden söz ederken bizleri en fazla ürküten de, İnsanımız arasındaki sevgi ve merhamet bağlarının kopmasıdır.
Maalesef, sevginin olmadığı yerde, ‘elem’ vardır. Merhametin olmadığı yerde, ‘rahatsızlıklar’ büyür!
Nefret, intikam çanağı içerisinde yüzmektedir. Husumet, tıpkı kendi sarayını yakan bir ateş gibidir,
Kendisine zarar verdiği gibi çevresine de zarar verir!
Burada bir realite karşımıza çıkıyor, “göz değmesi, şiddetli düşmanlığın bir eseridir!”
Hadis; "Göz değmesi hak ve gerçektir. Eğer kaderin önüne geçen bir şey olsaydı, nazar, onun önüne geçerdi." Aman Allah’ım!
Hadis; "Allah (CC.)'ın kaza ve kaderinden sonra benim ümmetimden ölenlerin çoğu göz değmesindendir." düşünebiliyor musunuz?
İnsan idrakinin durduğu, saat zembereğinin boşaldığı an!
Nazardan korunmak için, ‘birbirimize hayır duada bulunacağız’
Asla ve kat’a, birbirimizi seveceğiz! Birbirimize karşı, ‘hüsn-ü zan besleyeceğiz’
“Yetmiş iki millete aynı gözle bakmak”
Yunus diliyledir belki! Ahmet Yesevi’nin, ‘hikmet dağarcığındadır’ belki...
Mevlana’nın, “yüz bin kere tövbeni bozsan” diyor...
Sabır ve şükür, her ikisi başlı başına sükûtun gönül penceresinde açtığı aydınlıktır.
Nazardan korumak, ‘kendimizi ve evradımızı dile ve göze gelecek bir şekilde övünmeden’ kaçınmadır. Gayet sade, gayet sakin, gayet kendi halinde, mütevazı bir hayata talip olmaktır.
Çok defa, ‘şak şakların’ alçaltıcı uğultularını görür gibi oluruz.
Gerektiğinde, kendimizden ve gölgemizden bile sakınacağız...
Allah’ım, bizlere taşıyamayacağımız bir yükü taşıtma.
Bizleri, helake götürecek sebeplerle imtihan etme.
Bizleri kinden, nefretten, öfkeden, hasetten, fesattan, fitneden ve her türlü beladan koru. Amin.
KALPLERİ DAĞINIKTIR!
Bütün dünyanın gündeminde, “Gazze…” yer alıyor.
Gazze’den başlayarak, Ortadoğu’yu ateşin içerisine sürükleyen, ABD-İsrail ittifakının, İran’a açtığı savaş...
1948 tarihinde, İsrail Devletinin kurulmasından sonra, Filistin topraklarının ve özellikle de, “Gazze’nin kaderi…” değişmeye başladı.
Coğrafyanın tek kelimeyle ifade edersek, “Ateş topu…” haline gelmesine sebep oldu
Sıklıkla ifade edilir, “Gazze Şeridi…” Akdeniz kıyısında bir sahil şeridi...
Burası, Filistin Özerk Yönetiminin kontrolündedir.
Bu şeridin uzunluğu, 41 km, genişliği ise 6 ile 12 km arasında değişir.
360 km2’lik bu stratejik öneme haiz coğrafyada, “Bir milyon 500 bin insan yaşamaktadır!”
Gazze şeridinde, ‘ulaşım kontrolü…’ İsrail’in elindedir. Şu anda, kanlı bir işgalin sancıları altındadır.
Gazze Şeridinin, İsrail ile 51, Mısır ile 11 km uzunluğunda kara sınırı bulunuyor.
Mısır, Gazze’nin tabir yerinde ise, ‘nefes borusu…’ hükmündedir.
Sınırlı da olsa, o yardım yolu; Mısır’da ki, ‘yönetim değişikliği…’ ile kesildi.
Gazze, bütün doğal güzelliklerine rağmen; Cezaevi’nden de öte, “açık işkence evi!”
