SABRI TAVSİYE EDERİM!
Bedrettin KELEŞTİMUR
Zorlukta, darda, sıkıntıda bizlerin insanımıza tavsiye edebileceği en önemli reçete, ‘sabır…’ göstermeleridir…
Sabrı, ifrat ve tefrik gibi iki beladan uzak duruşun çaresi olarak da düşünebiliriz…
Yeri ve zamanı geldiğinde, ‘belaya selam durma’ gibi bir tahammül dersini de insana öğretirmiş!
Hayatın ilacı, sabır diyoruz… Ve devam ediyoruz;
Sabır, kötülüklere karşı kalkanmış!
Sabır, ‘takvadır’
Sabır, tevekkül ve teslimiyettir!
Sabır, metanettir!
Sabır, nefsi ıslahtır!
Sabır, selamettir!
Sabır, tevazudur!
Sabır, şiddetten şiddetle kaçınmaktır!
Sabır, hiddetten ve öfkeden kendini alıkoymaktır!
Sabır, kalbi huzurdur!
Sabır, gözyaşıdır!
Sabır, hayatı bütün veçhesiyle okumaktır.
Hz. Mevlana. “Sabır, kurtuluşun anahtarıdır” diyorlar.
Sadi ise, “Sabır acıdır, ama tatlı meyvesi vardır”
Hz. Cabir ise, “Hayâ ziynettir. Takva ’da keremdir. En hayırlı binek de sabırdır.
İptila halinde insanın musibetinin bertaraf olmasını Allah’tan beklemek ibadettir.”
Sabır, öyle bir an geliyor ki, Müslüman’ın zırhı oluyor;
“Ey iman edenler! Sabredin! Sabırda (düşmanlarınıza) üstün gelin!
(Her an cihatta) hazırlıklı olun ve Allah’dan sakının! Umulur ki, kurtuluşa erersiniz.” (Ali İmran, 200)
Hayatı dedikodu panayırı haline mi getireceğiz!
Bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek bu coğrafyada birbirimizi insafsızca, merhametsizce, acımasızca kırıp dökecek miyiz?
Sürekli gerilim politikalarıyla insanımız arasında siyasi kini, öfkeyi, husumeti dalgalandıracak mıyız?
Ayet, “Allah’a ve Resulüne itaat edin; birbirinizle çekişmeyin;
Sonra içinize korku düşer de (size heybet veren) rüzgârınız (kuvvetiniz) gider;
O halde sabredin! Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir” (Enfal, 46)
Arif Nihat Asya’nın her zaman hafızamızda gayet canlı ve duru tuttuğumuz bir sözü vardır,
“Bize güç ver… Cihat meydanını
Pehlivansız bırakma Allah’ım!
Bizi sen sevgisiz, susuz ve havasız
Ve vatansız bırakma Allah’ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu
Müslümansız bırakma Allah’ım!”
Dostluk diye bir kavram vardır…
O kavramı, hayatımızın bir parçası haline getirebiliyor muyuz?
Fethi Gemuhluoğlu derler ki, “İnsana dost olmak, fikre dost olmak,
Coğrafyaya dost olmak, Tarihe dost olmak, kendi vücuduna dost olmak,
Komşuya dost olmak gibi kademe kademe,
ama entegre, bir bütün içinde bütün dostluklar söylenmeye mecburdur.”
Buyurun sizlere, bu milletin asli olan kendi vakarlı yürüyüşünün abidevi panosuna!
Bir ülkenin elbette ki, bir binanın dört temel taşı gibi,
Milli ordusu, İstihdam ordusu, Bilim ordusu ve İrfan ordusu kendi çatısını birlikte inşa edeceklerdir.
Bizim devlet geleneğimizde var olan ve olmaya devam edecek temel dayanaklar arasında;
İnancı, güçlü devlet anlayışını, adaleti ve eşitliği, emniyeti, üretimi ve bizlerle birlikte yaşayacak ideal ve umutları birlikte zikredeceğiz…
Ve bütün bu prensipler için de, dört elle kendi değerlerimize sarılmasını bileceğiz!
GARİP KAVRAMI ÜZERİNE
Bugünkü yazımızda, ‘garip kavramı’ üzerinde duracağız!
Garip kimdir/ kimlerdir?
Garibin sözlük anlamı; “Kimsesiz, zavallı, dokunaklı, hüzün veren, yabancı, gurbette yaşayan, yabancı, tuhaf vesaire”
Bizim Yunus’un gariplerle ilgili güzel bir şiiri var;
“Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin”
Hadis, “Şüphesiz İslam garip başladı, tekrar başladığı gibi garip haline dönecektir. Gariplere müjdeler olsun.”
Garipler kimdir sorusuna Allah Resulü şöyle cevap veriyorlar;
“(Sünnete sarılma yolunda) kabilelerinden ayrılanlardır.”
İslam’ın ilk yıllarına şöyle bir bakınız; Allah Resulü en büyük eziyeti kimlerden göreceklerdi?
“Kendi kavminden, Kureyş’den…”
Ve kendi doğdukları vatanlarından, ‘hicret…’ edeceklerdi!
Ne kadar zor,
Ne kadar acı!
Bir hadiste nu buyruluyor;
“Garip, gurbette, Allah yolundaki mücahit gibidir. Gariplere ikram ediniz. Çünkü kıyamette onların şefaat hakkı vardır. Umulur ki onların şefaati sebebi ile kurtulursunuz”
İlim tahsili için gurbete çıkanlar!
Vatan savunması (askerlik) için gurbete çıkanlar!
Rızık için gurbete çıkanlar!
Doğu Türkistan, Balkanlar, Karabağ, Kırım, Kerkük, Suriye vesaire,
Tarih boyunca ülkeleri işgale uğrayanların durumları/ göçleri!
Bütün bunlar, ‘içimizdeki garipler…’
Gariplerle ilgili Hadisler;
“Garip iken ölen şehittir”
“Garibe yardım eden cenneti hak eder.”
“Müminin doğduğu yerin dışında, garip olarak ölmesi nimettir.”
“Gariplerin dost ve yardımcısı Allah ve Resulüdür”
“Garipler, çoğunlukta az olan Salihlerdir. Bunları sevmeyen sevenden çoktur”
“Mümin dünyada gariptir”
Bir şiir var, sürekli söyleriz;
“Ben gurbette değilim, gurbet benim içimde”
Gurbet öyle ki, ‘gariplere vatandır…’
Gurbeti bizler, ‘emanet yurdu…’ olarak da tarif edebiliriz!
Garipler konusunda bir hadis içimizi ürpertir;
Kuran da, hicret ile ilgili 17 ayet geçiyor!
Bütün Peygamberler, ‘hicret…’ etmişlerdir!
Ayet, “Rableri onlara şu karşılığı verdi; “Ben erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler… Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükâfat Allah katındadır.” (Ali İmran, 195)
Sahabeler, bizlere en güzel misallerdir!
Anadolu’yu gezdiniz mi?
Mekke, Medine ve Şamdan sonra en fazla Sahabe makamı,
Anadolu’dadır!
Allah Resulü, ‘Veda Hutbesinde’ buyuruyorlar;
“Size iki emanet bırakıyorum, birisi Allah’ın kitabı, diğeri ehl-i beytimdir.”
Ehl-Beyt Makamları ve Anadolu üzerinde çalışılmalıdır!
Anadolu’nun, ‘manevi zırhını…’ bu bağlamda iyi okumalıyız!
Garipler Kavramı! Ruhumuzu irşat eden soylu bir kavram…