Bedrettin KELEŞTEMUR

Tarih: 07.03.2024 20:08

RAMAZAN’A MERHABA DİYECEĞİZ

Facebook Twitter Linked-in

RAMAZAN’A MERHABA DİYECEĞİZ

Bedrettin KELEŞTİMUR

11 Mart 2024 Pazartesi günü inşallah ilk orucumuzu tutacağız… 10 Mart Pazar gecesini, Pazartesine bağlayan gece ilk sahura kalkacağız… “İmsaktan İftara içerisinde hayırlarla dolu kutlu bir yolculuk…” 09 Nisan Salı gününe kadar devam edecek! Ramazan günlerinin, o kutsi havasına hediye ettiğimiz, “Merhaba” şiirimizde şöyle demekteyiz;

“Reyhan kokulu günlere merhaba

Sabrı yudum yudum içmeye geldim

Gül desenli yüzlere merhaba

Kadir kıymet bilen dostlara geldim

Merhaba Şehr-i Ramazan merhaba

Sukutla hasatı biçmeye geldim

Dualarla yıkanan fecre merhaba

İplikten iğneye geçmeye geldim

Bir yürek olmuş saflara merhaba

Sabırla namazı edaya geldim

Teravih, sahur günleri merhaba

O kutlu çağrıya, sedaya geldim

Tekbirler aşkına, canlar merhaba

Canlar için şu nefsi fedaya geldim”

On bir ayın Sultanı Ramazan’a, ‘merhaba’ diyeceğiz. 

 “Ramazanla bütünleşen…” bir millet olduğumuzu söylemek isterim! 780 bin km2 Vatan coğrafyasını bir baştan öte başa geziniz… Elazığ’dan Ankara’ya, Diyarbakır’dan Edirne’ye, Muş’tan Bursa’ya, Sivas’tan İstanbul’a… Bizleri birleştiren, ‘ortak bir dilimiz…’ var! O dile bizler, ‘gönül dili’ diyoruz. “güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır. Hayatı güzelleştiren, izzet ve ikram sahibi olur!” 

 

Harput’ta, Pisa Kulesi’nden daha eğik minaresiyle, secdeye kapanmış bir haldeki, ‘ardıç ağacıyla’ Harput’ta, “Ulu Cami’de…” tarihi doyasıya tefekkür edeceğiz, inşallah. Harput Ulu Cami, Artuklu Hükümdarı Fahrettin Karaaslan’dan bizlere hatıra… “9 asra ulaşan bir tarih…”

Bu nedir? Bir büyük zenginliğin alametidir! Kim bilir, ‘kimler gelip geçti…’ Ulu Cami’de, o saflardan! “Sadıklar, Sıddıklar, Âlimler, Gaziler, Erenler…” O ihtişamlı günleri, Ulu Camide yaşamak adına, insana farklı bir haz veriyor. O mabedi, asırlarca dolduran salâvatlar, 2024 yılının Ramazan ayında, ‘gök kubbeye tekrar yükselecek…’ Ramazan ayı boyunca; Teravihler, indirilen hatimler, dualar, yakarışlarla, iyiliklerle giderek arınacağız. 

Ramazan, Anadolu’nun bütün şehirlerinde, kentlerinde olduğu gibi yaşadığımız şu kutlu şehirde de, “müminin bayramı” olarak bilinir!

Ramazan ayının o tatlı, insana tebessüm eden heyecanı, bir hafta evvelinden başladı hanelerimizi, “gül sularıyla temizleme azmi…” Harput, ‘mutfağıyla’ bilinir… Ramazan Ayı ile birlikte hanelerimizde, ‘mutfak telaşı…’ görülmeye/ veya yaşanmaya değer. 

Bizler için artık, Çarşı-Pazar ile mutfak arası, ‘suyolu olmuştur…’ Elazığ’ın meşhur, ‘badem şekeri’ Halkımız arasında, bir şifa olarak değerlendirilen, ‘hurma’ Harput’a has, ‘tatlılar’ ‘çörekler’ ‘börekler’ ‘gömmeler’ artık sofralarımızın baş tacıdır.

Harput’ta çocuklar için “adam ufağı” denir. Her Elazığlı/ Harputlu için en güzel ramazan hatırası; “Çocukluk yıllarından kalan…” hatıralardır.

Ecdattan günümüze süzülerek gelen bir mütevazı gelenektir; Çocuklar, ramazan boyu sürekli ‘teşvik’ edilir, ‘onurlandırılır’ ‘sırtları sıvazlanır’ Anne ve babalar ve özellikle de nineler; Oruçlu çocukları, ‘sırtlarına taşırlar…’ Çocukların ceplerine, “şekerler” “keselerine paralar” konur! Çocuğu yücelten, ‘masallar’ ‘hikâyeler’ anlatılır! Büyük-küçük demeden, ‘oyunlar’ oynanılır…

Elazığ’da, geçmiş yılların ‘onurlu geleneği’ Eğitim yapan öğrencilerin Veya asker ocağındaki evlatlarımızın, evlere, “iftar sofraların” davetidir. Hz. İbrahim geleneği devam eder; “Misafir, sofraya bereketiyle gelir”

Ve ‘mutfakta pişen aşın’ komşu hakkı verilir! Aileler içerisinde ki, ‘iftar yemekleri…’ O bereketli sofralar, ‘sosyal kültürün’ getirdiği birlikteliktir. O birliktelikler, ‘gönüllü kuruluşlarla’ bir şehre yayılır!

Bu milleti ayakta tutan da; “paylaşma” ve “yardımlaşma” kültürü değil mi? O hazzı bir Ramazan boyu birlikte yaşarız.