İsrail, mutat bir alışkanlık haline getirdiği, saldırılarına, “oruç ayında…” devam etti. Bu ay içerisinde,
İran’ı da ateş hattının içerisine çektiler...
Bu coğrafyada, savunmasız insanlar, bütün dünyanın gözü önünde katlediliyor.
Filistin, 15 Kasım 1988 tarihinde, Bağımsızlığını ilan eden bir ülke…
29 Kasım 2012 tarihinde, BM’de, gözlemci ‘devlet statüsüne’ yükselen bir ülke…
İsrail’in ‘orantısız güç kullanımıyla…’ artık, ‘Bağımsız bir ülkeden söz edemeyiz’
Kur’an bizlere Yahudileri anlatıyor; Gerçekte onlar, ‘korkaklar…’
Kendi gölgelerinden bile, ‘ürkerler…’ Onlar kendi içlerinde, ‘ittifak halinde de…’ değillerdir...
Ayet, (O Yahudiler) toplu olarak sizinle savaşamazlar; Ancak muhafaza altına alınmış şehirlerde veya duvarların arkasından (korka korka harp ederler) Kendi aralarındaki savaşları şiddetlidir.
(Sen) Onları toplu sanırsın; hâlbuki kalpleri dağınıktır. Bu şüphesiz onların (haklarında neyin hayırlı olduğuna) Akıl erdirmeyen bir topluluk olmaları yüzündendir.”(Haşir, 14)
Günümüzde, 21. Asırda ittifak halinde olmayan maalesef, İslam âlemidir...
İsrail’in aleni saldırıları karşısında, İslam âleminden hiçbir yaptırım gelmemiştir.
Ne suyu kesilmiş, ne petrolü ve ne de, ‘ticari alış verişler…’
Kur’an onların misalini, “şeytanın haline” benzetiyor; “(Onların misali:) şeytanın hali gibidir ki, hani insana: “inkâr et!” demişti. Artık insan inkâr edince de; “Doğrusu ben senden uzağım: çünkü ben âlemlerin Rabbi olan, Allah’ın (azabından) korkarım” demişti. (Haşir, 16)
Kur’an bizlere ikaz ederek sesleniyor; “Ey iman edenler! Benim de düşmanım sizin de düşmanınız olanları (kendinize) dostlar edinmeyin” (Mümtehine, 1)
“Ey iman edenler! Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir kavmi (Yahudileri) dost edinmeyin” (Mümtehine, 13)
Gün, ‘ittifak... ’ günüdür... “Sözün bittiği…” yerdeyiz!
İsrail’in zulmüne karşı, siyasi ve iktisadi yaptırımların gelmesi elzemdir.
Bir mütefekkirimiz ne diyorlar; “Düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur. Kandırıcı olursa daha fena olur. Aldatıcı olursa fesatı daha şiddetli olur. Dâhili olursa zararı daha azim olur. Çünkü dâhili düşman kuvveti dağıtır, cesareti azaltır. Harici düşman ise bilakis asabiyeti şiddetlendirir, dayanıklılığı artırır. Nifakın ( münafıklığın) cinayeti İslâm üzerinde çok büyüktür. Âlemi İslâm'ı zelzeleye maruz bırakan nifaktır. (İşaretü icaz 76)
İsrail, Ortadoğu’da, yangını büyültmek/ veya altından çıkılmaz vahim bir konuma taşınmasını istiyor Onun, sulh ile istikrar ile ilgi ve alakası yok... ABD’yi arkasına alarak tam bir yıkım politikası takip ediyor. Dünyayı krize taşıyabilecek vahim bir gidişatın içerisindeyiz. Şurası da bir gerçek ki, bütün Ortadoğu’nun, Gönül Coğrafyamızın gözleri, Türkiye’de... Türkiye, güçlü olmalıdır... Türkiye, istikrarın odağında geleceği inşa yolunda güçlü adımlar atmalıdır