“SADECE KUR’AN YETER” SÖYLEMİ DOĞRU MU? (2)
Hz. Peygamber’in hayatı tamamiyle Kur’an’a uygun bir yaşantıydı. Nitekim Enes b. Mâlik’in amcasının oğlu Sa’d b. Hişâm Medine’ye geldiğinde, Hz. Âişe’den kendisine Resûlullah’ın ahlâkını anlatmasını istemişti. Âişe, “Sen Kur’an okuyorsun değil mi?” diye sorunca Sa’d, “Evet.” cevabını verdi. Bunun üzerine müminlerin annesi, “İşte Hz. Peybamber’in ahlâkı Kur’an idi.” dedi. (Müslim, Müsâfirîn, 139) O, Kur’an’ı hayatında tam olarak yaşayarak somut bir şekilde anlatmış, Kur’an’ın ilk yorumunu da hayatı ile yapmıştı.
Hz. Peygamber, bir yandan “Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, duyur!” (Mâide, 5/67.) emri uyarınca ashâbına Kur’an’ı bildiyor, diğer yandan da “İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.” (Nahl, 16/44.) âyeti gereğince Allah’ın Kitabı’nı açıklayarak zihinlerdeki soru işaretlerini yok ediyordu. Nitekim O, insanlığı aydınlatmakla görevliydi: “Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzâb, 33/45-46.)
Hz. Peygamber, yeri geldikçe mânâsı kapalı pek çok kelime ve âyeti açıklıyor, yeri geldikçe de Kur’an’da detaya girilmeden genel olarak işaret edilmekle yetinilmiş birçok konuda ayrıntılı açıklamalar yapıyordu. Söz gelimi Kur’an’da namaz kılmak emredilmiş olmasına rağmen namazın nasıl kılınacağına değinilmemiş, buna karşın Peygamber Efendimiz, “Namazı benden gördüğünüz gibi kılın.” (Buhârî, Ezân, 18.) buyurarak namazın kılınış şeklini ve vakitlerini ashâbına uygulamalı olarak öğretmişti. Aynı şekilde hac konusunda da, “Hac ibadetinin gereklerini benden öğrenin.” (Müslim, Hac, 310.) buyurarak haccın menasikini de yaşayarak öğretmişti. Bu ve benzer birçok ibadetin uygulanışı sünnetten öğrenilmekteydi. Nitekim Hayber’in fethi esnasında İslâm’la şereflenen İmrân b. Husayn mescitte oturduğu bir esnada, şefaat ile ilgili konuşurlarken adamın biri, “Ey Ebû Nüceyd! Bize Kur’an’da bulunmayan konulardan bahsediyorsunuz!” diyerek onun Kur’an’dan değil de Hz. Peygamber’in sünnetinden bahsetmesinden rahatsız olmuştu. Bunun üzerine İmrân öfkelenerek:
- Sen Kur’an’ı okuyorsun (değil mi?)
- Evet.
- Akşam namazının üç, yatsı namazının dört, sabah namazının iki, öğle namazının dört, ikindi namazının dört rekât olduğunu Kur’an’da bulabiliyor musun?”
- Hayır.
- Bu hususları nereden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Biz de bunları Resûlullah’tan (sav) öğrendik.
- Her kırk dirhem için bir dirhem; şu kadar sürüsü olanın şu kadar koyun; şu kadar devesi olanın şu kadar deve zekât vereceğine dair Kur’an’da bir hüküm bulabiliyor musun?
- Hayır.
- Bu hususları nereden öğrendiniz? Biz onları Resûlullah’tan (sav) öğrendik. Siz de bizden. Yine Kur’an’da “Beyt-i Atîk’i (Kabe’yi) tavaf etsinler." (Hac, 22/29) buyruluyor. Tavafın yedi (şavt) olduğunu, Makâm-ı İbrâhîm arkasında iki rekât namaz kılınacağını Kur’an’da bulabiliyor musunuz? Bu hususları kimden öğreniyorsunuz? Bizden öğrenmiyor musunuz? Biz bunları da Allah’ın Peygamberinden (sav) öğrendik.” dedi. Aralarındaki konuşma bu minval üzere devam ettikten sonra adam, “Beni ihya ettin, Allah da seni ihya etsin!” diyerek İmrân b. Husayn’ın haklı olduğunu kabul etti. (Taberânî, el-Mu’cemu’l-kebîr, XVIII, 219; Hâkim, Müstedrek, I, 159 (1/110).)
Yine Abdullah b. Ömer, kendisine, “Biz Kur’an’da korku namazını ve hazar namazını (barış ve güven zamanında meskûn olduğun yerde kılınan namazı) bulduğumuz hâlde, (neden) sefer namazını bulamıyoruz?” diye sorulduğunda, “Biz bir şey bilmezken, Allah bize Muhammed"i gönderdi ve biz de onun ne yaptığını görmüşsek, öyle yapıyoruz.” cevabını vermişti. (Muvatta’, Kasru’s-salât, 2)
“Onlar, yanlarındaki Tevrat"ta ve İncil"de yazılı buldukları Resûl’e, o ümmî peygambere uyan kimselerdir. O (okur yazar olmayan Peygamber), onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar.” (A’râf, 7/157.) âyeti, Peygamber Efendimiz’in Kur’an’ı tefsir etmenin yanında onda yer almayan bazı konularda hüküm koyma yetkisinin olduğunu beyan etmekteydi. Nitekim Peygamber (sav), Hayber günü ashâbına bir takım yasaklar getirmiş, ardından da “Sizden biriniz köşesine yaslanarak (cahilce) Allah’ın şu Kur’an’da yasakladığı şeylerden başka hiçbir şeyi yasaklamadığını mı zannediyor? Şunu iyi bilin ki: Vallahi ben (hem) öğüt verdim, (hem bazı şeyleri) emrettim, (hem de bazı şeyleri) yasakladım. (Benim emrettiğim ve yasakladığım) bu şeyler, ya Kur’an kadar yahut da ondan daha fazladır... ” buyurmuştu. (Ebû Dâvûd, Harâc, 31, 33.) Böylece Efendimiz, Kur’an’da bulunmayan pek çok konuda kendisinin hüküm koyduğunu ifade etmişti. Allah Teâlâ’nın, “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının.” (Haşr, 59/7.) emri de bu anlamı içermekteydi. Aynı hususu Peygamber (sav) de belirtmekteydi: “Size ne emrettimse onu yapınız; size neyi yasakladımsa ondan sakınınız.” (İbn Mâce, Sünnet, 1.)
Yine bir seferinde Peygamber Efendimiz hutbe okurken, “Ey insanlar! Allah size haccı farz kılmıştır. Öyleyse haccedin!” buyurmuştu. Bunun üzerine bir adam ayağa kalkarak “Her sene mi yâ Resûlallah?” diye sordu ve Resûlullah"ın (sav) sessiz kalmasına aldırmayarak sözünü üç defa tekrarladı. Sonunda Allah Resûlü, “Evet desem, her sene vacip olurdu ve siz de buna güç yetiremezdiniz.” buyurdu ve şunu ilâve etti: “Ben sizi (serbest) bıraktığım müddetçe siz de beni bırakın. Sizden öncekiler, çok soru sormalarından ve peygamberlerinin buyrukları üzerinde ihtilâf etmelerinden dolayı helâk olup gitmişlerdir. Size bir şey emrettiğimde gücünüzün yettiğince onu yapın, size bir şeyi yasakladığımda da onu terk edin!” (Müslim, Hac, 412.)
Bu ve benzeri örnekler Peygamberimizin hüküm koymada da aktif bir rol aldığını göstermektedir. Bundan dolayıdır ki Sünnet, Kur’an’dan sonra ikinci bilgi ve uygulama kaynağı olmuştur. (Devam Edecek)
Abdulhak AKPOLAT
İl Başvaizi