Ramazan Ayı, ‘geceleri’ ile bilinir… Camiler, 7’den 70’e; Kadın-Erkek, Genç-Yaşlı- Çoluk çocuk ve Çocuklarla dolar taşar! Teravih Namazlarının heyecanı bir başkadır! O heyecan, ‘camilerin dağılmasıyla’ devam edecektir. Çocukların mahalle içindeki oyunları, “sahura kadar” bir, ‘kutlu bir havada’ devam eder. Ve ‘davulcunun’ gelmesiyle asıl curcuna kopar!

Her tokmağa vurduğunda davulcu başlar söylemeye;

“Besmeleyle çıktım yola

Selam verdim sağa sola

A benim ağalarım

Ramazanınız mübarek ola”

 

Ve davulcunun talebi vardır;

“Yeni cami direk ister

Bunu söylemeye yürek ister

Benim karnım toktur ama

Arkadaşım börek ister”

Çocuklar, ‘davulcunun talebini’ yerine getirmek için evlere koşarlar!

Sonrasında, mahallenin çocukları-gençleri hep birlikte, ezgilerle, türkülerle birlikte “Halay çekerler…” Sözün özüne gelirsek; bizim, asırlar boyu ecdat hatırası olarak yâd ettiğimiz, çok güzel ‘örflerimiz-geleneklerimiz’ var. Bütün bunlar, ‘sosyal hayatımızı güçlendiren’ bizleri daha sağlam temeller üzerinde, “Bir araya getiren” güzelliklerimizdir… Ramazan ayına, bütün iyiliklere, erdemliklere merhaba diyoruz. Sağlık, esenlik ve huzur dolu “Ramazanlı/ veya Oruçlu Günler!”

Ramazan ayı için bizler, “Rahmet ve Bereket Ayı” diyoruz! Ramazan ayı için bizler, “Barış, Güven ve Huzur Ayı” diyoruz! Ramazan ayı için bizler, “Kur’an ve Tefekkür Ayı” diyoruz! Ramazan ayı için bizler, “Hayır, Hasenat ve İyilikler Ayı” diyoruz!

Sıla-i Rahim… Bu ayın marifeti! “…Allah’tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının,

Şüphesiz ki Allah sizin üzerinize tam bir gözeticidir” (Nisa, 1)

Şu sohbeti sizlerle en içten duygularla yaparken, İçimdeki muhabbetin, vücudumun her zerresini titrettiğini yaşıyorum! Anadolu’daki, “manevi cereyana” hayranım!

Ne derler efendim? Şu yer küresinde günümüzde de, “İslam’ı en güzel yaşayan” Anadolu insanı!

“Aşk ve Sevgi…” bir illet sanki! “Tevazu” canları bir, “değirmen gibi… Öğütüyor! “Tebessüm…” gönüllerden yüzlere yansıyor!

Yahya Kemal Beyatlı bu kutlu değişimi şöyle anlatır;

“Top gürleyip oruç bozulan lahzadan beri

Bir nurlu neş’e kapladı kerpiçten evleri

Yarab nasıl ferahlı bu âlem, nasıl temiz!”

Oruç hakkında Allah buyuruyor; “Oruç benim içindir. Onun mükâfatını ben vereceğim,

Oruçlu yiyecek ve içeceğini benim için bıraktı” O halde, Oruç için bizler; “içinde riya olmayan ibadet…” olarak tanımlarız. Bu ibadette sadece, Allah Rızası; O rızayı arayış vardır!

Ramazanlı/ Oruçlu günlerinizde 24 saati şöyle bir tefekkür ediniz… İftar Vaktinin… Aile içerisindeki coşkusu! Anne-Baba ve Çocukların o heyecanlı birlikteliği… Dualarla açılan iftar sofrası... O anda, “Muhammedi” bir lisan vardır! Huzur veren bir edep sofrasındasınız… Sabrı, yudum yudum içmektesiniz… Dillerde, ‘selam ve selamet’ Dillerde, ‘zayıfa, ihtiyaç sahibine uzanan yürekler…’

Dillerde, ‘en yakınınızdakiler’ onların ihtiyaçları konuşulur! Her evden, her yuvadan dış dünyaya; “pozitif bir enerji” yayılır! Biz bunu, ‘rahmet rüzgârları’ olarak da isimlendiririz.

Geçmiş yıllara şöyle bir bakalım; Valiliğimizin, “şehit aileleri ile birlikte iftar sofrasına oturmaları…”

Ve özellikle de yaşlılarımızı ziyaretleri...’ farklı bir anlam kazanır. Belediyenin kurmuş olduğu, ‘ramazan çadırları…’ Buradaki aş ikramlarını, her gün bir farklı zenginimizin üstlenmeleri… Bu ay içerisinde, varlıklı insanlarımız tarafından, ‘ramazan paketlerinin hazırlanması…’ Zekâtlar, fitreler, sadakalarla, ‘ihtiyaç sahiplerinin sevindirilmesi…’ Toplum içerisinde sürekli iyiliklerin, güzelliklerin, hayır ve hasenatın konuşulması… Üniversitemizdeki birçok öğretim üyelerinin dışarıdan gelen öğrencileri iftar yemeğine almaları… İhtiyaçlarını karşılamaları… Dikkatleri çeken bir önemli hususta, ramazan ayı boyunca, ‘adli vakaların önemli ölçüde düşüşüdür’ 

Ramazan ayı her bakımdan insanımızın vuslat ayıdır. ‘kendi yaradılış kimliğine dönüşüdür’


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —